Parayla değil ideallerle...

Parayla değil ideallerle...
Parayla değil ideallerle...
Türkiye'nin çağdaş yüzünü temsil eden Köy Enstitüleri'ni beyazperdeye taşıma hevesiyle takdiri hak eden 'Toprağın Çocukları', sinemanın doğruları açısından bakıldığındaysa son derece 'eksik' bir görüntü veriyor
Haber: MURAT ÖZER - cinemozer@gmail.com / Arşivi

Bugünden bakıldığında tümüyle ‘ütopik’, neredeyse olanaksız bir düşüncenin ürünü gibi algılanabilecek bir uygulamaydı Köy Enstitüleri. 2. Dünya Savaşı sırasında hizmete açılan ve dönemin Milli Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel’in önderliğinde hayat bulan bu eğitim kurumları, köylerden gelen gençleri köy öğretmeni olarak yetiştiriyor, okuma yazma oranı diplerde gezinen Türkiye ’yi aydınlatma işlevi üstleniyorlardı. Eğitimle birlikte üretimi de sağlayan Köy Enstitüleri, ‘komünizm endişesi’ taşıyan Amerikan baskısıyla kapatılıncaya kadar binlerce köy öğretmeni yetiştirip Türkiye’nin medeniyete açılan penceresi oldular. Kısacık ömürleri boyunca topluma armağan ettikleri değerlerle ülkemizin çağdaşlaşma hamlelerine katkıda bulunan bu okullar, bugünün çarpıklığı tescilli eğitim sisteminden fersah fersah uzakta bir yerlerdeydiler. Parayla değil ‘idealler’le inşa edilmişlerdi çünkü... Genç yönetmen Ali Adnan Özgür, ilk uzun metrajlı kurmaca filmi ‘Toprağın Çocukları’nın merkezine işte bu idealleri koyuyor, Köy Enstitüleri’nin yarattığı dinamikleri beyazperdeye taşımaya çalışıyor, olabildiğince. ‘Olabildiğince’ diyoruz, zira Özgür’ün çabaları bir miktar yetersiz duruyor, meselenin özünü tam olarak yakalayamıyor. Dilşah Özdinç imzalı senaryo, üç genç insanı öne çıkaran bir aşk hikâyesiyle doğru bir iş yapıyor aslında, ‘sloganlar’dan uzaklaşmaya çalışıyor böylece. Ancak dert başka olunca, bu hikâye de iyice yapaylaşıp kimliksizleşiyor. Üç ayaklı bu aşk, bir türlü inanabileceğimiz bir boyuta taşınamıyor, arka plandaki Köy Enstitüleri’nin ağırlığı altında ezilip unufak oluyor.

Öte yandan, çıkış noktasını oluşturan Köy Enstitüleri’nin idealleriyse ‘büyük cümleler’den ibaret görünüyor filmde. Slogancılıktan kaçınmaya çalışırken klasik tuzaklardan kurtulamıyor film, Türkiye’nin ‘aydınlık’ ve ‘karanlık’ yüzlerini tek boyutlu bir noktaya çekiyor. Bir tarafta herkes aydınlıkken, diğer tarafta herkes karanlık, hikâyede; haliyle karakterlerin yaşaması da zorlaşıyor bu resim içinde.
Erkan Can’ın yapımcı kimliğiyle de katkıda bulunduğu ‘Toprağın Çocukları’ projesi hakkında çok şey söylenebilir belki. Eksikleri, gedikleri üzerine uzun cümleler kurulabilir. Ancak bunu yapmaktansa, Türkiye’nin çağdaş yüzünü temsil eden, bugünlere kadar etkisini sürdüren Köy Enstitüleri’ni beyazperdeye taşımak gibi ‘gerekli’ bir çabaya giriştikleri için yaratıcılarına teşekkür etmek daha doğru olur herhalde. Kim bilir, yakın gelecekte daha etkili bir sinema dili ve hikâyelemeyle bu konu yeniden sinemamıza taşınır, her şey yerli yerine oturur belki de...