'Pastoral bir hayat yaşamıyorum ki'

'Pastoral bir hayat yaşamıyorum ki'
'Pastoral bir hayat yaşamıyorum ki'

Mehmet Atlı, ?Apartmanda oturuyorum. Bir şirkette profesyonel bir uzmanım, cep telefonu ve bilgisayar kullanıyorum. Köy, çeşme ve çobanlığı yaşayan bir insan gibi anlatamam ki? diyor. FOTOĞRAF: MUHSİN AKGÜN

Ciwan Haco'nun veliahtı olarak görülen müzisyen Mehmet Atlı, ikinci albümü 'Wenda'yı (Kayıp) çıkardı. Modern bir müzik anlayışını benimseyen Atlı, 'Modern bir birey olduğum gerçeğini kabullenerek geleneğe bakmam daha samimi' diyor
Haber: ABİDİN PARILTI / Arşivi

İSTANBUL - Müzisyen Mehmet Atlı, Diyarbakırlı ve İstanbul’da yaşıyor. Önceleri Koma Dengê Azadî grubunda müzik yaparken, grup dağılınca kendi yoluna devam etti. İyi ki de öyle yaptı. ‘Jahr’ (Zehir) albümü sessiz sedasız çıktı ama fısıltı yoluyla hatırı sayılır bir dinleyici kitlesine ulaştı. Ben de o fısıltı yoluyla Atlı’yı keşfettim. Şehir müziği yapıyor, modern enstrümanlarla modern hikayeler anlatıyor bize. Ama klasik Kürt müziğine de sırtını yaslıyor. Çağdaş Kürt şairlerin şiirlerinden besteler yapıyor, Ciwan Haco’nun veliahtı olarak görülüyor. Şimdi ikinci solo albümü ‘Wenda’ (Kayıp) piyasaya çıktı. Bu albümü de hayranlıkla dinledim. Bu münasebetle Atlı’yla Radikal gazetesi için söyleştik.
Müziğinizi nasıl tanımlıyorsunuz?
Grup deneyiminde de solo çalışmalarda da yapmaya çalıştığım, Kürtçenin imkanları ile gündelik hayat durumlarına yaklaşmayı deneyen şarkılar yazarken bir yandan da geleneksel müzikle ilişki kurmak, halk şarkılarını daha kendime yakın hissettiğim bir orkestrasyonla ele almak. Tanımlanmış bir müzikten çok, aranan bir müzik benimkisi. Bu arayışta yalnız değilim, bir arkadaş çevresi içinde sürdürüyorum bu çabayı ki bence bu önemli. Aralarında Serdar Keskin, Murat Öztürk gibi müzisyenlerin bulunduğu bir ‘müzisyen arkadaşlığı’ şeklinde bir deneyim bu. Ürünler ise en geniş anlamıyla ‘pop’ diyebileceğimiz bir tarzda.
İlk albümünüz Jahr’ın (Zehir) sloganı ‘zamansız ve dilsiz şarkılar’dı . İkinci albüm ‘Wenda’ (Kayıp). Bu iki bakış birbirini tamamlar gibi. Kürtlerin dilsizliği ve kaybolması.
Konunun Kürtler ve Kürtçenin talihsiz serüveni ile ilgisi var mutlaka. Ama yalnız bu değil. Modernleştirici dinamiklerin dünyanın her yerinde görülen etkileri, göç olgusu Kürtler bağlamında bu biraz da zorunlu göç ve asimilasyon şeklinde tecelli etmiştir- şehirlere yığılma, yalnızlaşma, anlam arayışı, gelenekle sürdürülen canlı bağlar, bunun getirdiği kısıtlamalar vs. Tüm bunların belirlediği bir kültürel evren içinde şarkı yazıyorsanız bunlara işaret eden kavramlarla düşünür ve üretirsiniz. Problemli bir zaman algısı, dilsiz ve kaybolmuş hissetme hali, tutunacak yer arayışı ve bu atmosferde yaşanan etnisite, cinsellik, sınıfsallık... Şarkılarım bu kadar derinlikli değil elbet. Ama bu kavramların hayatımda ve dinleyicilerimin dünyasında bir karşılığı var diyebilirim. Zehirlendiğimi de kaybolduğumu da hissettiğim oldu.
Modern bir müzik arayışı içindesiniz. Hazırı icra etmek yerine yeniyi ararken gelenekten de vazgeçmiyorsunuz. Albümde iki usta, Aram ve Mehemed Şêxo’nun parçaları da var.
Halk müziği ve benden önce başlamış bulunan bir bestecilik geleneği ile ilişkide olmak, bu birikimden yararlanmak istiyorum. Herkes ve her olgu gibi benim de bir tarihselliğim var, bir günde ortaya çıkmadım. Bir milat tanımlayacak kadar dahi bir müzisyen olmadığıma göre -ki dahiler için bile bu geçerlidir kendimi bir geleneğin sürdürücüsü, bir sürekliliğin içinde yenilik arayan bir renk olarak görmek istediğim için halk şarkıları da okuyorum. Benden önceki bestecileri hem bu arayışın hem de kadirbilirlik duygusunun gereği olarak önemsiyor, etüd ediyorum. Bunu yaparken geçmişin bu değerli ürünleri ile kendi kişiselliğim dolayımında bir temas kuruyorum. Bir arşivci ya da müzik tarihçisi olmadığım için aslına mutlak sadakat tavrı ile değil; ben bu şarkıyı nasıl anlıyorum, bu şarkıların kulağıma yerleştiği çocukluk yıllarını, bunları dinlediğim mekanları ve insanları düşünürken hissettiğim biraz nostaljik bir duygu ile yaklaşıyorum bu şarkılara. Bunların bilinçaltımdaki varlığına ulaşmaya çalışıyorum. Türkü düzenlemesinden çok gelenekseli günümüz bağlamına kendi kişiselliğim üzerinden taşıma gibi bir uğraş benimkisi.
Şarkılarınızda pastoral hayat yerine şehir hayatına odaklanıyorsunuz. Bu anlamda bir çok Kürt müzisyenden ayrılıyorsunuz. Müziğinizi Ciwan Haco’nun modern arayışı ve Mehemed Şêxo’nun klasik Kürt müziği arasında görüyorum.
Çünkü böyle pastoral bir hayat yaşamıyorum. İstanbul’da, Diyarbakır’dayım. Apartmanda oturuyorum. Profesyonel bir uzmanım. Bir şirkette çalışıyor, otobüsle işe gidip geliyor, pet şişede su içiyorum, cep telefonu ve bilgisayar kullanıyorum. Köy, çeşme ve çobanlıktan söz ettiğimde de bunları yerinde, zamanında yaşayan bir insan gibi anlatamam, yaptığım şey yine modern bir iş olurdu. Öyleyse modern bir birey olduğum gerçeğini kabullenerek geleneğe bakmam, kendi gerçeğimi anlatmaya girişmem daha samimi bir çaba olur diye düşündüm. Bu, özellikle şarkı sözlerinde bir yenilik ihtiyacını hissettirdi bende. Müzikal arayışlar bir önceki kuşakta da vardı zaten. Şivan, Koma Wetan, Ciwan Haco, Nizamettin Ariç, Metin Kahraman gibi öncü müzisyenlerin arayışları benim kuşağımın ufkunu açtı, açmaya da devam ediyor. M. ŞÈxo ve Haco’ya gelirsem, aralarında bu isimlerin de bulunduğu bir şehirli bestecilik geleneğinin bir devamı gibi görmek istiyorum kendimi. Geçmiş sonsuz bir kaynak. Onu ele alma, okuma biçimleri sonsuz. Reddetmekten, dondurup hayranlıkla izlemeye kadar geniş bir yelpazede geçmişle ilişki kurabilir ama ona kayıtsız kalamazsınız. Bu yelpazede, aralarda bir yerde konumlanmak istiyorum.
Modern Kürt şairlerden ikisinin şiirlerini de bestelediniz. Biri yalnızlık diğeri savaşın yıkıcılığı üzerine. ‘Li gelîyekî’ senfonik bir yapıya sahipken ‘Name’ daha sade ve vokal önde.
Edebiyata saygılı olmaya, şarkı sözlerinde yaşadığımız tıkanmayı biraz da bu bi rikimi müziğime taşıyarak aşmaya çalışıyorum. Şiirleri seçerken kendime yakınlığını gözetiyorum. Yıllar önce Moskova’da Evdi la PeşÈw’in hissettiği yalnızlık şimdilerde binlerce genç gibi ben im de gerçeğim. Üstelik bizim cebimizde ikinci bir kalp gibi çarpan bir mektup da yok. Sıcak bir çatışma yaşandı, yaşanıyor. Bunun şehirdeki etkisiyle, ruhumuzda yarattığı tahribatla ilgiliyim. Dil yasağının, asimilasyon pratiklerinin kişiliklerimizde açtığı gedikleri, yarılmaları dert etmiş durumdayım ve dert, söyletir. Bu dert bir müzik, sinema, resim oluşturacaktır ve bu arayışlar Kürtlerin siyasal statülerinden ve mücadelelerinden daha az önemlidir denemez.

Wanda (Kayıp)/ Mehmet Atlı/Kom Müzik