Oryantalist İstanbul'a dair olağanüstü görsel şölen

Oryantalist İstanbul'a dair olağanüstü görsel şölen
Oryantalist İstanbul'a dair olağanüstü görsel şölen
İstanbul Araştırmaları Enstitüsü'nde açılan 'Doğunun Merkezine Seyahat 1850-1950' sergisi, 'Doğuya Yolculuk' mitosunun en güçlü olduğu bu zaman diliminde basılmış eski gravürler, afişler, fotoğraflar, broşürlerle Oryantalizmin en çekici imgelerinden İstanbul'un bir dönemine dair olağanüstü bir görsel şölen sunuyor.
Haber: GÖKHAN AKÇURA - gakcura@gmail.com / Arşivi

Pierre de Gigord adını son yıllarda sık sık rastlar olduk. Sergi ve kitaplarda “koleksiyon sahibi” bilgisiyle çıkıyor karşımıza. Geçen yıl, yine onun fotoğraf koleksiyonu kullanılarak Catherine Pinguet tarafından yazılan kitabın ( İstanbul . Fotoğrafçılar, Sultanlar 1840-1900) kapak içinde Gigord’la ilgili şu kısa bilgi bulunmakta: “Doğu tutkunu bir gezgin olan Pierre de Gigord, İstanbul’u 1860’ların ortasında, Hindistan’a giderken keşfetmiş ve büyülenmiştir. O tarihten beri 1843-1924 yılları arasındaki döneme ait her türden fotoğrafı biriktirmektedir: Albümler, kağıda basılmış resimler, kartpostallar, resimli kitap ve dergiler… Pierre de Gigord eski Osmanlı başkentinin ve taşranın tarih, etnografi ve topografyasıyla ilgili değerli belgelerini tarihçilerle, restoratörlerle ve bu işin diğer tutkunlarıyla büyük bir istekle paylaşmaktadır.”

İstanbul Araştırmaları Enstitüsü’nde açılan “Doğunun Merkezine Seyahat 1850-1950” adlı sergi de yine Pierre de Gigord koleksiyonundan yararlanılarak açılmış. “Doğuya Yolculuk” mitosunun en güçlü olduğu bu zaman diliminde basılmış, çoğaltılmış fotoğraflar, kartpostallar, afişler, broşürler vb. olağanüstü bir görsel şölen sunuyor bizlere. Serginin güçlü makalelerle zenginleştirilmiş kataloğundaki bölümlemeleri dikkate alarak anlatmaya çalışalım...


Önce “Karşı konulmaz davet: İstanbul imgesi” ile karşı karşıyayız. Oryantalizmin en çekici imgelerinden olan İstanbul eski gravürler, afişler, fotoğraflarla sergileniyor. Fotoğraflar arasında en ilginçleri doğu giysilerine bürünmüş turist kafileleri. Belli ki bazı fotoğraf stüdyolarında bu tür hazırlıklar varmış, gelen turistler giydirilip toplu olarak poz veriyorlarmış. İkinci bölüm “Raylar üzerinde seyahat” başlığını taşıyor. 19. yüzyıl sonlarında başlayan Orient Ekspres seferlerinden Wagons Lits’in yataklı vagonlarına uzanan bir süreç söz konusu. Garlar, trenler, yolcular… Zaten bir sonraki bölüm daha da özelleşerek “Bir Paris-İstanbul klasiği: Orient-Express” adını taşımakta. Orient Ekspres’i konu alan romanların afişlerinden, 1896 yılında sahnelenen Orient Express adlı gösterinin ilanına kadar binbir çeşit görsel malzeme ile sunulan bir konu bu.


Sırada “Dalgalar üzerinde seyahat” var. Aslında vapurların doğuya yolculuğu trenlerden çok daha önce başlamıştır. Avrupa’dan gelen gezginler Galata rıhtımında vapurdan inerler, orada sıra sıra dizilmiş çift atlı açık fayton arabalarına kurulurlar, süslü şemsiyelerini açarlar ve otele doğru yola koyulurlardı. Bu gemiler kendilerini nasıl pazarlarlardı, rotaları nasıldı, İstanbul yolculuğuna çıkardıkları yolcularını nasıl ağırlarlardı, limana geldikten sonra hangi turlara çıkarırlardı gibi sorular bu bölümde cevap buluyor.


Uçakların devreye girmesi ise 1920’lerin sonlarında: “Bulutlar üzerinde seyahat” bölümünde İstanbul’a yapılan ilk uçak seferleri ele alınıyor. Daha sonra Air France olarak karşımıza çıkacak olan Cidna, Türkiye’yi tanıtan güzel broşürler bastırmış olan Aero Espresso İtaliana, İkinci Dünya Savaşı sonlarında sefere başlayan Swissair, Pan American gibi havayolu şirketleri ile tanışıyoruz. Bu bölümün en ilginç fotoğrafları 1920 sonlarında Büyükdere’de denize inen yolcu uçaklarına ait.

Hangi araçla gelirse gelsin, yolcuların ana amacı İstanbul’u gezmektir elbette. “Kentin konukları: Hayallerden gerçeklere” bölümü turist gruplarının fotoları ile başlıyor. Onların gözüyle İstanbul’a bir kez daha bakıyoruz.

Sırada konaklama var: “İstanbul: Oteller kenti”. Otel etiketleri, kartpostalları, fotoğrafları, ilanları… Doğal olarak Pera Palas ön planda. Otelin özel koleksiyonundan gelme ilginç üç boyutlu objeler de var. Pera Palas’a ait tahtırevan, hesap makinesi, porselenler yüz yıl öncesini hatırlatıyor. Pera Palas’dan sonra Tokatlıyan otelleri de dikkat çekiyor: Hem Beyoğlu’nda, he de Tarabya’da bulunan bu oteller döneminin en önemli konaklama tesisleri arasındaydı. Bu başlıklara sığmayan çeşitli görseller ise “Doğu seyahati için kırk ambar” bölümünde toplanmış.

Serginin kataloğu da hem sıraladığım tüm görselleri sunuyor. Hem de birbirinden önemli makalelerle yayını kalıcılaştırıyor. Bu yazılarda Ekrem Işın, Catherine Pinguet, Jean-Michel Belogrey, Sophie Basch, Timour Muhidine, Thierry Zarcone imzalarını görüyoruz.

“Doğunun Merkezine Seyahat 1850-1950”, 17 Ekim’e kadar açık kalacak olan sergi, pazar günleri hariç hafta içi her gün saat 10.00-19.00 arasında görülebilir.