Palmiye'nin altında!

Cannes Film Festivali bu akşam sona eriyor

CANNES - Cannes Film Festivali bu akşam sona eriyor. Liv Ullmann başkanlığındaki jürinin hiç ipucu vermemesi, yarışmanın heyecanını daha da yükseltiyor. Asya sinemasının yakın bir gelecekte dünya sinemasında kendine iyi bir yer edineceğini müjdeleyen başarılı yapımlara ve Fransız sinemasının 'büyük' isimlerinin varlığına rağmen, Altın Palmiye yarışında yine Hollywood yapımları önde görünüyor.
Sinema dünyasının prestijli dergilerinin tahminlerine bakılırsa bu yılın favorileri Coen kardeşlerin 'Orada Olmayan Adam'ı ve Dreamworks'ün animasyon şaheseri 'Shrek'... Üçüncü sırayı ise, her ne kadar eleştirmenlerden 'yeteri kadar ruhu olmadığı'na dair eleştiriler alsa da, açılış filmi 'Moulin Rouge' yer alıyor. Bu filmin Century Fox tarafından finanse edildiğini
hatırlatalım.
Lenin'in son günleri
Festivalin önceki yıllara göre sönük geçtiği ise katılımcıların genel kanısı. Bunun nedeni ise yarışan yapımların hemen hepsinin daha önce gösterilmiş olması. Ancak dünya prömiyerini Cannes'da gerçekleştiren Alexandre Sokurov'un 'Taurus'u ve David Lynch'in 'Mulholland Drive'ı heyecanı hayli artırdı. 1999 yapımı filmi 'Molokh'la Hitler'in son saatlerini anlatan Sokurov,
'Taurus'ta ise yine dünya siyasi tarihini önemli 'kişiliği' Lenin'e uzatıyor kamerasını.
Filmde Leonid Mozgovoi'un canlandırdığı Lenin karakteri, suikast girişimlerinden aldığı derin 'yaralarla' sarsılan ve hayatının son günlerini yaptıklarını sorgulayarak geçiren yaşlı bir adam... Sokurov, yüzbinleri arkasından sürüklemiş kişilere olan eğilimini ise şu çarpıcı cümleyle açıklıyor; "Problem bir insanın aklını kaçırması değil, milyonlarca insanın bir deliliğin ürünü olan fikirlerin gerçek olduğuna inanması..."
Amerikalı yönetmen David Lynch ise yarışmaya
'Mulholland Drive'la katılıyor. Lynch'in "İyi bir filmin illa bir türe ait olması gerekmiyor" dediği 'Mulholland Drive', 1990'ların sevilen televizyon dizisi
'İkiz Tepeler'e ve bu rüya şehrinde yaşanan aşklara götürüyor izleyiciyi...
Heyecanla beklenen 'Yüzüklerin Efendisi'nin ilk görüntülerinin dünya basını ve seyircinin
karşısına çıkması, 'Kıyamet'in 20 yıl sonra uzatılmış haliyle ilk defa gösterilmesi gibi yürek hoplatan olayların bir diğeri ise usta sinemacı Jean-Luc Godard'ın Cannes'a gelişiyle yaşandı.
Godard Cannes'da
11 yıl sonra festivale katılan Godard'ın genç, ortayaşlı ve yaşlı üç çifti merkeze oturtarak, aşkın dört evresini -tanışma, fiziksel tutku, tartışma ve ayrılık- incelediği filmi 'Eloge de I'Amour'u (Aşka Dair) Altın Palmiye için yarışıyor. Godard'ın basına yaptığı, e-mail'den bilgisayara teknolojinin hiçbir nimeti hakkında bilgisi olmadığına dair açıklamalar
ise, yönetmenin saf sinema anlayışına olan tutkusunu bir kere daha kanıtlıyor. Ancak yönetmen, sinema teknolojisinin beşiği Hollywood'a da karşı olmadığını şu sözlerle dile getiriyor: "Kötü bir Kırgız filmi yerine bir Bruce Willis filmini tercih ederim!"
Her ne kadar 'Shrek', 'Orada Olmayan Adam' ve 'Moulin Rouge' Altın Palmiye'nin favorileri olsalar da, Amerikan yapımı olmayan filmler de festivalde puan topladı.
İranlı usta Mohsen Malkmalbaf'ın Kanada'da yaşayan Afgan gazetecinin yolculuğunu anlattığı 'Kandahar'ı ve Portekiz'in '90'lık dev'i Manoel de Oliveira'nın 'Vou Para Casa'sı (Eve Gidiyorum) bu yapımlar arasında yer alıyor. Japon yönetmen Imamure Shohei'nin 'Akai Hashi Noshitano Nurui Mizu'su (Kırmızı Köprünün Altından Akan Ilık Su) ve Tayvanlı Hou Hsiao Hsien'in
'Millennium Mambo'su da dünya sinemasının
'yükselen yıldızı' Asya sinemasının Cannes'daki başarılı temsilcileri. (Kültür Sanat)


    ETİKETLER:

    Altın

    ,

    Kanada

    ,

    Hollywood

    ,

    Bruce Willis