'Oryantalizmin 1001 Yüzü'ne Herald Tribune'den övgü

'Oryantalizmin 1001 Yüzü'ne Herald Tribune'den övgü
'Oryantalizmin 1001 Yüzü'ne Herald Tribune'den övgü
Uluslararası medyanın saygın gazetelerinden International Herald Tribune, S.Ü. Sakıp Sabancı Müzesi'nde halen devam etmekte olan 'Oryantalizmin 1001 Yüzü Sergisi'ni haber yaptı. Susanne Fowler tarafından kaleme alınan yazı 'Doğu hayali ilhamını aldığı topraklara geri dönüyor' başlığıyla verildi.

Uluslararası medyanın saygın gazetelerinden International Herald Tribune, S.Ü. Sakıp Sabancı Müzesi’nde halen devam etmekte olan 'Oryantalizmin 1001 Yüzü Sergisi'ni haber yaptı. Susanne Fowler tarafından kaleme alınan yazı 'Doğu hayali ilhamını aldığı topraklara geri dönüyor' başlığıyla verildi. Gazetenin yarım sayfa ayırdığı yazının girişi ise “Sergi, oryantalizmin az bilinen kültürel köklerine iniyor” şeklinde yapıldı. Günde, dünyanın dört bir yanından 1 milyondan fazla ziyaretçi alan The New York Times websitesinde de yer verilen yazıda, sergi kapsamında oryantalizm akımını mimariden modaya, resimden seyahate etkilediği geniş alanların ele alındığından bahsedildi.

IHT’de yeralan yazı şöyle:

"Kültür ve edebiyat eleştirmeni Prof. Edward W. Said’in aynı adı taşıyan ve çığır açan kitabı “Oryantalizm”, bu terimi yeniden tanımlayalı otuz beş yıl oluyor. Bu kavram bugün de önemli sergiler için popüler bir konu olmayı sürdürüyor. Bu sergilerden biri de Sakıp Sabancı Müzesi’nde halen devam eden “Oryantalizmin 1001 Yüzü” Sergisi.

Prof. Said oryantalizmi kısmen batılı kaşif, diplomat ve yazarlar eliyle yayılan, romantik imgelerin canlı tuttuğu, Asya ve Orta Doğu kültürleri hakkında birtakım yanlış varsayımları ve 'Avrupa merkezli önyargıları' benimsemiş tehlikeli bir zihniyet olarak görüyordu. Örneğin 1001 Gece Masalları’nın Avrupa dillerine yapılan çevirileri, Doğu için cinler ve haramilerle dolu bir cinsel entrikalar diyarı algısını yaymakta oldukça etkili olmuştur.

Sakıp Sabancı Müzesi’nde 11 Ağustos’a kadar devam edecek olan sergi, merceği yalnızca resim ve edebiyat alanları üzerine tutmakla kalmayıp mimari, seyahat ve moda alanlarındaki izleri bugün de devam eden oryantalist etkilere dek uzanıyor. Sakıp Sabancı Müzesi Müdürü Nazan Ölçer, serginin kataloğunda “Batının yarattığı bu hayali Doğu imgesi, ilham kaynağı olan coğrafyaya geri dönüyor” ifadesini kullanıyor.

Mimari söz konusu olduğunda her ne kadar Avrupalılar öteden beri hamam, çadır ve camileri 'Türk işi' olarak görmüş olsa da, bu sergide görüyoruz ki İstanbul ’daki kimi neo-İslami tarzdaki yapılar yüzyıllar öncesine ait bir Mağrib yapısına, yani İspanya’daki Elhamra Sarayı’na ya da Hindistan’daki İslami yapılara ait girift birtakım detayları alıp yeniden kullanmış olan Avrupa yapılarından esinlenmiştir."

Susanne Fowler yazısında ayrıca New Jersey Teknoloji Enstitüsü’nde mimarlık profesörü ve aynı zamanda serginin ortak küratörlerinden biri olan Prof. Zeynep Çelik’in sözlerine de yer verdi:

“Oryantalizme yapılan en temel mimari gönderme kalem minareleri, tipik kubbeleriyle Osmanlı camileridir. Hatta bu imge o kadar güçlüdür ki çoğu kez sadece Türkiye ’yi değil bütün İslam dünyasını temsil eder. Günümüz oryantalizminin çağdaş bir yansıması, Taksim Meydanı’na yeniden yapılması düşünülen ve yoğun protestolara konu olan Osmanlı dönemine ait soğan kubbeli bir askeri kışlanın inşaat planında da görülebilir.

19. yüzyıldaki Dünya Sergileri de hem egzotik pavyonların tasarımları hem de bu pavyonlarda sergilenen kitaplar, el sanatları ve sanat eserleri aracılığıyla Paris ve Şikago halklarının gizemli Doğuyla tanışmaları da Sakıp Sabancı Müzesi’ndeki sergisinin detayları arasında yer alıyor. Prof. Zeynep Çelik sergi kataloğunda “Oryantalist sanat, kültürel referanslarını bir avuç esere indirgeyerek ve sürekli bunları tekrar ederek köreltti” diyor ve ekliyor: “Yapılan tasvirin doğru olup olmaması ise her zaman önemli değildir.”

Yazı şöyle devam ediyor:

"Oryantalizm küresel yolculuğuna devam ederken insanlar da oryantal deneyimler yaşayabilecekleri seyahatler yapmaya başladılar. “Orient Express” ismi, demiryoluyla gerçekleşen zengin maceraları akla getirirken, bir yandan da gezi edebiyatı ve renkli posterler, egzotik ve gizemli istasyonlar resmediyordu. Le Corbusier adıyla tanınan ve 1912’de İstanbul’a gelen modernist mimar Charles-Édouard Jeanneret-Gris de bu gezginlerden biriydi.

Profesör Zeynep Çelik Le Corbusier için şöyle diyor: “Théophile Gautier ve Pierre Loti gibi yazarların eserlerini okuduğu için İstanbul üzerine üretilen edebiyata aşinaydı. Ayrıca pek çok resimli yayını da incelemişti. Daha gelmeden İstanbul’da ne görmek istediğini biliyordu: ‘İstanbul Haliç’inin üzerinde tamamen beyaz, tebeşir kadar saf otursun istiyorum. İstiyorum ki ışık, süt damlası yığınları gibi şişen kubbelerin yüzeylerini tırmalasın, minareler göğe uzansın ve gökyüzü de mavi olsun.’ Fakat Le Corbusier İstanbul’a yağmurlu bir günde vardı ve bu şehrin beklentilerine hiç de uymadığını gördü.”

Yazıda oryantalizimin etkilerinin modaya da yansıdığından bahsedilerek şu bilgilere yer verildi:

“Sergide ayrıca Oryantalist moda da yerini almış. Bunlar arasında Napolyon’un Mısır seferinin Avrupalı’nın beğenileri üzerindeki etkisi de var. Bu etkiyi bugün Gönül Paksoy ve Karl Lagerfeld gibi tasarımcıların çalışmalarında da görüyoruz. Sergilenen objeler arasında 19. yüzyıl sonuna ait bir çizgili ipek kaftan, odalık tarzı bir kadife ceket ve üzeri renkli işlemelerle bezenmiş Türk işi terlikler gibi Fransız kostüm tasarımcısı Alexandre Vassiliev’in koleksiyonuna ait çeşitli elbise ve giysiler var.

Birbiriyle alakasız fakat gözalıcı parçaların bir araya getirilmesiyle oluşan 19. yüzyıl Oryantalist kostümleri önce resimlerde etkin biçimde yansıtılmış, daha sonra fotoğraflarla günümüze ulaşmıştır. Varlıklı Avrupalılar Türk giysileri giymeyi ve bu giysiler içinde portrelerinin yapılmasını seviyorlardı. Fotoğraf stüdyoları bu kurguyu yayma konusunda önemli bir rol oynamıştır. O dönemde sokaklarda çekilmiş fotoğraflarda hiç şark kostümü giymiş birilerini görmeyiz. Bu kostümler sadece stüdyolarda çekilmiş fotoğraflarda çıkar karşımıza.”

Batının algısıyla Doğunun gerçekliği arasındaki kopukluğa bir örnek de 1860’da yapılan bir tabloya verilen tepkide görülüyor. “Ziyaret, Harem İçi” adlı tabloyu resmeden kadın ressam Henriette Browne, Sultan Abdülmecid’in kızı Fatma Sultan’ı Boğaz’daki bir sarayda ziyaret etmiş ve erkek Oryantalist sanatçılardan farklı olarak bu ziyareti sırasında “haremdeki” asıl hayatı görebilmişti. Yaptığı tabloda bir grup iyi giyimli ağırbaşlı kadın yer alıyor; yani herhangi bir hamam sahnesi ya da çıplak cariye görüntüsü yok. Bu tablonun 1861’de Paris’te sergilendiğinde görenleri hayalkırıklığına uğrattığını da yine Sakıp Sabancı Müzesi’ndeki sergiden öğreniyoruz.”