Peki bugünün demokrasisinden ne haber?

Peki bugünün demokrasisinden ne haber?
Peki bugünün demokrasisinden ne haber?
Tiyatronun efsane yönetmeni Thomas Ostermeier, bu sene de Ibsen klasiği 'Bir Halk Düşmanı'na getirdiği yorumla İstanbul Tiyatro Festivali'nde. Ostermeier'a bağlandık, Ibsen'e getirdiği yenilikçi yorumun kilidini sorduk, kapitalizmin 19. yüzyıldan bugüne değişmeyen çehresine odaklandık.
Haber: ZEYNEP AKSOY / Arşivi

Sizi klasik yazarların tekstlerini dönüştürmeyi seven bir yönetmen olarak tanıyoruz. Ölü yazarları mı tercih ediyorsunuz?
Hayır, hayır. Ben kariyerimi çağdaş yazarları yöneterek yaptım. Baraka?’da çalışırken çok fazla çağdaş İngiliz ve Alman yazarın oyunlarını yönettim. Hâlâ da yılda en az bir çağdaş oyun yazarının metnini sahneliyorum. Sorun şu ki, bu işlerimle tanınmıyorum. Dünyanın neresine gidersem gideyim insanlar benden klasikleri istiyorlar. Çünkü herkes bu klasikleri tanıyor. Bu yüzden de bu işler davet ediliyor.
Bu çok temel bir soru ama eminim insanlar nereden ilham aldığınızı merak ediyorlar. Bir teksti elinize aldığınızda, neyle başlıyorsunuz? Bu çok tanınan ve klasik bir tekst bile olsa, vizyonunuzu nasıl kuruyorsunuz, çıkış noktanız ne oluyor?
Genellikle dört, beş hatta sekiz yıldır yapmak istediğim bir tekst oluyor bir projeye başlamadan önce zaten kafamda ve sadece onun için doğru zamanı bekliyorum. Örneğin ‘Bir Halk Düşmanı’ üzerine yıllardır düşünüyordum. Her şeyden önce doğru aktörleri bulmak çok önemli. Elimde iyi bir kast var mı? Ve tabii ki bu oyun için doğru bir zamanlama mı? ‘Bir Halk Düşmanı’ için çok doğru bir zamandı, hâlâ da öyle ve ne yazık ki sanıyorum bir süre daha bu oyun için zaman doğru olmaya devam edecek. Yani daha çok oyunun meselesiyle ve içinde yaşadığımız dönemle, oyunun dünyasıyla bir ilişki kurabilmekle ilgileniyorum. Oyunun üzerine bir şey eklemek, kendi yorumumu ya da bir estetiği oturtmak değil de oyunda olup bitenlerin, temanın içinde kalabilmeye çalışmak söz konusu.
Ibsen’in oyunlarındaki Truva atından bahsediyorsunuz. Nedir bu Truva atında gizlenenler?
Truva atı benim için şöyle bir imge: Örneğin bu geceki oyun, ‘Bir Halk Düşmanı’, 19. yüzyıldan bir Ibsen oyunu. Ve insanlar diyorlar ki, evet bu klasik kanondan, demek ki iyi bir oyun. Ve ben bu Truva atının içine çağdaş bir öykü koyuyorum. ‘Bir Halk Düşmanı’ndaki çağdaş öykü ya da Truva atı da şu: Peki bugünün demokrasisinden ne haber ?
19. yüzyıl burjuvazisi ve kapitaliyle günümüz orta sınıfı ve kapitalizm arasındaki ilişki nasıl?
Basitçe söylemek gerekirse bence aşağı yukarı aynı. İnsanı şaşırtan, şoke eden ve hatta skandal olan da bu zaten. Günümüzün orta sınıfı da 19. yüzyıl başındaki orta sınıfla aynı umutları ve korkuları paylaşıyor. En büyük korku tabii ki yine elde edilmiş, ulaşılmış gücü ve materyalist konumu ya da seviyeyi yitirme korkusu. Çünkü ekonomik, finansal ve politik krizlerimiz var yine. Korkular oldukça büyük ve dünyanın her yerinde insanlar, bu krizlere bir cevap olarak bu meselelere bulunmuş eski çözümlere geri dönme eğilimindeler. Bu sorunların eski çözümleri aile, millet, güçlü bir devlet, güçlü bir milli aidiyet duygusu ve din. Avrupa’daki son seçimlerin sonuçlarından da görebiliriz ki Avrupa burjuvazisi bu soru ve sorunları eski çözüm ve cevaplarla yanıtlamaya çalışıyor. Ulus-devlet, milliyetçilik, güçlü bir devlet.
Yani geriliyor ve muhafazakârlaşıyoruz…
Evet, elbette. Çünkü bunlar eski çözümler. 19. yüzyılı oluşturan ve oraya ait şeyler. Küreselleşmeyle ve elimizdeki imkânlarla başedemiyoruz ve insanlar büyük öyküleri kaybettiler, dinleyebilecekleri büyük bir anlatı yok artık. Büyük anlatıların hepsi 19. yüzyıla ait. Ulus, din, komünizm de mesela küresel dünyayla nasıl başedilebileceğine dair yine 19. yüzyıla ait politik bir büyük anlatı.
Peki ahlaki anlamda da böyle bir muhafazakârlık içinde miyiz? Cinsel ve dini perspektiften söz ediyorum? Hayır, orada biraz alaycıyız. Bir tarafta bu aile nosyonu var ama diğer yandan da hepimiz yamalı bohça gibi, parçalanmış aile ilişkileri yaşıyoruz, birden çok duygusal ilişkilerimiz ve aşklarımız var. Özel hayat inşasının bu eski biçimine göre yaratılmadığımızı düşünüyorum. Dışarıya göstermeye çalıştığımız imajla arkasındaki gerçeklik arasında çok büyük bir uçurum var. Bu İbsen’in dünyasında da onun ‘hayat yalanı’ diye adlandırdığı çok büyük bir meseleydi. Uğraştığı hep bu ‘hayat yalanı’yla, insanların kendilerini bir türlü gösterip başka türlü yaşamaları arasındaki farktan doğan yabancılaşma.
Bu zaten burjuvazinin en büyük problemi değil mi?
Tabii ama sadece burjuvazinin değil siyasi liderlerimizin de. Politikada bunu yolsuzluk diye adlandırıyoruz. Yolsuzluğun dünyada ne kadar yaygınlaştığı gerçeğine bakarsanız -burada sadece zaten bununla meşhur ülkelerden bahsetmiyorum, yolsuzluk Almanya’da da çok büyük bir sorun şu an mesela- her yerde öyle. Burada da işte o kendilerini gösterdikleri şeyle oldukları şey arasındaki o büyük farkı görüyoruz.
Bu bizi ‘Bir Halk Düşmanı’ndaki halk toplantısı sahnesiyle ne yaptığınıza getiriyor. Seyirciyle interaktif bir forum biçiminde sahnelediniz bunu ve dünyanın farklı yerlerinde çok farklı tepkiler aldınız. Türkiye ’de son bir yıldır yaşanan bütün siyasi durumları göz önüne aldığınızda Türkiyeli seyirciden nasıl bir tepki bekliyorsunuz?
Açıkçası gittiğim hiçbir ülkede hiçbir şey beklemiyorum. Çünkü bugüne kadar gittiğimiz her yerde hep beklediklerimin tam tersiyle karşılaştım. Mesela New York’a gittiğimizde “New York devrimin merkezi değil, burada büyük tartışmalar çıkmaz” dedim kendime ama tam tersine çok büyük reaksiyon geldi. Hemen nasıl bir devrime ihtiyacımız olduğundan, artık mutluluğu hissedarların değer yargılarında ve senetlerinde bulamadığımızdan, herkesin yalan söylediğinden, medyanın tam bir yozlaşma içinde olduğundan bahsetmeye başladılar. Bu derecede bir tepkinin New York’tan gelmesi benim için sürpriz oldu. Atina’ya gittiğimizde ise “Atina’da büyük bir kriz var, çok kızgın ve politik olacaklar” diyorduk ama hiç öyle olmadı. Politikadan konuşmak istemiyorlardı, artık bıkmışlardı. Yani çok merak ediyorum ama bir beklentim yok çünkü zaten kimseyi zorlamıyoruz da bu tartışmaya katılmaya. Oyunun ortasında çok uzun, güçlü ve önemli bir tirad var ve bunun sonunda çok basit bir şekilde seyiriciye katılıp katılmadıklarını soruyoruz. Konuşmak isteyen elini kaldırıp konuşuyor. Konuşmak isteyen yoksa oyuna devam ediyoruz.
Oyunculara çok önem verdiğinizi biliyorum. Hem genel hem de bu oyun özelinde oyuncularınızla nasıl çalışıyorsunuz?
Söylediğiniz gibi, bir tiyatro yönetmeni olarak ya da benim tiyatro yapma biçimimde oyuncularla çalışma işin en önemli parçası. Karakterlerini kendi hayatlarına nasıl adapte ettiklerine çok yoğunlaşıyoruz. Ne anlatmak istedikleri, kendi hayatlarından karakterlerine hangi deneyimleri kattıkları çok önemli. Çok dürüst bir performans sergilemeyi çok önemsiyoruz. Performansın zamanı konusunda da gerçek zamana ya da bir diyaloğun doğal zamanına sadık kalmaya çalışıyoruz. Çünkü tiyatroda genellikle her şey çok yapay ve yavaş ve bu çok sıkıcı. Bu yüzden kendi işimde oyuncularla çalışma, hız, ritim ve bir öyküyü inandırıcı bir biçimde anlatmaya odaklanıyorum. Bu dışarıdan kolay gibi görünüyor ama aslında çok iyi çalışılması gerekiyor iyi yapılabilmesi için. Çok karmaşık ve müzikal bir sahneleme anlayışı aslında.
Schaubühne Berlin yapımı ‘Bir Halk Düşmanı’, İstanbul Tiyatro Festivali kapsamında bugün, yarın ve 29 Mayıs Perşembe 20.30’da Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde.