Önceliğim değil ama davet hep yurtdışından

Önceliğim değil ama davet hep yurtdışından
Önceliğim değil ama davet hep yurtdışından
Wall Street protestoları sırasında çektiği videosunu New York'ta sergileyen Ahmet Öğüt, 'Türkiye'de sanat kurumları henüz öğrenme sürecinde' diyor
Haber: MÜGE BÜYÜKTALAŞ / Arşivi

Protocinema-Itinerant, 2011 senesinde 303 Galeri’nin direktörü Mari Spirito ve Marian Goodman Galeri’nin direktörü Rose Lord tarafından kurulan kâr amacı gütmeyen bir sanat platformu. Platform nisanda New York’ta Ahmet Öğüt’ün ‘Occupy Wall Street’ hareketinden esinlendiği videosu ‘Oscar William Sam’in ilk gösterimini gerçekleştirdi. 

Türkiyeli bir sanatçısın ama yurtdışında çok daha fazla sergileme yapıyorsun. Dünyayla konuşabilmek çok önemli tabii ama Türkiyeli bir sanatçı olmak durumunu nasıl gördüğünü de merak ediyorum...
Türkiye ’de henüz geniş kapsamlı, son 10 yıldaki pratiğimi yansıtan, bir kişisel sergim olmadı. Öncelikli tercihim olmamasına rağmen yurtdışından gelen davetler sonucu çok daha fazla sergi yapma imkânım oluyor. Diyarbakır’da büyüdüm, dört sene Ankara ’da yaşadım ve orada okudum, ilk fırsatta oralarda daha etkin olmayı istiyorum. Helsinki’de ya da Amsterdam’da ders vermek yerine öncelikle Türkiye’de öğrencilerle bir çalışma yapmayı tercih ederim ama bugüne kadar tam tersi oldu. Diğer bir dileğim de Ortadoğu ’da ve Latin Amerika’da daha aktif olmak. Türkiye’de müzeler ve sanat kurumları henüz öğrenme sürecinde. Sanatçılara da çok iş düşüyor, akıntıya kapılmadan, ödün vermeden, tutarlı devamlılık sağlamak lazım. 

New York’ta ilk kez gösterilen ‘Oscar William Sam’ videosundan bahseder misin?
Geçen kasım, ‘Occupy Wall Street’ hareketi devam ettiği sıralarda New York’taydım. Zuccotti Park neredeyse küçük bir kasabaya dönüşmüştü. Kütüphane kurmuşlardı, hastane vardı. Oradayken birkaç kere ziyaret ettim ve nasıl işlediğini görmek istedim. Kamptaki hayatı bilgisayar oyunu estetiğiyle çektim. Kim olduğunu bilmediğimiz biri eliyle kampta gördüğü herkesi göstererek isimlerini sayıyor. Bu kişi ajan da olabilir, kamptan herhangi biri ya da oradan geçen bir kimse de... Filmin ardındaki fikir anonimlik mefhumu üzerine. Seçtiğim isimler Amerika’da en yaygın 25 erkek ve 25 kadın ismi. 

Sergideki diğer video ‘Things We Count’la ilişkilendirmeyi nasıl yapıyorsun?
2008 tarihinde yaptığım ‘Things We Count’ isimli videoda kamera yavaşça kayıyor ve emekliye ayrılmış savaş uçaklarını görüyoruz. Arka planda genç bir ses üç farklı dilde, Kürtçe, Türkçe ve İngilizce, bu uçakları sayıyor. Bu yeni videoda ise isimler sayılıyor. ‘Things We Count’ bir araştırma ziyareti için Arizona’ya gittiğimde yaptığım bir işti. Tucson yakınlarında Sonoran Çölü’nde 2. Dünya Savaşı’ndan beri 5000’den fazla uçağın toplandığı dünyanın en büyük askeri uçak mezarlığı var. Çölün ortasında bütün bu dev uçakları bir arada görünce o gücün ne kadar fiziksel olduğunu da hissedebiliyorsunuz. Kampa ilk gittiğimde bir gözetleme kulesi vardı. Daha sonra internette görmüştüm; kamptaki kuleyle Berlin Duvarı’nı gözetleyen kulenin fotoğraflarını yan yana koymuşlar. İkisinin ne kadar benzediklerini görüyorsunuz. Esas mekâna gittiğiniz zaman hakikaten her birey, o olarak oradaydı, anonim değildi, gözetleniyordu. Fikir aslında buradan geldi. Bir anlamda Amerika’daki en yaygın isimleri sayarak anonimliği onlara iade ediyorum. 

Yakın dönem işlerinden biri ‘203 Mehmet Yıldız’, yine isimlerle ilgili bir detay var…
203 tane Mehmet Yıldız, profesyonel ve amatör ligde farklı takımlarda oynayan ama hepsinin ismi ve soyadı aynı olan lisanslı 203 tane futbolcu hakında yaptığım bir çalışma. O kadar insanın ismi aynı olunca bir anda anonimleşiyorsun...