Örümceğin tutkusu

James Patterson, romanlarına çocuk tekerlemelerini hatırlatan adlar koyuyor.

James Patterson, romanlarına çocuk tekerlemelerini hatırlatan adlar koyuyor.
İki ya da üç yıl önce izlediğimiz 'Kızları Öp' (Kiss the Girls, 1997), 'Georgie Porgie' diye başlayan tekerlemeden alınmıştı. Georgie kızları öpüp ağlatıyordu. 'Örümceğin Maskesi' (Along Came a Spider)
ise, 'Little Miss Muffet'in birden beliren bir örümcekten nasıl korktuğunu anlatan tekerlemeden esinlenmiş.
Yazar bu merakını, Washington DC'de görevli polis psikoloğu Dr. Alex Cross'un kahramanı olduğu diğer kitaplarında da sürdürmüş: 'Pop Goes The Weasel', 'Jack & Jill' ve 'Cat & Mouse'. Belki yapımcılar, Dr. Cross serisinin geri kalan kitaplarını da perdeye aktarır. Doğrusu ilk iki örnek pek umut verici değildi ama, hiç değilse bu sayede Morgan Freeman'ı izliyoruz. Böylece iyi bir aktörün pek de iyi sayılmayacak bir filmde de bir karakteri yerli yerine oturtabileceği,
seyircilere teselli mükafatı sunabileceği anlaşılıyor.
Morgan Freeman'ın Dr. Alex Cross'u, tıpkı 'Kızları Öp'de olduğu gibi, bu olaya da gönülsüz olarak katılıyor. Bir suçluya tuzak kurmuşlar, genç hanımın 'ortak'ı ölmüş, kendini suçluyor. 'Örümceğin Maskesi'nde de bir kaçırma olayı söz konusu.
Özel bir okulda öğretmenlik yapan Gary Soneji (Michael Wincott), Senatör Hank Rose'un (Michael Moriarty) kızı Megan'ı (Mika Boorem) kaçırıyor. Bu kaçırma olayını kotarmak için, Rusya devlet başkanının oğlunun da okuduğu seçkin okulda iki yıl öğretmenlik yapmış. Gary Soneji'nin eylemini başarıyla gerçekleştirmesi ise, iki yıldır Megan'ı koruyan Gizli Servis ajanı Jezzie Flannigan'ın (Monica Potter) başına iş açıyor.
Soruşturmayı yöneten polis Ollie de (Dylan Baker) onunla birlikte çalışmamaya kararlı. Bu arada Soneji, Dr. Cross'u arayarak onun da soruşturmaya katılmasını sağlıyor. Suneji'nin parada pulda gözü yok. Tek istediği, tarihe geçecek bir kaçırma olayının kahramanı olmak. Aslında, okulda bir derste anlattığı Lingbergh'in çocuğunu kaçıran kişi kadar meşhur olmak istiyor. Her zamanki yöntemine başvurarak onun bir ruhsal profilini çıkartan Cross ise, Megan'ı iyi tanıyan Jezzie'yi ortağı olarak yanına alıyor.
Göreceli rahatlığı seçenlerden Yönetmen
Lee Tamahori'yi Yeni Zelanda yapımı çarpıcı Maori dramı 'Bir Zamanlar Savaşçıydılar'la (Once Were Warriors) tanıdık. Yazık ki Tamahori de birçok meslektaşı gibi Hollywood stüdyolarının göreceli rahatlığını seçti. Yeni-noir 'Kurtlar Şehri' (Mulholland Falls) ve Anthony Hopkins'li 'İhanet'in (The Edge) de kanıtladığı gibi, eski acarlığını yitirdi.
'Örümceğin Maskesi', geride birkaç sürpriz tutarken, seyircisine onu yeterince heyecanlandıracak ipuçları veren, nispeten makul bir gerilim filmi.
Hikâyesinin inandırıcı olmaması önemli değil
ama, ilginç olmaması büyük bir dezavantaj oluşturuyor. Doğrusu, Patterson'ın da çok parlak bir yazar olduğu söylenemez (Kızları Öp'ü okumuştum). Öte yandan, Monica Potter dışında oyuncuları makul, Morgan Freeman ise yıldız gibi parlıyor. Megan'ın tanık olduğu bir cinayet hariç, kaçırılanın çocuk oluşu da olduğundan kötü hale getirilmemiş.
Umarız Tamahori, 'Örümceğin Maskesi'nde bile sezilen ustalığını ileride tam olarak gösterme fırsatı bulur. Oyuncusu Freeman gibi, o da daha iyi filmlere layık.