'Osmanlı müziği tam bir derya'

'Osmanlı müziği tam bir derya'
'Osmanlı müziği tam bir derya'

Jordi Savall, tüm dünyada ?Dünyanın Tüm Sabahları? filminin müziğiyle tanınıyor.

Yarın, Lütfi Kırdar'da 'İstanbul' albümünü seslendirecek olan Jordi Savall, 'Ben Osmanlı müziğini çok güzel buluyorum. Bu müziği çalarak öğrenmeye çalışıyorum. Başka müzisyenlerle birlikte yaptığım 'İstanbul', bugüne kadar yaptığım en başarılı kayıt oldu' diyor
Haber: ARZU HAKSUN GÜVENİLİR / Arşivi

İSTANBUL - Eğitimci, araştırmacı ve müzisyen Jordi Savall konser vermek üzere İstanbul’a geliyor. 30 yıldır Avrupa’nın müzikal mirası üstüne araştırmalar yapıyor, ortaya çıkardığı eserleri, büyük ustalıkla çaldığı ‘viola da gamba’ adlı enstrüman ve orkestrasıyla yorumluyor. Popülaritesini ‘Dünyanın Tüm Sabahları’ adlı kült filmin müzikleriyle yakalamıştı. O, Barok müzikte dünyanın en büyük adlarından biri.
Savall, şimdilerde Osmanlı müziğine büyük ilgi duyuyor. ‘Orient-Occident’ ve ‘Jerusalem’ adlı CD kayıtlarından sonra Ortadoğu bölgesine üçüncü kapsamlı bakışı sayılabilecek bir kayıt yapıyor; ‘İstanbul; Dimitrie Cantemir 1673-1723’. Osmanlı İmparatorluğu döneminde İstanbul’da yaşayan büyük müzikbilimci ve derlemeci Dimitri Kantemir’in kitabında yer alan eserlere dayanarak oluşturulan bu kayıt, Sefarad ve Ermeni müziklerini de kapsıyor. İstanbul’un, 2010 Avrupa Kültür Başkentliğini Avrupa’ya taşıyacak olan ‘Altın Yollar’ projesinin açılış etkinliği nedeniyle İstanbul’a gelecek olan Savall’a konserinde, albümünde de yer alan Kudsi Erguner (ney), Hakan Güngör (kanun), Derya Türkan (kemençe), Yurdal Tokcan (ud), Murat Salim Tokac (tambur), Fahrettin Yarkın (perküsyon) ile Ermenistan’dan Gaguik Mouradian (kemançe) ve Haig Sarikouyomdjian (ney ve duduk), Yunanistan’dan Dimitri Psonis (santur), Fas’tan Driss El Maloumi (ud), Fransa’dan Pierre Hamon (flüt), İsrail’den Michael Grebil (luth medieval&ceterina) ve İspanya’dan Pedro Estevan (perküsyon) eşlik ediyor. Jordi Savall ile ‘bir derya’ dediği Osmanlı müziğine olan ilgisini ve ses getiren albüm ve konser projesini konuştuk. 

Dönem dönem Osmanlı, kültürü ve müziğiyle Batılı gezginlerin, ya da araştırmacıların ilgisini çekmiş, bu ilginin hâlâ sürdüğünü görmek mümkün, bunu neye borçluyuz?
Bu çok entelektüel bir soru (gülüyor). Ama evet, araştırmacılar hâlâ Osmanlı müziğiyle ilgileniyor. Osmanlı müziğinin yapısı ilgiye değer bir yapı. İçindeki çokseslilik onun önemli bir karakteri. Fakat şunu unutmamanızı rica ediyorum, ben bir Osmanlı müziği uzmanı değilim. Amacım Osmanlı müziğinin nasıl icra edileceğini göstermek de değil. Bu konuda hiçbir iddiam yok. Ben sadece ilgimi çeken bu müziği icra ederek öğrenmek peşindeyim...

Peki sizi bu müziğe çeken ne oldu?
Çünkü Osmanlı müziğini çok güzel buluyorum. Bu müziği başka müzisyenlerle birlikte çalarak deneyimlemek ve deneyimlerken de keşvetmek istiyorum. Bugün bu müzik çalındığında, yıllar önce icra edilenden çok farklı oluyor. Bugünkü icrada neler çıktığı gerçekten çok enteresan. Bu benim şimdiye kadar yaptığım en başarılı kayıt oldu.

Tarih kitapları Kamtemiroğlu’ndan üç ayrı biçimde bahsediyor; besteci, tarihçi ve Osmanlı müziğinin sözlü geleneğinde yaşayan... Siz önce hangi Kantemir’i tanıdınız ve İstanbul albümünü bu çerçevede hangi özelliklerini dikkate alarak hazırladınız?
Galiba önce onun müzisyenliğini keşfettim, sonra da entelektüel birikimini... Onun hayatıyla ilgili bir kitap okudum, pek çok şeyi keşfettim; ama elbette öncelikle beni müzikal yapısı çekti.

İstanbul albümündeki repertuvarı neye göre belirlediniz? Onca yazılı eser arasında seçim yaparken hangi kıstasları göz önünde bulundurdunuz? Bu bağlamda yol gösteren oldu mu?
Çok bilinçli şekilde seçtim. Eğer Osmanlı müziğini içeren bir albüm yapacaksam, öncelikle o müziği tam olarak anlamalıydım. Bu nedenle kendimce en güzel parçaları seçtim. Elbette bazı Türk müzisyenleriyle fikir alış verişinde bulundum. Ama iki yılda sadece birkaç parça seçebildim. Osmanlı müziği tam anlamıyla bir derya. Daha pek çok mükemmel eser var. Bizim batıda sadece majör ve minörlerimiz var. Osmanlı müziğinde ise çok değişik ölçüler ve tonlamalar var. Dolayısıyla bizler için Osmanlı müziğini anlamak çok da kolay değil. Benim yaptığım bu albüm Osmanlı müziğini bizler için daha anlaşılır hale getirmek adına atılmış bir adım. 

Albümdeki enstrüman ve yorumcuların nasıl bir etkisi oldu?
Tüm müzisyenlerin kendine has bir stili, bilgi birikimi ve yeteneği var. Elbette bunlar yaptığımız kayda da yansıyor. Bu yansıma da beni çok mutlu ediyor. 

Eserleri albüm için yorumlarken gerek melodi gerekse de ritim olarak ne gibi zorluklar yaşadınız?
Çok çalışmam gerekti. Zor eserler. Benim için çok yeni bir müzikti. Ud ve ney gibi osmanlı enstrümanlarıyla birlikte çalmaya alışmam zaman aldı. 

Özellikle yaptığınız albüm çalışmasındaki repertuvarınızı gözönünde bulundurarak soruyorum; Sefarad, Ermeni ve Türk müziğinin aralarındaki ciddi yorum farkları nedir?
Hem müzikal prensipleri hem de kullandıkları enstrümanları değişik elbette. Örneğin Ermeni besteleri genelde dudukla çalınıyor. Bu da şarkılara başka bir tad veriyor. Osmanlı müziği udla ya da tanburla çalınıyor. Birbirinden çok farklı müzikler, karşılaştırmak pek mümkün değil.

Osmanlı müzik geleneğinin bugünkü durumunu değerlendirir misiniz?
‘Osmanlı müziği’ hususunda tam bir gelenekten bahsetmek olanaksız. Hangi gelenek? 1700’lerdeki mi? 1800’lerdeki mi? Üstelik her türlü müziği, eserin verildiği zamandan başka bir zamanda çaldığınızda ona farklı bir karakter katarsınız. Bu hem çok olağan hem çok normaldir. Bach’ı yorumlarken de aynı şey söz konusudur. Eserler verildikleri dönemde çalınmadığını unutmamak lazım.

Jordi Savall, saat 20.30’da, Lütfi Kırdar Kongre Merkezi’nde olacak.