O kadar da mantıksız değil...

O kadar da mantıksız değil...
O kadar da mantıksız değil...
Woody Allen imzalı 'Mantıksız Adam', "Hayat ve teori ayrıdır" diyen aykırı bir felsefe profesörünün, dünyayı bir kötüden temizlemek adına Raskolnikov'vari bir hamleye soyunmasını anlatıyor...
Haber: UĞUR VARDAN - ugur.vardan@radikal.com.tr / Arşivi

MANTIKSIZ ADAM (Not: 3/5)
Yönetmen: Woody Allen 
Oyuncular: Joaquin Phoenix, Emma Stone, Parker Posey 
Yapım: 2015, ABD 
Süre: 96 dakika

Woody Allen'ı seyircisi nezdinde özel kılan nedir? Zekâsı mı, sinemasal erdemleri mi, güçlü rejisi mi, ele aldığı konular mı, oyuncu seçimleri mi?.. Siz hangisini seçersiniz bilemem ama 'şıklar' arasında saymadığım bir tanesi, benim için bir ya da birkaç adım öndedir hep... Allen, bize yığınlar dolusu kitap aracılığıyla seslenen onca felsefi öğretiyi, sinema perdesine yansıttığı öyküleri vasıtasıyla öyle bir form içinde sunar ki, her bir fikriyatı hayatın doğal akışında karşımızda buluruz. Bu, kuşkusuz zaten her konuda yeterince tembel olan (post)modern zaman insanını daha da tembel kılar, bazen meseleleri orijinalinden okuyup öğrenme hakkımızı (!) elimizden alır ama Allen'ın dokunuşuyla da bambaşka zevkli uğraşların, farklı felsefi yorumların tanığı haline geliriz.
Üstadın son filmi 'Mantıksız Adam' ('Irrational Man'), bahsettiğim sularda yüzen bir yapım olmuş. Önce kısaca öykü diyelim: Varoluş problemleri yaşayan felsefe profesörü Abe Lucas'ın 'aykırı'lığına dair şöhreti Newport'taki görev yapacağı üniversiteye kendisinden önce gelmiştir. Burada onun yeni hayatına iki kadın yön verir; biri evli ve mutsuz öğretim görevlisi Rita Richards, diğeri de zeki öğrencisi Jill Pollard. Lucas'ın bedeni ve aklı bu iki kadın arasında gelip kendince cılızlaştığını düşündüğü hayat ışığını yeniden parlatma yolunda çareyi Raskolnikov'vari bir hamleye soyunmakta bulunur...
Woody Allen, 'Mantıksız Adam'da ana karakteri üzerinden filmini felsefi tartışmaların ortasına atıyor. Abe Lucas, öğrencisi Jill'le konuşmalarında sürekli teorilerin gerçek hayatta karşılığının olmadığına vurgu yapıyor ve birçok felsefi tezi 'sözel mastürbasyon' şeklinde tanımlıyor. Kilit sahnelerden birinde felsefe profesörü, katıldığı partide öğrencilerinin gözü önünde 'Rus ruleti' oynayarak onca kitabın veremeyeceği bir hayat dersine soyunuyor.

FELSEFECİLER GEÇİDİ
Lucas'ın yaşantısına yeniden anlam kazandıran şeyse hiç tanımadığı bir 'kötü'yü ortadan kaldırma planlamak oluyor. Orta yaşlı profesör, 'dünyayı en azından biraz daha iyi bir yer' haline getirme çabasına soyunuyor. Bu çaba, yazmaya koyulduğu ama ilhamını kaybettiği 'Martin Heidegger ve Nazizm' adlı kitabının yazılmasına da hız kazandırıyor.
Woody Allen'ın filmi, süresi boyunca o kadar çok limana uğruyor ki. Öyküde Kierkegaard, Nietzsche, Kant (ki Alman filozofun öğretisiyle Anna Frank'ın yaşadıklarının karşılaştırıldığı bölüm bence enfesti), Heidegger, Dostoyevski, Simone de Beauvoir, Sartre gibi referanslar bazen diyaloglarla, bazen bir kitapla önümüze atılıyor.
Bu noktada bir tespite daha soyunmak lazım sanırım; 'Mantıksız Adam', Allen'ın filmografisindeki 'Suçlar ve Kabahatler', 'Cassandra'nın Rüyası' ve 'Maç Sayısı' gibi yapıtlarıyla da birinci dereceden akraba görünüyor. Öte yandan kimi yabancı eleştirmenlerin de altını çizdiği gibi 'Kusursuz cinayet' fikriyle flört ederken Patricia Highsmith romanlarını ve kimi Hitchcock filmlerini de akla getiriyor.
Oyunculuklara gelince: En son 'Inherent Vice'da muhteşem oynayan Joaquin Phoenix, Abe Lucas'ta tatminkâr bir performans ortaya koyuyor. Emma Stone 'Sihirli Ay Işığı'ndan sonra bir kez daha Woody Allen'la çalışırken sonuçta küçük burjuva köklerine ve ahlakına geri dönen Jill'de gayet başarılı. Rita Richards karakterinde 'Bağımsızların kraliçesi' unvanlı Parkey Posey'i görmek ise sinemaseverler için hoş bir buluşma fırsatı yaratıyor.
Sonuç? Sıkıcı geçmesi muhtemel bir felsefe dersine gayet esprili, şaşırtıcı, hınzır bir hoca gelir ve ortam şenlenir. 'Mantıksız Adam'ı böyle tanımlamak mümkün. Ama 'Allen'ın en iyi filmleri' statüsünde olmadığı da muhakkak...