Orkestraya maya çalmışlar

Orkestraya maya çalmışlar
Orkestraya maya çalmışlar
Şef Gürer Aykal'ın kurup yetiştirdiği İzmir Karşıyaka Belediyesi Filarmoni Orkestrası'nın 'Karşıyaka'da Cumhuriyet Coşkusu' başlıklı konserini, Karşıyaka Opera Sahnesi'nde izleyince bizdeki 'Karşıyaka imgeleri' sararıp solmaya başladı. Kültür merkezi olsun diye başlanan, belli ki bundan 'konferans salonu' algısı çıkarılarak vücuda getirilmiş bir salon burası...
Haber: ERSİN ANTEP - ersin@muzikoloji.org / Arşivi

Hep gidilen, “avucunun içi gibi bilindiği” iddia edilen yerleri bir vesileyle keşfetmek gibisi yoktur. Başka bir gözle bakma olanağı ile farklılıklar ortaya çıkar ve görülür! Hafızada oranın adını aratıldığında eşleşen imgeler değişiverir! Bu değişim de yaşayanı, pek mutlu eder.
Dağda, kar üstünde sucuk-ekmek keyfi sonrasında, şen-şakrak şöminenin başına yarışırsınız. Ardından motelde sıcacık şarap eşliğinde romantik bir gece geçirirsiniz. Mum ışığındaki yemekten sonra motelde dinlenir, sabah da teleferikle aşağıya inersiniz. Eh artık ondan sonra, ister birkaç tiyatrodan seçeceğiniz birinin temsiline, ister operaya, ister konsere, ister DJ performansı için alana veya “eski milli içki” ve balık sefası için şehre dağılabilirsiniz.

İnanması zor ama; İzmir’den bahsediyoruz. 35.5 Karşıyaka’dan… İzmir, pek çok İstanbullu’nun haşır neşir olduğu bir şehirdir. İzmir’i görmeyen, hakkında bilgi sahibi olmayan “İstanbullu” neredeyse yoktur. Bunun için de “a! Ben İzmir’i çok iyi bilirim” iddiası, konuyu açtığınız İstanbul ’da, sıklıkla karşılaşma teminatı altındadır.
Biz de o “iddiacılar”dandık! Ta ki Karşıyaka’da 28 Ekim’de gerçekleşen bir konsere gidene kadar… Şef Gürer Aykal’ın kurup yetiştirdiği ikinci göz ağrısı İzmir Karşıyaka Belediyesi Filarmoni Orkestrası’nın “Karşıyaka’da Cumhuriyet Coşkusu” başlıklı konserini, Karşıyaka Opera ve Tiyatro Sahnesi’nde izleyince, bizdeki “Karşıyaka İmgeleri” başkalaşmaya, sararıp solmaya ve hatta sonbahar hüznüyle birer birer dökülmeye başladı.
Kültür merkezi olsun diye başlanan, belli ki bundan “konferans salonu” algısı çıkarılarak vücuda getirilmiş bir salon; Karşıyaka Opera ve Tiyatro Sahnesi… Sonradan yapılan düzenlemelerle, akustik problemlerinin büyük kısmı halledilmiş bir mekan! Aylık ve yıllık sezon programı var! Yurtiçinden ve dışından pek çok sanatçıyı ağırlıyor. Kadıköy Caddebostan Kültür Merkezi ve Bursa Nilüfer Konak Kültür Merkezi gibi, sokak arasında! Adeta yıkılması fırsat bilinmiş bir binanın yerine “kaçak kültürleşme” örneği! Kentsel dönüşüm ibresinin “ sosyal dönüşüme” evrildiği bir ortam!

Şef Gürer Aykal idaresindeki orkestranın ilk sınavı; genç yaşta kaybettiğimiz besteci Ferit Tüzün’ün “Söyleşi” adlı eseriydi. Aykal eser öncesinde hem övgü, hem ilgi, hem de espri “ortası”nı değerlendirerek, orkestrasını bir puan öne taşıyor. “Güneşi pek az olan karanlık ülkelerin aydınlık insanlarına bu eseri orkestrayla birlikte seslendirdiğimizde, yüzlerine renk geldi! İnanın!” ifadesi; zevkli ve cilveli gülüşmeler, daha güçlü biçimde de alkışla karşılanıyor. Eh! Böyle olunca da dinleyici, daha bir dikkat kesilerek dinliyor. İyi bir çıkaran obua’ya nazaran flüt’te bir sorun var sanki! Şef ikisini de eser sonunda en öne çıkarıyor. Gürer Aykal; işini iyi yapanları takdir edip alkışlatmayı pek sever! Obua ve flüt “çalganı”nı da taltif ediyor.
İlk sergi eserden sonra sahnede genç keman “çalganı” Hande Küden beliriyor. Yıllar önce Mersin’de düzenlenen Gülden Turalı Keman Yarışması’ndan alnının akıyla birincilik almış, geçtiğimiz yıl da, İKSV tarafından Aydın Gün Teşvik Ödülü’nün ilkine layık görülmüştü. Öğrenimini; Berlin’deki Hanns Eisler Houschule für Musik Berlin’de sürdürüyor.
Küden; W.A.Mozart’ın 4 numaralı Re Majör Keman Konçertosu’nu solist olarak seslendirmeye başladığında, parmakların tuşeye basmaktaki tereddütü de dikkat çekiyor. Buna “pis basmak” deniyor. Mozart’ın opera aryalarını andıran “bunalımsız yaylı ağırlıklı” örgüsü, dinleyiciyi ısıtıyor. Söz soliste düştüğünde, o “net gelmeyen” notalar çoğalıyor. “Yorgun mu acaba?” sorusu, ister istemez geliveriyor. Eseri anlayıp özümsediği pek belli! Gelgelelim, sanki parmaklarına söz geçiremiyor! Ton, onun gibi becerikli bir genç kemancıyı merak edip gelenler için pek tatmin edici değil!

Kendini tutamayıp bölüm arasında alkışlayanlara şef Gürer Aykal; “alkışınızı tutun biraz! Görün bakın solist, ne renkler çıkaracak size, eser sonunda!” diyor. Bu da, alkış alıyor.
Eserin ikinci bölümünde, sahnenin arkalarında kalan üflemelilerin, bir nüans derecesi az duyulduğu anlaşılıyor. Salon akustiği, yine de fena değil! Akustik; büyük beklenti olmadan, yerel ihtiyaçları fazlasıyla karşılayabilecek düzeyde! Üçüncü bölüme gelindiğinde, “sözkonusu ise” solistin yorgunluğu, seri perdeleri yetiştirememesi ile gün yüzüne çıkıyor. Ara sıra ritmi çekiyor. Bölümün ilerideki pasajlarında ise, ritmi hızlandırıyor.
Beethoven’ın meşhur 5.Senfonisi; konserin ikinci bölümünde sunuluyor. Beethoven çalarken; kısa cümle sonları, yumuşak bir staccato(dille kesik icra) ile bitmeli! Beethoven çalmadan önce, flüt-obua-korno icracıları grup ve birey olarak, şef tarafından özel olarak hazırlanmalı! O’nun besteciliğinde, “insanlığa verilen değer”in hangi boyutlarda olduğu kavranmalı! Eşlik partileri çalanlar, ayrı ve özel dinlenilmeli! Belki bu bahsettiklerimiz pek çok çağdaş eserin iyi icrası için gerekli bir reçete olabilir. Ancak bu reçete, ne olursa olsun ve en çok Beethoven için uygulanmalı!

Orkestraya biraz daha dikkatli bakalım… Şef Aykal, çoğunluğu İzmir’in genç konservatuar mezunlarından teşkil edilmiş olan orkestranın sahne oturumunda, orkestra şefi kendi sağına çelloları değil, Borusan’daki gibi viyolaları oturtmuş. Nefesli çalgıların birinci partileri başta olmak üzere, orkestranın kritik sandalyelerini, güvendiği orkestracılara teslim etmiş. Ankara ’dan Cem Akçora(korno) ve Ferhat Göksel (klarnet) gibi daha tecrübeli icracılar, adeta bir “maya” olarak kullanılıyor. İyi icra sayesinde genç orkestracılar, örnek alabilecekleri veya kendilerine yakın buldukları “abi” veya “abla”larından esinleniyor. Bu tecrübeli isimler elbette, süt’ün yoğurda dönüşmesi misali, belli bir sıcaklığa gelmiş (ve bu ısıyı muhafaza etmesi gerekmiş) olan genç orkestracıları mayalamaya katkıda bulunuyor. Böylelikle orkestranın koyduğu hedeflerden biri, dillere pelesenk olma hakkına da ulaşıyor: yurt sathında davet edilebilecek festivaller veya yurtdışında kardeş şehirlerde verilecek konserlerle, kısa zamanda “çıta atlama” ve daha da gelişme imkânı… Gürer Aykal açık açık söylüyor: “Ülkemizin gelişmekte, ancak şimdiden de belli bir seviyeyi tutturmuş olan genç bir orkestrasının gelişimine katkıda bulunmak, dinleyip haz almak için; İstanbul, Ankara, Mersin, Antalya, Side gibi festivallerden davet bekliyoruz!”
Bu arada onca kelimeden sonra fark edildi mi bilinmez ancak, bu olanakları sağlama ve bu ortamı vücuda getirme anlamında emeği geçen Karşıyaka Belediye Başkanı’nın adını hiç anmadık. Konser bittiğinde orkestra şefine çiçek takdim etsin diye, adı anons edildiğinde mahçup ama bekletmemek için de hızlı adımlarla sahneye fırlayan Başkan Cevat Durak, “Açık ve Net: Önce İnsan” şiarına sahip şekilde ve tevazu dairesi içinde çalışmalarını sürdürüyor. Sanki kenti, 350 izleyici kapasiteli tek salondan 9 kültür merkezine ulaştıran, daha da kültürel mekanlar hazırlayan kendileri değilmiş gibi, Başkan Yardımcısı Hüseyin Çalışkan ile birlikte arkada duruyorlar. Meydan; Genel Koordinatör Serdar Ongurlar ile yardımcısı Fatoş Tezcan’a kalmış! Ama onlar da, meydanı kendi zimmetlerine kullanmıyor.
Umarız ki Karşıyaka’daki dinleyici ve yöneticiler, iyi mayalanan bu sanatsal, dolayısıyla kültürel ortamı korumakta başarılı olurlar! Orkestra da, çalınan mayasını tutar, muazzam bir lezzete kavuşur!