Öyküler ve insanlar taşıyan 14 gar

Öyküler ve insanlar taşıyan 14 gar
Öyküler ve insanlar taşıyan 14 gar
Bir demiryolcu babanın oğlu olan Kemal Vardar'ın elinden çıkan, 14 yazarın kaleminin değdiği bir kitap, 'Memleket Garları'. Adana'dan Sirkeci'ye epeydir nostaljinin konusu olmuş garlara dair tarih, mimari, hatıra dolu anlatılar bir arada...
Haber: NAZAN ÖZCAN - nazan.ozcan@radikal.com.tr / Arşivi

Orhan Kemal’in cezaevinden çıktıktan sonra 1944’te bir dönem Adana Garı’nda muvakkat hamal olarak çalıştığını duymayanınız var mıdır? Ya da İlhan Berk’in yemeğini öğretmenlik yaptığı Samsun’un Gar Lokantası’ndaki en dipteki masada yediğini? Bunları ve elbet daha fazlasını demiryolcu bir babanın oğlu Kemal Varol’un derlediği, İletişim Yayınları’ndan çıkan ‘Memleket Garları’ kitabında okuyabilirsiniz. Akıbeti meçhul güzeller güzeli Haydarpaşa Garı da var kitapta, Pozantı da, Batman da, Akhisar da, Samsun da… Kitaptaki 14 garı farklı yazarlar anlatmış. Bazen tarihleriyle, bazen mimarisiyle, bazen hatıralarıyla ve bazen güzel hikâyeleriyle… Buyurunuz, bir kuple...



Haydarpaşa-Sirkeci Garları/Yonca Kösebay Erkan
Haydarpaşa Garı, 20. yüzyılın başının tüm ihtişamını yarattığı gibi aynı oranda da o dönemin biçimsel çeşitliliğini yansıtan bir yapıdır. Mimari dili, içinde bulunduğu toplumsal yapı ile bütünlük içinde olmamasına karşın, dönemi için önemli mesajları içerir. II. Abdülhamid’in dileği üzerine uzaktan bakınca önemli bir yapı olduğu hemen algılanan, ampir bezemeleriyle Osmanlı İmparatorluğu’nun simgelerini taşıyan, aynı oranda demiryolu inşaatlarının emanet edildiği yeni dost alanların izini taşıyan bir yapıdır.



Akhisar Garı/Ahmet Büke
Akhisar Garı, göçmen sarısı. Temiz ve terli yolcu salonu var. Duvarlarında alarm zillerini tarif eden afişler. (...) Helva satan çocuklar var. Kayalıoğlu’ndan gelmişler. Malını al para verme, tık demezler. Ama Ali’ye söv, ikiye böler seni rayların üzerinde. (…) Yağmur var ama hava güneşli. Gar Lokantası’ndan - ikinci katta - kızartma kokusu geliyor. Hareket memurunun odasında radyo açık: “Anarşistler bugün de bir bankayı soydu sayın seyirciler.” (...) Bir de kocaman Zenith marka bir saat var utanmadan. Kol kadar demirle garın alnına çakmışlar. Altında bir kadın bir erkeğin eline dokunuyor. Sevgili olmalılar. (...) Garın çay bahçesinde saatlerce oturup susmuşlar. (...) Ben ağladım ağlayacağım. Ulan neden kimse uğurlamıyor beni!...



Eskişehir Garı/Haydar Ergülen
Eskiden bu kadar kalabalık değildi, bekleme salonu bilhassa kadın yolcuların, köylerden, kasabalardan gelenlerin mekânı olurdu. (...) Arkadaşlarımla Eskişehir Garı’nda kış geceleri kara treni beklerken tütün sarıp içtiğimiz çok olmuştur, ama yanımızda votka da olurdu haliyle, bazen de Tekel’in cep konyağı. (...) Trenler perona yanaştığında simit ve ayran satan, el arabası ile gezinen zayıf yüzlü adamcağız Oxford mezunu bir mühendismiş. Ankara’da atom enerjisi üzerine de çalışmalar yaptıktan sonra kumar yüzünden işini terk etmiş ve 1975 yılında trenle geçerken, Eskişehir’de inmiş. İniş o iniş, o günden beri yaşamını simit ve ayran satarak sürdürüyormuş.



Ankara Garı/Mehmet Aycı
Ankara-İstanbul arasında resmi görevden ticaret işine, tehcirden askeri sevkıyata, siyası dalgalanmalardan İstiklal Mücadelesi’ne katılmaya, demiryolu güzergâhındaki kentlerden mebus intihap edip Ankara’ya gelmelere 47 yıllık eski döneminde trenler biraz da Ankara’nın demografik yapısını olduğu kadar idari yapısını da belirleyecek, ilk ve son tanıklıkları hep Ankara istasyonu yapacaktır. (...) Ankara Garı da diğer ana/anaç garlar gibi güne gülümseyerek, neşeli ve dingin başlar. Yer gök, güvercinler, çevredeki simitçiler, yüzde doksanı Haymanalı olan gar taksicileri, yolcular, hamallar, demiryolcular, garın kaşı gözü, mermeri taşı, yüksek tavanlı bekleme salonu, o salonun alabildiğine estetik, eskilerde tren sesini andırır gıcırdayarak açılan kapıları da güne gülümseyerek başlar…



Adana Garı/Behçet Çelik
Adana Garı’nın 1912’de hizmete alınmasından kısa bir süre sonra tanık olduğu bir zulüm daha var. (...) 1915’ten sonra bütün Anadolu demiryolları gibi Adana Garı da trenlerle sürgüne gönderilen Ermenilere tanıklık etmiş... Adana’da yaşayan yabancı mukim Bayan Wallis 9 Mayıs 1916’da verdiği ifadede bizzat Adana İstasyonu’ndan şöyle söz ediliyor: “Sığır gibi dolduruluyorlardı ve trenler, Adana istasyonundan birbiri ardına geçtiğinde, insanlar bir yudum su için yalvarıyorlardı, fakat bol su olmasına rağmen verilmiyordu. (...) Yakın dostlarımızdan bazıları yola çıkarken, istasyonda, bir aileye bir sepet üzün vermeye çalışmış, fakat izin verilmemişti. Onlar Halep’e ulaştıktan sonra insanlara ne olduğunu öğrenemedik.



Erzurum Garı/Feridun Andaç
Gar binasının önü bir hengâme… Sanırsınız ki, Almanya bir kapı ötemizde! Kara trenin lokomotifi oflayıp duruyor. Gözlerim o karartıda. Gecenin zifirini aydınlatan buhar, ardından içimizi iyice soğutan kalkış sesi, isle karanlığı buluşturan kömür kokusu… Ve sallanan eller… Garda kalan hüzünlü bir bekleyiş. Ama gidemeyenler de var, başka bekleyenler, Doğu Ekspresi’nin Kars’a ulaşacak yolcuları yarı uykularındalar. (...) En çok mahkûmlar dikkatimi çekiyor. İki jandarma arasında, sıkıştırılarak oturtuldukları demir kanepelerde sıkı sıkıya buluşturulmuş kelepçeli ellerine şaşkınlıkla bakıyorum…

Diyarbakır Garı/Şeyhmus Diken
Şimdi Diyarbekir istasyonuna kalan devasa bir yoksulluktur. (...) Odalarıysa salkım saçak dolu gelir, dolu gider, bütün yoksulluğu ve sefaletiyle. Çapa zamanı çapaya, pamuk zamanı pamuğa Adana’ya, Akdeniz’e. Fındık zamanı Düzce’ye ve daha ötelere. Diyarbekir’e kalan ise, şimdilerde artık şehre ‘yük’ olarak algılanan tren yolunun bir şekilde şehir dışına taşınma telaşıdır.



Basmane-Alsancak Garları/Orhan Berent
1970’lerdeki Alsancak-Buca-Seydiköy banliyö trenleri bojisiz, tek dingilli, kısa, çok eski vagonlardan teşkil ediliyordu. Bazı vagonlar eski şehirlerarası trenlerden kalmaydı. Bu tip vagonlar iki bölmeliydi, duvarları maun kaplamaydı. Bir bölmedeki koltuklar yeşil, diğer bölmedeki koltuklar kırmızı meşin kaplıydı. Babam kırmızı rengin birinci, yeşil rengin ikinci mevkiye işaret ettiğini söylerdi. Maun kaplamalı vagonları çok severdim. Buharlı lokomotiflerin çektiği çok eski ve köhne vagonlardan oluşmuş İzmir banliyö trenleri ile evimize dönmek geçmişte kalan fakat özlemle hatırlanan bir nostaljiden ibaretti. Ama ne nostalji...