Onun için cumhurbaşkanı, başbakan farketmezdi!

Onun için cumhurbaşkanı, başbakan farketmezdi!
Onun için cumhurbaşkanı, başbakan farketmezdi!
Karikatürist Bedri Koraman'ın ardından en güzel yazılardan birini Zeynep Oral yazdı. İşte Cumhuriyet'te yayımlanan Karikatürün Don Kişot'u başlıklı yazı

Bedri Koraman... Adını yazdım ve yüzüme kocaman bir gülümseme, yüreğime müthiş bir sıcaklık ama aynı zamanda derin bir sızı yerleşti... 30 Yılı aşkın bir süre aynı gazetede , aynı koridora açılan odalarda çalıştık. (Arada, onun minicik bir kaçış ve hemen geri dönüşünü saymazsak tam 32 yıl...) Abdi İpekçi’nin “Milliyet”ini Milliyet yapanlardandı. Sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim:
Bu Bedri’nin ilk ölümü değil. Daha önce de ölmüştü, öldürülmüştü... Canı gibi sevdiği, ölçülemeyecek denli emek verdiği, çok şey kattığı, adıyla özdeşleşmiş gazetesi Milliyet’ten hoyratça kovulduğu gün... Ortak paydamız! Ondan bir teşekkürü esirgeyenlerdi onu ölüme mahkûm eden. Sonra başka gazeteye gittiyse de hiç ama hiç ayni şey değildi, olmadı, olamazdı...

Sıkı gazeteci
Bedri Koraman usta bir çizer, usta bir gazeteciydi. Hep vurgulandığı gibi “editoryal karikatürün” öncülerinden...
Kişiliği, afacan mizacı, ironisi, alçakgönüllülüğü, kendisiyle dalga geçebilmesi, kocaman yüreği, kendini değil yaptığı işi önemsemesi, dostluklara verdiği sonsuz değer, her daim güler yüzü... Bana öyle geliyor ki bütün bu özellikleri onun ustalığını gizliyor, keyifli kişiliğini öne çıkarıyordu...
Bedri’nin karikatür ve gazeteciliğini şöyle özetleyebilirim:
Günceli kovalarken, söylenen kadar söylenmeyenin de peşinde koşması... Toplumsal nabzı elinde tutması. (“Çizgilerine psikoloji katması” diyecektim, çok iddialı olur diye vazgeçtim)
Siyaset insanlarına, amansız hatta acımasız bir eleştiriyi bile gülümsemeye dönüştürmesi... Eleştiriyi öfke, kinle değil, hoşgörü ve sevgiyle sarmalaması...
Politik mesajlar kadar popüler konuları da ele alması...
Somut gerçeklikten, güncel yaşamdan kaynaklanan çizgileri...
En ufak ayrıntıya verilen önem...
Bunların tümünü muhteşem bir renk cümbüşüyle tamamlaması...
Bunları sağlamak için ne denli titizlikle çalıştığını anlatmam imkânsız... Mükemmel olması için o masanın başından saatlerce kalkmaz, kolay kolay beğenmez, müthiş emek verirdi her karikatüre.
Politik karikatürlerin yanı sıra kadın erkek ilişkilerini ele aldığı pazar eklerinin tüm bir sayfasını kapsayan çizgileri onu müthiş popüler kılmıştı. Bunlar cizgi roman niteliğindeydi.
Bütün kadınları “cazibe nesnesi” olarak çizmesine ben öfkelenirdim... Hiç gocunmaz, kahkahalarla güler, “Merak etme, ben senden daha feministim, onları olduklarından daha güzel görüyorum” derdi... Aslında çizdiği erkek egemen toplumun görmek istediği ya da kafasından geçendi...

Demokrasi kültürü mü?
Cumhurbaşkanı, başbakan, fark etmez, onları kılıktan kılığa sokardı. Acımasızdı. Turgut Özal’ın çıplak dansöz, Demirel’in ejderha hallerini nasıl unuturum ki! Hiçbir lider ona kızmazdı.
Ama o zaman şimdiki gibi değildi. Bunca öfke, kin, nefret yoktu. Lider olmanın gereği demokrasi kültüründen geçerdi. Karikatüriste dava açmak acizlikti, zavallılıktı, korkaklıktı, gülünçtü, zekâ kıtlığıydı. Bedri ve Örsan Öymen... Bu ikili Türkiye ’nin her yerinden ne röportajlarla dönerlerdi... Seçimler, Meclis’te olup bitenler, liderlerin yurtiçi-yurt dışı yolculukları, kongreler, mahkemeler... Tarihsel bir panorama geçiyor gözümün önünden...
Canım arkadaşım, Sevgili Bedri... Artık kimse seni üzemez, yoramaz, öldüremez, işsiz bırakamaz, mesleğinden ayıramaz... Işık ve renkler içinde uyu. Sevgili arkadaşın Örsan Öymen’le buluşup orda yine ne afacanlıklar yaptığınızı düşünmek istiyorum.