'Pazar Konserleri' sustu

Ölüm Allah'ın emri, biliyoruz. Hikmet Şimşek'in uzun zamandır rahatsız olduğu da biliniyordu. Durumunun ciddiyeti belliydi. Öyleyse neden ölüm haberini alınca insanın kanı birden çekiliveriyor?
Haber: FİLİZ ALİ / Arşivi

İSTANBUL - Ölüm Allah'ın emri, biliyoruz. Hikmet Şimşek'in uzun zamandır rahatsız olduğu da biliniyordu. Durumunun ciddiyeti belliydi. Öyleyse neden ölüm haberini alınca insanın kanı birden çekiliveriyor? Çünkü ölüm çoğumuz için inansak da inanmasak da mutlak son, bir daha geri sarılması mümkün olmayan bir film. Hikmet Şimşek'in yaşamı da bir bakıma uzun soluklu epik bir filmdir bana göre.
Kendini bir yandan evrensel müziğe, bir yandan Atatürk'ün kurduğu Cumhuriyetin en önemli atılımlarından biri saydığı müzik devrimine, bu devrimin yetiştirdiği bestecilerin eserlerine, onların tanıtımına, müziğin geniş kitleler tarafından sevilmesine adamış bir misyoner olmaya çok genç yaşında karar vermiş ama konservatuvar düzeyinde müzik eğitimine ancak yirmi yaşından sonra başlayabilmişti Hikmet Şimşek.
Orkestra şefliği eğitimi almış, Almanya ve Fransa'da bu eğitimi pekiştirmiş, dünyada neredeyse yönetmediği orkestra kalmamış, Türk bestecilerinin eserlerinin çoğunu plağa kaydetmeyi başarmış bir şef olmasına rağmen hayatı boyunca Türkiye'deki meslektaşlarına, özellikle orkestralarımızın üyelerine kendini iyi bir şef olarak kanıtlamak zorunda hissetmişti.
Şefliğinin yanında Şimşek, bitmek tükenmek bilmeyen enerjisi ve inandığı işe inatla sarılmasıyla birbiri ardına orkestralar, korolar kurmuş ya da kurulmasına önayak olmuştu.
Ankara Devlet Konservatuvarı'na ilk girdiğim yıl, derslerden çok Hikmet abinin okul kitaplığında gönüllü olarak düzenlediği açıklamalı müzik dinleme seanslarından etkilendiğimi anımsıyorum.
Ateşli bir Beethoven hayranıydı o zamanlar. Şimşek, hayatı boyunca da bu hayranlığını sürdürdü. 'Eroica', ya da 'Dokuzuncu Senfoni'yi dinletirken Napolyon'u, Fransız Devrimi'ni de büyük bir heyecanla anlatır, kitaplığa toplanmış küçük öğrencileri adeta büyülerdi.
Müzikle, bestecilerle ilgili öyküleri anlatırken ağzından sanki bal damlardı. TRT televizyonunda sunduğu 'Pazar Konserleri' programının çok sayıda tiryakisi olmasında da onun tatlı dilinin rolünün büyük olduğuna inananlardanım.
Ne var ki, daha sonraki yıllarda Hikmet Şimşek'in ağzından ya da kaleminden bal damlamadığı zamanlar da olmuştur. Kendini eleştirenlere, ya da onu, onun arzu ettiği biçimde anlamayanlara verip, veriştirmesi ile de ünlüdür.
'Acımasız eleştirmen' olarak nam saldığım yıllarda ben de Hikmet abinin şimşeklerini
üzerime çekmeyi başarmıştım bir kez. "Çok bilmiş münekkide hanım" diye başlayan mektubunu aldığımda ona kızacağıma çok gülmüştüm. O harika üslubuyla, ama ateş püskürerek yazdığı altı sayfalık mektupta neden onu eleştirdiğimi değil, neden eleştirmediğimi soruyordu.
Çağdaş Türk Müzik dünyası, bu çevrede çok derin izler bırakan bir müzik adamını; renkli, üretken, kıvrak zekâlı ve müzik âşığı bir müzik misyonerini yitirdi. Onu bir kez tanıyanın bir daha unutmayacağı çok farklı bir kişilikti Hikmet Şimşek.
***
İlklerle dolu bir yaşam sürdü
Hikmet Şimşek, 1924'te Siirt'in Pervari ilçesinde doğdu. 1936'da Konya Askeri Ortaokulu'na girdiğinde öğretmenlerinin yardımıyla müziğe başladı ve kendi çabalarıyla ilerledi. Ancak, bünyesi zayıf olduğundan okulda herhangi bir çalgıya başlatılmadı. Maltepe Askeri Lisesi'nde okurken bandoda çaldı.
Harp Okulu yıllarında ağır bir hastalık geçirip hastaneye kaldırıldı. Burada radyodan dinlediği uzun klasik müzik programları sonunda müziği meslek edinmeye karar verdi ve keman derslerine başladı. Ardından, bazı dostlarının aracılığıyla
Cemal Reşit Rey ve Ulvi Cemal Erkin gibi
ustalar tarafından sınandı ve 1946'da askeri eğitimi bırakıp Ankara Devlet Konservatuvarı'na girdi. Müzik bilgisinin fazlalığı nedeniyle kendisine bir sınıf atlatıldı. Hasan Ferid Alnar ve Eduard Zückmeyer ile çalışan Hikmet Şimşek, Ahmed Adnan Saygun'un bestecilik sınıfına geçti ve buradan 1953'te okul birincisi olarak mezun oldu. Hikmet Şimşek, 25 yıla yakın bir süre
boyunca CSO'daki şeflik görevinin yanı sıra, Ankara Devlet Konservatuvarı'nda öğretmenliğe de devam etti. Türkiye'deki ilk müzik festivallerini yönetti. Evrensel müziğin yurt alanına yayılmasında öncülük ederek Ankara Radyosu Oda Orkestrası ile Çoksesli Korosu'nun, TRT müzik bölümünün,
İzmir, Çukurova ve Bursa Devlet Senfoni Orkestraları'nın kurulmasını sağladı. Yönettiği yurtiçinde bini aşkın, yurtdışında 200 kadar konserle, radyo ve televizyon programlarıyla Türk bestecilerinin de tanınmasına katkıda bulundu.
Şimşek, yurtdışında plak kaydı yapan ilk Türk orkestra şefi olma unvanın da sahibiydi. Meslek hayatı boyunca müzik yazarı ve şef olarak görev yapan Şimşek resam Nihal Şimşek ile evliydi.
***
'Müziğin ulusal şefiydi'
İstemihan Talay: Orkestralarımızın kurulmasında ve gelişmesindeki katkılarının yanı sıra çok sesli müziğimize sayısız eserler kazandıran ve öğrenciler yetiştiren bir müzik ve kültür adamımızı kaybetmenin acısını tüm sanatseverle paylaşıyorum.
Ahmet Say: Kendisi Türk müzik kültürünün yaygınlaşması için uluslararası düzeyde her türlü girişimi yapan yurtsever bir müzik insanımızdı. Onun dinamik yaşam görüşü son yarım yüzyıl içinde müzik yaşamımızın yükselmesi amacıyla her türlü yapıcı eylemi içeriyordu. Büyük bir kayıptır, çok üzgünüz.
Burçin Büke: Türkiye birçok sanatçının önünü açan bir sanatçıyı kaybetti. Öyle bir sanatçının bir daha gelmesi çok zor. Gerçekten çok üzgünüz.
Üner Birkan: Hikmet Şimşek, Atatürk'ün gösterdiği Türk Müzik Reformu Hareketi'nin önde gelen uygulayıcıları arasında çok önemli bir yere sahiptir. Yalnız orkestra şefi olarak değil, ülkemizde belli başlı müzik kurumlarından çoğunun, bu arada İzmir, Antalya, Bursa senfoni orkestralarının kuruluşlarında büyük payı vardır. Türk bestecilerinin eserlerini seslendirmede gösterdiği çalışkan çaba, her türlü övgünün üzerindedir.