Ormanda metal cinleri!

Ormanda metal cinleri!
Ormanda metal cinleri!

Behemoth. FOTOĞRAFLAR: ERDAL MAHİR CÜRAN/ POZİTİF LIVE

Bu sene ikincisi gerçekleşen Rock Off, Sarıyer'deki Life Park'a onlarca ünlü metal grubunu ve binlerce metal tutkununu topladı.
Haber: DOĞU YÜCEL - doguyucel@gmail.com / Arşivi

İki senede bir yapılacağı söylenen Rock’n Coke bu sene herhangi bir bahane açıklamadan gerçekleşmeyince gözler Rock Off’a dönmüştü. Rock Off bu sene ilk seneki kadar güçlü bir grup içeriğine sahip olmasa da rock ve metal’in farklı tarzlarına hitap etmesiyle dikkat çekiyordu. Bu yazın tek konaklamalı festivali olması da onu diğerlerinden ayıran önemli bir etkendi. Sahi, bu sene konaklamalı mainstream / ana akım bir rock festivali neden olmadı İstanbul ’da?

Freebird Agency ve Pozitif Live’ın ortaklığıyla gerçekleşen Rock Off, 31 Temmuz gecesi kampçıların katılım gösterdiği etkinliklerle başladı. Komedyen Mesut Süre stand-up gösterisiyle Dragon’s Den çadırında boy gösterdi. (Bu arada boyu iki metre!) İlerleyen günlerde Dragon’s Den sahnesi çok özel performanslara sahne oldu. Anneke Van Giersbergen’in tek başına gerçekleştirdiği akustik şov unutulmazlar arasında yer aldı. Metin Türkcan ve Murat İlkan’ın akustik konseri ise hem güzel performanslara hem de sunucu Metehan Mert Çakır’ın katılımıyla kahkaha bombası diyaloglara sahne oldu. Kaan Kural’ın bastıran yağmur nedeniyle yarım kalan sohbeti de çok keyifliydi. Rock festivallerinde bu tip etkinliklere kesinlikle ihtiyaç var.

Tabii asıl metal fırtınası ana sahne önünde koptu. Program İtalyan thrash metal grubu Eversin ile başlayacaktı ama ailevi sebeplerden son anda katılamadılar. Bu durumda sahnenin açılışı İstanbullu grup Soul Sacrifice’a kaldı. Grup da her zamanki Avrupai kalitesiyle festivale start vermeyi bildi. Daha sonra sahne Black Tooth’undu. Ankaralı grubun vokalisti Tuna Vural bana göre Türkiye ’nin metal sahnesindeki en iyi frontman. Sahneye çıkar çıkmaz seyirciyi avcunun içine almasını ve şovun sonuna kadar onları bırakmamayı çok iyi biliyor. Ride for Dime, Sweden Rock gibi yabancı festivallerde çıkmalarını da bir ölçüde Tuna’nın bu becerisine borçlular. Fakat şunu söylemeliyim, son Black Tooth kadrosu Tuna ve davulcu Onur Akça dışında eski karizmanın çok uzağında. Bundan on sene önce, çaldıkları enstrümanlar ve kılık kıyafetleriyle 90’lar Pantera imajını baştan yaratan grubun eski karizmasının yerinde yeller esiyordu.

Festivalin ilk yabancı grubu Unleashed oldu. Günümüzde çok popüler olan Viking Metal’in yaratıcılarından, death metal’in kült grubu Unleashed’in bu ülkemizdeki ilk performansı oldu. Son albümlerindeki ateist manifesto ‘Where is Your God Now?’, klasikleşmiş marşları ‘To Asgard We Fly’ ve death metal 101 şarkısı ‘Hammer Battalion Unleashed’ performansın zirvelerindendi.

Ağustos yağmuru bir Rock Off geleneği olacak sanırız. Geçen sene HIM konserinden önce baş gösteren sağanak yağmurla bu defa Korpiklaani sırasında karşılaştık. Fakat yağmura rağmen eğlence kesilmedi. Finli grubun folk metal ezgileriyle siyah tişörtlüler yer yer halay (evet halay!) çekti, yer yer circle pit’ler (onlarca yüzlerce kişinin halka şekline girip koşuşturmacası) oluştu.

Sırada Soulfly vardı. Sepultura’nın eski lideri Max Cavalera rock yıldızlarının turnedeyken çocuklarından uzak kalma problemine kökten bir çözüm bulmuş ve iki oğlunu grubuna almış! 47 yaşındaki Max’a davulda 22 yaşındaki oğlu Zyon Cavalera, basta ise onun küçük kardeşi Igor Cavalera Jr. eşlik etti. Peki sonuç? Tabii ki muhteşemdi. O kadar güçlü ve enerjik bir performanstı ki sadece gençlerin değil, eski tüfeklerin de kendini içinde bulduğu pogo dalgaları vuku buldu. Pogoda maNga’nın davulcusu Özgür Can Öney ve birçok müzisyeni görmek mümkündü. ‘Primitive’ gibi Soulfly bestelerinde de coşku zirvedeydi ama asıl kıyamet direniş kültürümüzün fon müziği olan ‘Refuse / Resist’te ve ‘Roots Bloody Roots’ gibi Sepultura marşlarında koptu.

Soulfly’dan sonra sıra Gojira’daydı. Fransız progresif death metal devi geçen sene Rock Off’ta Megadeth’ten önce inanılmaz bir performansa imza atmış, adeta bu seneki yerini garantiye almıştı. Grup bu sene de görkemli ışık sistemi ve agresif sound’uyla seyirciyi mest etti. Fakat ben bu sene Gojira’dan etkilenmedim. Çevreci ve varoluşçu temalarıyla Chuck Schuldiner’ın halefi olarak gördüğüm Joe Duplantier bazılarının ona yüklediği bu mirası unutuyor gibime geliyor. Death’in merhum lideri Chuck, mesajının, felsefesinin ve melodilerinin bu müziğin gereklerinden biri olan agresif tavrın gölgesinde kalmasına izin vermezdi. Bu yüzden Death’e “iyi konser grubu değil” denirdi ama Chuck bu tavırdan ödün vermedi. Gojira ise “iyi konser grubu” olmak adına seyirciyi agresyonla tatmin etmeyi tercih ediyor gibi. Belki de progresif müziği “konserlik” kılmanın tek yolu budur.

Ve sıra geldi ilk headliner’a. Korn 2005’teki ilk İstanbul konserinden 10 yıl sonra, ilk albümünün 20.yılını kutladıkları özel turne kapsamında Rock Off’taydı. Fonda ilk albümün kapağı belirdi ve grup tüm turne boyunca yaptığı gibi ilk albümü baştan sona çaldı. Koyu Korn hayranları için bulunmaz nimetti bu ama ortalama Korn hayranları için bu albümün az bilinen şarkılarında tempo epey düştü. Bir de davulda David Silveria’yı aradı gözler. Ray Luzier çok iyi davulcu ama ‘Blind’ın başındaki zil vuruşları gibi birçok klasikleşmiş “ses”te Silveria’nın kendine has tuşesini duyamamak üzdü. Silveria eksikti ama ilk defa Head’li kadroyu izlemek güzeldi. Nu-metal devriminin gitarşörleri Head ve Munky’i senkronize hareketleriyle izlemek ve yıkıcı distortionlarını canlı canlı duymak harikaydı. Fieldy de RHCP Flea’den beri hasret kaldığımız funky tarzıyla bas frekanslarına doyurdu bizi. Tabii Jonathan Davis sahnenin asıl hakimiydi. Finale kadar seyirciye tek kelime etmedi ama ‘Shoots and Ladders’dan önceki gayda performansı ve bakışlarıyla seyirciyi avcunun içine almasını bildi. Performansın en özel şarkısı kuşkusuz ‘Daddy’ idi. Jonathan Davis’in tacizci babasına ithaf ettiği ve albüm kaydında kendi ağlama seslerine yer verdiği bu parçayı Korn bu turneye kadar hiç çalmamıştı. Jonathan’ın en büyük travmasıyla hesaplaştığı bu şarkıyı söylerken diğerlerinden farklı duygular yaşadığını görmek (ve duymak) zor değildi. Korn konserinin ilk albüme adanan bu bölümü oldukça özeldi ama seyirciyi asıl coşturan kısım sonrasındaki dört şarkılık “best of” bölüm oldu. ‘Falling Away From Me’, ‘Here to Stay’, ‘Coming Undone’ ve ‘Freak on a Leash’ festivalin en coşkulu anlarına imza attı. Korn’u en kısa zamanda baştan sona “best of” bir playlist’le bekliyoruz.

İkinci gün Türkçe sözleriyle dikkat çeken İstanbullu death metal grubu Milk Hunter ile başladı. İkinci grup İzmir’in köklü gruplarından Rampage’di. Menajerleri olduğum için objektif bir yorum yazmam zor ama şunu söyleyebilirim: Rock Off’ta bu sene eksik olan klasik heavy metal sound açığını başarıyla kapattılar. Küçük yaşta geçirdiği tren kazasının ardından hayatına kancalarla devam eden, İzmir’de “Kaptan Kanca” olarak da nam salan Rüştü Fişekçi görünümüyle, İzmir’de birçok gitaristi yetiştiren Savaş Oğuz ise gitar sololarıyla dikkatleri üzerine çekti. Rampage’den sonra Murat İlkan sahne aldı. Yıllardır MS hastalığıyla savaşan Murat İlkan’ı bu konserde fiziken çok iyi gördük. Vokalinden zaten hiç şüphemiz olmadı. Genç grubuyla birlikte harika albümü “Fanus”tan parçalar çaldı. Sık sık seyirciden gelen Pentagram – ‘Bir’ isteklerini esprilerle geçiştirdi ve Pentagram’dan ‘Ölümlü’ ile kapanışı yaptı. Yerli gruplar performans olarak iyi olsalar da sahne duruşundan kaybediyorlar. Bunu Dark Tranquillity sahneye çıkınca daha iyi anladık. Daha sahnede belirir belirmez farklarını ortaya koydular. Türkiye’de çok sevilmesine rağmen bir süredir izleyemediğimiz Dark Tranquillity ve özellikle solist Mikael Stanne bizi özlemişe benziyordu. Festivalin en arzulu performanslarından birine imza attılar. Basgitarda Tiamat’tan Anders Iwers’i de görmek hoş bir sürpriz oldu. Baba beyaz saç ve sakalıyla karizmasını konuşturdu.


Milk Hunter
Çok sevilmesine rağmen 2013’e kadar ülkemize gelmeyen Annihilator Maslak’taki o konseri fulleyince tekrar getirmek şart olmuştu tabii. Bu defa bir fark vardı gerçi, grubun lideri virtüöz gitarist Jeff Waters aynı zamanda vokalleri de üstleniyordu. 90’ların ortasında kısa bir dönem gitar ve vokali bir arada yürüten Waters o zamandan beri bu sorumluluğu üzerine almıyordu. Annihilator’ın gitar ve vokal partisyonlarının zorluğu malum. Hem vokal hem gitarın altından kalkabilecek miydi Waters? Bunu sorduğumuza bile utandık Kanadalı grubu izlerken. Jeff Waters sanki Guitar Hero’yu zorluk seviyesi en basitte çalıyor gibi rahattı. Vokali de Dave Padden’ı hiç aratmadı. Yeni şarkısı ‘Suicide Society’ ile başladı grup. Kimse bilmiyordu şarkıyı. Asıl coşku “Alice in Hell”den parçaların çalınmasıyla başladı. Grup bu albümden tam dört şarkı çaldı. Jeff Waters anonslarıyla güldürdü. Bir şarkının gerçekten Rush’ı anımsatan kısmında “Bu tam bir Rush kısmı” demesi buna bir örnek olsun. Bir de buna benzer esprileri şarkıların teknik bölümlerinde yapması alandaki gitarist adaylarını uyuz etmiştir herhalde!


Annihilator
Bu kadar thrash yeter, biraz doom lazım diyen My Dying Bride ‘Your River’ ile başladı performansına. Doom metal’in efsanevi grubu ‘A Kiss To Remember’ ile depresif ama melodik, agresif ama incelikli icrasına devam etti. Grubun vokalisti Aaron Stainthorpe bence Rock Off’ta sahne alan en etkileyici frontman’di. Yaklaşık 1.90 boyundaki vokalist jilet gibi bir takım elbise, beyaz gömlek ve siyah kravatla sahne aldı. Viktoryan çağda bir Shakespeare piyesinden fırlamış gibiydi. Şarkıların her mısrasını tüm benliğiyle hissederek söylediği anlaşılıyordu. Enstrümantal kısımlarda tiyatral duruşunu bir an bile bozmadı, sahneye yatıp kıvrandığı da oldu, kendine acı çektirdiği de. İngiliz gruba yabancı olanlar bu abartılı sahne duruşunu, ağdalı sözleri ve depresif müziği ağır bulmuş olabilir ama bence My Dying Bride en koyusundan renk kattı festivale.


My Dying Bride

'ŞEYTAN-Ü EKBER' BEHEMOTH! 
Son yılların yükselişteki grubu Behemoth, Bride’ın düşürdüğü tempoyu “blackened death” tarzı müziğiyle zirveye çıkardı. Polonyalı grup dinleri eleştiren tavrıyla da meşhur. Sahnede İncil’i yırtmaktan dolayı tutuklansa da grubun lideri Nergal uslanmak bilmiyor. Geçen sene yayımladıkları albüm “The Satanist” adı üzerinde mesajını saklamıyordu. Nergal bu konserde de sözünü sakınmadı. Bir anonsunda “Şeytan-ü Ekber” demesi oldukça cesur bir hareketti. Tabii grubun sözleri bu provakatif anonstan çok daha entelektüel ve mistik bir çizgide. Sahne önündeki örtülü hayranlarının veya İran’dan festivale gelen gençlerin bu tip sanatsal denemelerden rencide olmayacak kadar açık fikirli olduklarını biliyorlar. Kısa kesmek gerekirse heavy metal dünyasında her şey özgürlüğe işaret ediyor. Bu dünyada, İsa’yı bulduğu gerekçesiyle kendini dine verip Korn’dan on sene ayrı kalan rasta saçlı Head de var, müziğiyle dinlere meydan okuyan şeytan boynuzlu Nergal de...


Apocalyptica
Festivalin son grubu Apocalyptica oldu. İki günlük macera o kadar yorucuydu ki, en az on kez izlediğim grubu izlemeden çıktım. Oysa “çello metal” grubu ilk defa vokalistli kadrosuyla, üstelik de son yıllardaki en iyi albümünden sonra sahne alacaktı. Seyirci ise benim gibi yorgun görünmüyordu. Pazar günü, saat 21.30’du. Shuttle otobüsüne binecekken görevli “Kimse çıkmıyor, otobüsün dolması uzun sürer” dedi. Böyle bir durumla başka bir festivalde karşılaşamazsınız. Normalde Pazar gününün headliner’ı kim olursa olsun akın akın çıkılır... Şu çok açık: Heavy metal hayranlarının bu müziğe duyduğu tutkunun eşi benzeri yok. Rock Off da bu tutkunun karşılığını hem orman içinde kurdukları bu harika ortamla hem de sahneye çıkardıkları gruplarla karşılamasını başardı. Betonarme şehir ortamından ve çirkin ülke gündeminden çıkıp iki gün boyunca müzikle biraz olsun nefes aldık, fena mı?!