Öyle bir geçer sezon ki

Öyle bir geçer sezon ki
Öyle bir geçer sezon ki
Hevesli gençler sayesinde her sene yenilerinin eklendiği tiyatrolarımız, 2011-2012 sezonunda niceliğin sorun olmadığı bir manzara sundu. Ama kaliteye gelince, durum vahimden hallice
Haber: ZEYNEP AKSOY / Arşivi

İstanbul ’da çok tiyatro var, gerçekten. Sezonda haftada ortalama kaç oyun oynanıyor bilemiyorum, ama çok. Üstelik hevesli gençler sayesinde var olma çabası veren bir sürü tiyatroya her sezon yeni bir kara bodrum katı, sıvaları dökülen bir apartman dairesi, 20 kişilik nurtopu gibi bir blackbox daha ekleniyor, bazıları hayırlara vesile bazıları hayal kırıklığı oluyor. Kantite açısından hiçbir sorunumuz yok doğrusu, kaliteye gelince, durum vahimden hallice. 

50 küsur yazı yazmışım bu sezon, izleyip de çeşitli sebeplerden yazmadıklarımı da katarsak, herhalde 80’e yakın oyun görmüşümdür ve hâlâ bir sürü görmediğim var. Şehir Tiyatroları rezaleti, Tiyatro Festivali derken hareketli bir sezon geçirdik, ona diyecek yok. Ama akılda ne kaldı? Sahne sanatlarını diğerlerinden ayıran en belirleyici özellik canlı olmaları, sahnelendikleri anla özdeşleşmeleri. Dolayısıyla onların değerini belirleyen önemli kriterlerden biri de hatırlanırlıkları. Efsane prodüksiyonlar vardır, üzerinden elli yıl geçtikten sonra hâlâ konuşulur bir rolün, bir mizansenin üzerinde, o misal. Ben de bu sezondan aklımda ne kaldı diye düşündüm, pek fazla bir şey yok. 
İşte kalanlar: 

Bazıları “teksti p..ç etmiş” bazıları “çok süslüydü” diye laf etti ama Ostermeier’in ‘Hamlet’i yılın beni uçuran prodüksiyonuydu. Dramaturji, reji, sahne tasarımı ve Hamlet yorumu açısından. Berkun Oya’nın ‘Güzel Şeyler Bizim Tarafta’sı çok iyi yazılmış, Türkiye ’nin şimdisini müthiş iyi tahlil eden bir oyundu ve çok iyi oynanmıştı. Serbestbölge’nin ‘Yok Oğlum Biz Evdeyiz’i de benzer şekilde, memleketin bazı sosyolojik gerçeklerini iyi dramatize eden, günümüze ve buralara dair iyi bir oyundu. Ekip Tiyatrosu’nun ‘Largo Desolato’su bu 80’lerden kalma, biraz “eskimiş” metinle neler yapılabileceğini göstermesi, detaycı çalışmışlığı, kostüm, makyaj ve reji bütünlüğüyle aklımda kalmış. Dostlar Tiyatrosu’nun ‘Ben Bertolt Brecht’i de Tülay Günal’ın oyunculuğuyla şarkıcılığı, Genco Erkal’la Günal’ın sahnedeki uyumu, dramaturji, çeviriler, müzik , kostümler yarattığı atmosfer ve genel akışın pürüzsüzlüğüyle.
Bir de çeşitli sebeplerle kötülüklerinden dolayı aklımda kalanlar var ki, onlarla ilgili söyleyeceğim tek şey, sayılarının çok daha fazla olduğu.