Obama ile Ölüm Yıldızı'nın* ortak noktası!

Obama ile Ölüm Yıldızı'nın* ortak noktası!
Obama ile Ölüm Yıldızı'nın* ortak noktası!

Havaalanlarındaki kaçakçılık odaları da Tayrn Simon un ilgi alanında.

Karaköy Galeri Mana'da sergi açan Tayrn Simon, Obama ve Castro portrelerinden ziyade girilmesi imkânsız yerlerde çektiği fotoğraflarla tanınıyor. Simon "Güç ve beraberinde getirdiği hassas noktalar ilginç geliyor" diyor
Haber: NEYLAN BAĞCIOĞLU / Arşivi

Taryn Simon. 37 yaşında, doğma büyüme New Yorklu. Fotoğraf makinesini elinde tutabildiği günden beri fotoğraf çekiyor. Babası ve büyükbabası da fotoğrafçı. Barack Obama, Beşşar Esad, Fidel Castro, Mahmud Abbas gibi dünya liderlerinin portrelerini de çekmiş olmasına rağmen, esas ünü gizli/saklı, bilinmeyen, hatta imkânsız denilen şeyleri fotoğraflama becerisine dayanıyor. Belki ‘Yıldız Savaşları’ müptelalarını kızdıracak bir yorum olacak ama Death Star (Ölüm Yıldızı), Taryn Simon’ın fotoğrafladığı en ilginç şey bile değil. Sanatçı, Klu Klux Klan ofisinden Scientology Kilisesi’ne, Fidel Castro’nun sarayından radyoaktif atık merkezine ya da kış uykusundaki bir ayının mağarasına, varlığından haberimiz bile olmayan dehlizleri, mucizeleri ve devlet sırlarını fotoğraflamış biri. Aynı zamanda Gwyneth Paltrow’un kardeşiyle evli.
Şu anda Karaköy’de yer alan Galeri Manâ’da bir sergisi var. Bir yandan New York Modern Sanat Müzesi MoMA’da işleri sergilenen, bir yandan da Paris’teki Almine Rech Galeri’deki sergisinin hazırlıklarıyla uğraşan, meşgul olduğu kadar enerji dolu sanatçıyla kısıtlı zamanda çok şey konuşma şansı yakaladım. Neticede, ‘Ölüm Yıldızı’nı bizzat görmedim ama onu görmüş az insandan biri olan Taryn Simon’la tanışma şansını yakaladım. 

JFK Havaalanı’nda beş gün boyunca alıkonulan 1095 şeyi fotoğrafladığınız ‘Kaçak Mal’ serisi İstanbul ’da sergileniyor. Bu seriye nasıl başladınız?
Havaalanlarında o kadar çok vakit geçiriyorum ki! ‘Kaçak Mal’, ‘Gizli ve Alışılmadık Olana Dair Bir Amerikan Dizini’ serisi için çektiğim bir fotoğrafın devamı aslında. Havaalanında 48 saatte alıkonulan bitki ve benzeri şeyler yığınıydı bu fotoğraf. Tüketici kişi olmadan, sadece tüketim objesine odaklanmak, harika bir zaman ve tüketim portresi yaratıyor. İnsan içeriye en çok eroin, silah ya da hayvan sokulmaya çalışılacağını düşünüyor ama başlıca şey sahte, kopya ürünler. Bu da yeni sorunun ekonomik olduğunu; korku yaratan şeyin uyuşturucu ve silahlardan ziyade Batı piyasasının dayalı olduğu marka kimliklerini tehdit eden sahte mallar olduğunu gösteriyor. Kopyaların seri üretimde olması ve benim bir fotoğrafçı olarak kopyanın fotoğrafını çekmem, ardından da kopyanın kopyasını yapıyor olmam... Öte yandan bu kopya ürünler Amerika’ya giremezken fotoğraflarının girip, farklı bir piyasa oluşturuyor olması… Hepsi ekonominin bir parçası. 

‘Kaçak Mal’ serisi Amerikan kültürel kimliğine dair neler söylüyor?
Burada Amerikalı olan yegâne şey, benim, başta bir kadın olarak bu projeyi gerçekleştirebilmiş olmam. Bu tip yerlere girmemi sağlayacak bir sistemin ya da resmi kurumun parçası değilim. Buradaki en ilginç şey, sıradan bir muzun bile bir anda silahmışçasına korku yaratabilmesi. Bu da yasak ve gizli olana bağımlılıklarımız açısından önemli. Doğu ile Batı arasındaki farklılıklardan doğan ekonomik bir tehlike söz konusu. 

Havaalanları garip bir zaman diliminde işleyen mekânlar. Beş gün boyunca bu zamansız mekânda fotoğraf çekmek nasıldı?
Havaalanı sınırlardan oluşan bir mekânı temsil ediyor. Bir yandan da sınırsız aslında. Bir zaman diliminde ama aynı zamanda zaman diliminin olmadığı bir yer. Zaman ve mekân açısından gerçeküstü. Bu da serinin ana karakterini belirliyor. 

‘Amerikan Dizini’ serisinin ilham kaynağı neydi?
11 Eylül’ün ardından Amerikan hükümeti kitle imha silahlarının saklı olduğu gizli mekânlar arayışındaydı, bir yandan da farklı kültürleri tanıma ve anlama çabası vardı. Bense Amerika’nın içine bakarak, bu ülkenin temelinde bilinçli ya da değil neler yattığını görmek istedim. 

Gizli, saklı ve erişilmesi imkânsız sanılan mekânları fotoğrafladınız. Öte yandan Başkan Obama gibi halka mal olmuş kişilerin de fotoğrafını çektiniz. Bu ikisi nasıl ayrılıyor?
Obama’yı çekerken kavramsal bir proje üretmiyordum aslında, tamamen farklı tip bir işti. Öte yandan dünya liderleri ilgimi çekiyor. Meslek olarak güç ve otorite… İşlerimin büyük bir kısmı buna odaklanıyor. Gücün merkezini bulmak her zaman kolay değil. Çünkü tavan-taban sistemi hep geçerli olmayabiliyor. Güç ve beraberinde getirdiği hassas noktalar ve yanılsamalar ilginç geliyor. 

Fotoğraflarınız, özellikle de ‘Amerikan Dizini’ serisindekiler arkalarında hummalı bir çalışma barındırıyor. Bir karenin ön hazırlığını anlatır mısınız?
Dört sene süren araştırma, yazışma, telefon konuşmaları… Bu kareler, görünmeyen ama uzun bir çalışma sürecinin son adımı. Nükleer atıkların arasında ya da bir ayının ininde saatlerce otururken kişisel endişe ve korkularımla yüzleşmek zorunda kaldım. Bir de tabii bürokratik zorlukları olan kareler var: CIA ya da idam mahkûmlarının bulunduğu hapishane gibi… 

Sırada ne var?
‘Hayatta Ölü İlan Edilen Adam ve Diğer Bölümler’ sergim MoMA’da ve Paris’te yeni açıldı. Dört sene boyunca dünyanın dört bir yanını dolaşarak kan bağları ve ilintili hikâyeleri araştırdım. Bu aslında kader keşfiydi. Kader söz konusu olduğunda bir tarafta hükümet, din ve şans gibi harici kuvvetler, diğer tarafta ise hem psikolojik hem de fiziksel olarak kalıtım devreye giriyor.
Taryn Simon’ın ‘Kaçak Mal’ ve ‘Amerikan Dizini’ adlı serilerinden seçmeler 30 Haziran’a kadar Karaköy Galeri Manâ’da.
*Ölüm Silahı, Yıldız Savaşları’nda Darth Vader’ın yaptığı, imparatorluğun en güçlü silahıdır.