Öldürme üzerine bir film...

Öldürme üzerine bir film...
Öldürme üzerine bir film...
Brad Pitt'in başrolünde yer aldığı 'Fury', II. Dünya Savaşı ortamında aksiyon sahnelerine yüklenirken arka planda da masumiyetin yitirilişi üzerine bir öykü anlatıyor.
Haber: UĞUR VARDAN - ugur.vardan@radikal.com.tr / Arşivi

FURY (Not: 3/5)
Yönetmen: David Ayer
Oyuncular: Brad Pitt, Shia LaBeouf, Logan Lerman, Michael Pena, John Bernthal
Yapım: ABD , 2014
Süre: 134 dk.

Anlaşılan Brad Pitt, II. Dünya Savaşı’nda boy göstermekten fazlasıyla hoşlanıyor… 2009 yapımı ‘Soysuzlar Çetesi’ni ilk adım olarak alırsak ‘Hazine Avcıları’ ve bu haftanın en gösterişli filmi ‘Fury’yle birlikte beş yılda üçüncü kez aynı sularda dolaşmış oluyor. Bunun özel bir nedeni var mı bilmiyorum ama Hollywood’un zaman zaman insanlık tarihinin bu en dehşetengiz sayfalarından birine dönmesini, ‘Er Ryan’ı Kurtarmak’ sırasında yabancı bir eleştirmen değişik bir noktadan ele almıştı: “Amerika’nın katıldığı son haklı savaştı da ondan…”
David Ayer’in yazıp yönettiği ‘Fury’ görsel açıdan aksiyon sahneleriyle gönül almaya çalışsa da felsefi arka planında savaş olgusu üzerine seyircisinin zihninde farklı kapılar aralamaya çalışıyor. Bu kapılardan önceliklisi filmin bir yerinde ana karakterlerden birinin ifadesinde hayat buluyor: “İdealler barış içerir tarih ise şiddet...”

‘Training Day’in senaristi, ‘Harsh Times’, ‘End of Watch’, ‘Sabotage’ gibi filmlerin de yönetmeni olan David Ayer ‘Fury’de özellikle 70’lerde çokça rastladığımız son dönemde de ‘Er Ryan’ı Kurtarmak’la tekrar önümüze gelen bir formülü sahaya sürmüş: ‘Bir grup askerin eşliğinde savaş manzaraları…’ Önce filmin kısaca konusu diyelim: Nisan 1945… Müttefik orduları artık Alman ordusunu her alanda geriye püskürtmeye başlamıştır. Hitler’in herkesi cepheye çağırdığı ve son bir çabayla ayakta kalmalarını emrettiği bir ortamda, Çavuş Don ‘Wardaddy’ Collier, komuta ettiği ‘Fury’ adlı tankı ve küçük müfrezesiyle SS’lere ağır darbeler vurmaya çalışmaktadır. Ne var ki Almanların üstün teknolojisi karşısında işleri zordur. Tam bu ortamda aralarına katılan ve cepheye sekiz hafta önce sürülen ‘Çaylak’ er Norman bir tür yeni meşgaleleridir.
Ayer, filminin genel hatlarını Norman üzerinden savaşın kirli ve gerçek yanlarını resmetmeyi denemiş, zaman zaman da aksiyonel sahnelerle vites yükseltme üzerine inşa etmiş. Bu genel tablo içinde ‘Wardaddy’ öncülüğünde Norman’ın masumiyetini yitirişini ve savaşın genel geçer kuralları arasında (‘Savaşta doğru ya da yanlış yoktur’) dönüşümünü izliyoruz…

Hüzün ki en çok yakışandır Jessica'ya!


‘Alamo’vari bir kahramanlık…

Öykünün duygusal ve felsefi anlamda kalbinin attığı en önemli sahnelerden birinde ‘Wardaddy’ ve Norman’ın Alman bir kadının evine ‘zoraki’ misafir oluyorlar. Yemeğin ortasında ekibin diğer parçaları da meseleye dahil oluyor ve ortaya (ve de masaya) savaşın kendi gerçekleri bir kez daha dağılıyor…
Oyunculuklara gelince ‘Wardaddy’de Brad Pitt sanki bu kez fazla rol kesiyor. Genç Norman’da ‘Percy Jackson serisi’nde hatırladığımız Logan Lerman çok iyi. Ekip elemanlarından Meksika kökenli ‘Gordo’da Michael Pena, ‘Bible’da –bıyıklarıyla- Shia LaBeouf gayet iyi. Ama asıl etkileyici performans psikopat asker Grady’de Jon Bernthal’dan geliyor. Hafiften De Niro’yu andıran genç aktör muhteşem oynuyor.
‘Fury’ bütün iyi yan unsurlarına rağmen asıl rotasında yeni bir ‘Kahramanlık anıtı’ dikmeye ve bir İngiliz eleştirmenin de altını çizdiği gibi ‘Alamo’vari bir destan yazmaya soyunuyor. Dolayısıyla felsefi yaklaşımı da bu aksiyon ve örtülü hamasetin yanında geri planda kalıyor…