Okuyan kızlarımız...

Türk sanatında Osman Hamdi'den bugüne uzanan süreçte 'okuyan kız' temasının görsel seyrini izlemek ilginç. Bir kere Batı'daki kitap okuyan kız betimlemelerinde olduğu gibi, öyle kendi halinde bir konu gibi algılamak mümkün değil meseleyi.
Haber: AHU ANTMEN / Arşivi

SANAT ELEŞTİRİSİ: Nazif Topçuoğlu
Türk sanatında Osman Hamdi'den bugüne uzanan süreçte 'okuyan kız' temasının görsel seyrini izlemek ilginç. Bir kere Batı'daki kitap okuyan kız betimlemelerinde olduğu gibi, öyle kendi halinde bir konu gibi algılamak mümkün değil meseleyi. Bir Fragonard'ın, Renoir'ın ya da Morisot'nun okuyan kızları, okuma ediminin içekapanık dinginliğinin ötesinde pek bir şey söylemez, söylemeyi de amaçlamaz. Yaşadığı zamanın koşulları içinde düşündüğümüzde, Osman Hamdi'nin uzanmış, okuyan çıplak ayaklı kızını salt resimden yayılan o huzurlu atmosfer bağlamıyla ele almamız mümkün mü? Okuyan kız burada, daha çok bir simge ya da bir işaret belki. 19. yüzyıl sonunda Osmanlı toplumunun geçirmekte olduğu değişime dair bir tür ipucu. Abdülmecit Efendi'nin 'Haremde Goethe'sini de unutmamak gerek.
Cumhuriyet döneminde modernleşme projesinin temeli olarak okumanın, erkek -kadın- çoluk-çocuk okuyan bir toplum olmak idealinin başlıca göstergelerinden biri de yine okuyan kız ya da kadın oluyor. Zeki Faik İzer'in o tartışmalar yaratmış ünlü 'İnkılap Yolunda' resminde Atatürk figürünün yanında eski bir fermanı çiğneyip geçerken elinde kocaman bir Türk dil ve tarih kitabı taşıyan figürün kız olması bir rastlantı mı? Ya da Şeref Akdik'in 'Okula Kayıt' resminde ön sırada kayıt olan köylü çocuklarının, kız olması? Akdik'in 1940'larda yaptığı resimlerde de kitap okuyanlar hep kız, kadın. Aynı temaya eğilen ressamlar arasında Zeki Faik, Zeki Kocamemi, Ercüment Kalmık, Cemal Tollu da var. Hatta Kamil Sonad'ın bir de kitap okuyan kadın heykeli var. Resmi ya da özel koleksiyonları tararsanız, fark edeceksiniz: Okuyan erkeklere hiç rastlanmıyor!
Bu temayı bugüne taşıyan bir sanatçımız da var. Okuyan kızları fotoğrafladığı 'Okuma Kitabı' dizisini Ankara Galeri Nev'de sergileyen Nazif Topçuoğlu, 'Neden okuyan kızlar çekiyorum?' başlıklı bir yazısında, "... ancak bilgilenen gençler, kızlar günümüzün distopik erkek egemen, otoriter ve kitleleri uyutarak ayakta durabilen kurumsallaşma eğilimine karşı çıkabilirler. Onlar büyüyünce anne olacaklar ve çocuklarını eğitecekler unutmayın. Bu yüzden kızların okuması çok önemlidir" diyor. Gelin görün ki mekân kurgusu, ışığı, atmosferiyle bu 'resimsi' fotoğraflardan yansıyan kızlarda bir Lolita sendromu da var.
Bu genç kızlar, dizboyu çorapları, dantelli gömlekleri, kareli etekleriyle -Balthus'a bir selam göndererek hadi kendi fesatlığımız diyelim- kitabın ve okumanın bir simge olarak arka planda yer aldığı gizemli bir baştan çıkarma oyunu oynuyorlar. Kiminle? Birbirleriyle. Fotoğrafçıyla. İzleyiciyle. Kitapla. Yeni uyanan bir cinselliğin keşfiyle meraklı ve heyecanlı genç kızların gizli dünyasının hikâyesi: Bazen dışarıdaki dünyaya ilgisini tümüyle kapatmış, dalgın; bazen izleyiciyle göz teması kuran, cüretkâr ve tahrik edici... 'Okuma Kitabı'nın yansıttığı, izlenenlerin ve izleyenlerin masummuş gibi yaptığı yapay bir dünya.
Topçuoğlu'nun 'Okuma Kitabı' dizisinin en ilginç yanı, bir geleneği sürdürerek ona çağdaş bir yorum getirirken, yeni sorular açması. Bu fotoğraflar ve onlardan yansıyan dünya, modernleşme idealinin yarattığı kültürün bugünkü göstergeleri arasında. Peki bu kızlar, bu yüzden mi böyle 'giydirilmiş' görünüyorlar? Bu yüzden mi kitaplar, bütün o bilgi, düşünce bir tür dekor gibi kullanılmış? Öte yandan o bıçak sırtı konum: Bir yandan okuyacaklar, öğrenecekler bu kızlar, yeni nesilleri yetiştirecekler. Sanatçı onlara böyle bir güç atfediyor. Öte yandan o sinsi erotik çağrışımlar her şeyin ötesine geçiyor, kızları yine birer seyirlik haline -o alışılagelmiş pasif konuma- itiyor. Topçuoğlu'nun Ankara Galeri Nev'de 1 Aralık'a kadar süren sergisinde ayrıca, o ünlü 'sakatat' fotoğraflarını da görebilirsiniz.