Peter Greenaway: Ya sahi neler oluyor Türkiye'de?

Peter Greenaway: Ya sahi neler oluyor Türkiye'de?
Peter Greenaway: Ya sahi neler oluyor Türkiye'de?
Efsane Rus sinemacısı Eisenstein'ın Meksika seyahatini ve cinsel uyanışını şamatacı bir üstupla anlattığı 'Eisenstein In Guanajato' ile Berlin'de Altın Ayı için yarışan büyük İngiliz sinemacı Peter Greenaway, Radikal'e çarpıcı açıklamalar yaptı: "Ya sahi, neler oluyor Türkiye'de? Halbuki 10 yıl önce ne umutlarınız vardı, nereden nereye, endişe verici gelişmeler yaşıyorsunuz!"
Haber: ESİN KÜÇÜKTEPEPINAR / Arşivi

RADİKAL - “Potemkin Zırhlısı”nın (1925) efsane Rus sinemacısı Eisenstein'ın Meksika seyahatini ve cinsel uyanışını şamatacı bir üstupla anlattığı “Eisenstein In Guanajato” kendi deyişiyle 'Homofobik Rusların kalbini kıracak!'. Pek sevdiği ve her fırsatta ziyaret ettiği memleketimizle ilgili epey endişeli, “Neler oluyor, halbuki 10 yıl önce ne umutlarınız vardı, nereden nereye!” diyor. Kendisi ise 80 yaşına gelince intihar edecekmiş, yaşlı bir sinemacı olarak umudu yok pek. Üstadla güneşli bir Berlin gününde buluştuk, bildik yıkıcı İngiliz mizahıyla köpürttüğü sohbette karanlık mevzulardan kahkahalarla sıyrıldık.

Yıllar önce İstanbul 'daki ilk basın toplantısında “Cinsellik hayatın başlıca itici gücüdür” demiştiniz de şaşırmıştık. Ne değişti sizin için?
Çoktandır malum, ölümü de ekledim bu denkleme. Yani seks ve ölüm bu hayatın mutlak gerçekleri, değiştiremiyoruz, bu ikisinin arasında oylanıyoruz. Arasındakileri değiştirebileceğimizi farzediyoruz, kontrol edebiliriz sanıyoruz. Ama doğumumuza ve ölümümüze karışamıyoruz. Bunlar çok entelektüel söylemler gibi gelmeyebilir ama böyle. Evet, hatırlıyorum herkesin şaşkınlığını, benden çok 'baba' laflar bekliyorlardı. Bunu söylediğim her ülkede aynı şaşkınlık yaşanıyordu. Ya sahi, neler oluyor Türkiye 'de? Halbuki 10 yıl önce ne umutlarınız vardı, nereden nereye, endişe verici gelişmeler yaşıyorsunuz! Neyse, yaşlandıkça insan ölümü daha çok düşünüyor belki de. Mesela ben 73 yaşındayım ve 80 yaşında intihar etmeyi düşünüyorum.

Hitler'i neden bombaladım?


Bunu daha önce de duymuştuk ama şaka yapıyorsunuz değil mi?
Niye ki? Yedi yılım daha var, dört film daha sığdırabilirim. Sonrasında yaşlı bir adam olacağım. Kimin işine yararım ki? Bence bu dünyada işe yaramayan çok yaşlı var ve sanatçı geçinen yaşlılar daha da fena! Bakınız Altın Ayı yarışındaki isimlere; ben, Werner Herzog, Wim Wenders, Terence Malick. En son kimden iyi bir film çıktı ? Belki belgeselleri iyidir ama gerisi yalan. Bir de ilk dönem filmlerine bakın, ne kadar heyecan verici. Zaten bütün dahilere bakınız beş yıl içinde yapmışlar en iyi işlerini. "Ahçı, Karısı, Hırsız ve Aşığı”ndan (1989) bu yana değişik şeyler deniyorum ama bilemiyorum, izleyenler karar verecek. Yine de insan yerini gençlere bırakmalı. Yaşlı yönetmenlere yer olmamalı sanki bu hayatta. Ölüm kaçınılmaz bir son, öyleyse kaçmanın faydası yok.

Kesinlikle iki kez izlenmesi gereken film


Ama ölümü akılla kabullenmek mümkün mü? Korku da başlıca duygulardan birisi değil mi?
Doğru, işin duygusal boyutu da var. Yine de korku mutlak olsa da bence aşılabilir bir şey. Bence Holywood masallarında yani filmlerinde hep bu hayatın mutlu sonla bitmesi, hatta öbür dünyada da multluca yaşanması gibi saçma sapan öğretiler var. Benim itirazım bunlara yani komşu kızı tiplemesini izlemek istersem komşumun kapısını çalarım, kötü bir filme bilet almam. Yoksa ölüm korkutucu elbet.

Bu filmin yarışmada ne işi var!


Efsane bir sinemacı olması dışında Eisenstein sevginiz nereden kaynaklanıyor?
Enerjisine, yeteneğine ve sinema adına yaptıklarına hayranım, okul yıllarımdan bu yana hayatını araştırıyorum. “Ekim” (1928) veya “Potemkin Zırhlısı”nı (1925) tekrar tekrar izlediğinizde tekrar tekrar keşifler çıkar ortaya! Ama esası bütün önemli yaratıcıların özel hayatı ilgimi çeker. Eisenstein'ın da çok ilginç bir yaşamı varmış! Aslında görünüşte sıkıcı. Stalin'in gözdesi olmuş! Sürekli gözetim altında, yanlış bir adım atması zor. Yeteneğini Stalin'in emrine verince çok baskı hissetmiştir. Ama iç dünyasının karmaşıklığı onu iyi bir sanatçı yapmış! Bu durumda Eisenstein ne yer ne içer, arzularını nasıl bastırır ve yaşar beni meraklandırıyor.

Juliette Binoche'u tanımayabilirdim!


Eisenstein'ın propoganda sineması yaptığını mı söylüyorsunuz?
Bir yanıyla evet! Ama bunda bir kötülük yok çünkü dönemin ruhunu şahane yansıtmış çünkü fakiri ve ezileni göstermiş. “Potemkin Zırhlısı”nı izlediğinizde illa da propoganda filmi demezsiniz ama aslında öyle. Sinemada çığır açmış, montaj gibi sinemanın prensiplerini belirlemiş bir adam. Zaten çoğu efsane resim ve heykel de propoganda adına yaptırılmış. Michelangelo'nun meşhur Sistine Şapeli mesela Vatikan'ın siparişi. Ama sinema çok gözönünde olduğu için eleştiri alabiliyor.

Berlin'de 'Gri Bölge'ye büyük alkış!


Ama Eisenstein Rus devrimine inanmış!
Tabi ki, zaten inanmasa bu kadar iyi yapamazdı. Ama sonradan bunun da çok baskıcı bir şey olduğunu anlamış. Ama en önemlisi cinselliğiyle ilgili baskılar. 33 yaşında Meksika'ya gidinceye kadar bakir kalmış! Onu sesli çekimi öğrensin diye Hollywood'a gönderen sonra da Meksika devrimini çektirmek isteyen Stalin'in baskıcılığından uzak kalınca gerçek cinselliğini yani eşcinselliğini keşfetmiş. İşte beni ilgilendiren bu! Ruslar feci hayal kırıklıığına uğrayacak!

Terrence Malick'in mana arayışı bezdirdi


Nasıl yani?
Tarkovski de eşcinseldi! Şimdi de bir diğer ulusal hazineleri yani efsane sinemacılarından birisi olan Eisenstein'ın da böyle olduğunu duyunca homofobik Rusların kalbi kırılacak. Ülkenin muhafazakar büyüklerini dinleyince insanın kanı donuyor maalesef ama bir gerçek bu. Araştırmalar gösteriyor ki, Meksika'daki rehberiyle olan ilişkisi Eisenstein'ı derinden etkilemiş, aşık olmuş. Zaten Meksika'daki süreçte çektiği filmden hayır da çıkmamış çünkü tamamiyle başka bir hayal alemine süreklenmiş. Rusya'ya dönüşünde Stalin de çok kızmış ona ama “Korkunç İvan” gibi filmlerle yeniden gözüne girmiş. Ama fazla yaşamamış aslında, 50 yaşında ölmüş.

Berlinale'de Türkiye filmleri: Hesap hataları


Cinsel bastırılmışlıkla yaratıcılık arasında bir bağlantı kuruyor musunuz?
Neden olmasın, ama kesin bilemiyoruz. Eisenstein'ın yaşadığı dönemde zaten cinsellik çok zormuş. 1963, doğum kontrol haplarının kullanılmasıyla miladi bir anlam taşıyor. Ancak ondan sonra cinsel özgürlük olabilmiş. Ondan önce zevk değil, bastırılmışlık var ve daha çok çoğalmak adına cinsellik varmış sanki. Günümüz insanı çok şanslı bu açıdan.

Nuri Bilge Ceylan'a korsan selamı!


Peki hakkınızda bir film yapılsa nasıl olmalı sizce?
Umarım çılgın, komik ve acımasız olur. Ama daha durun, “Eisenstein's Handshakes” var, bunun devamı olarak. Eisenstein dünyada meşhur olunca Hollywood'a gittiğinde herkes elini sıkmaya çalışmış, yüzlerce ünlüyle tanışmış, bunun kısa filmlerden oluşan bir filmini yapmak istiyorum, proje hazır. Hoş anektodlardan mesela Greta Garbo'nun 'Stalin de kim?' diye sorduğunu ve Eisenstein'ın bu cehalet karşısında hayalkırıklığı yaşadığı yazar arşivlerde.

65. Berlin Film Festivali başladı


Belki Garbo kalabalık içinde dikkat çekmek için söylemiştir bunu?
Belki de, olabilir. O zaman çok akıllıca bir davranış olurdu gerçekten. Çünkü okadar meşhur bir Hollywood yıldızını hazırlamışlardır Eisenstein'ın karşısına çıkarırlarken. Sonuçta da Garbo'dan çok bahsediliyor bu notlarda. Neyse bu arada Visconti'nin “Venedik'te Ölüm” (1971) filmine paralel ve devam niteliğinde çekeceğim “Food For Love” var. O kumsaldaki çocuğun büyümüş ve elli yaşına gelmiş halini anlatacağım.