Photoshop'un annesi yeni icadını Radikal'e anlattı

Photoshop'un annesi yeni icadını Radikal'e anlattı
Photoshop'un annesi yeni icadını Radikal'e anlattı

Fotograf: Xiaofeng Li

Photoshop'tan tam 10 yıl önce MIT Üniversitesi ve FBI ile yaptığı ortak çalışmalarda dijital fotoğraf kompozitlemenin temelini atan ABD'li sanatçı Nancy Burson, son çalışmasıyla yine dikkatleri üzerine çekti. Sanatçı kasım ayında New York Işık Festivali'nde sergilediği ve patenti kendisine ait olan akıl oyunları tekniğiyle geliştirdiği yeni video çalışması 'Light The World With Love'ı Radikal'e anlattı.
Haber: Sıla Özçelik Yener / Arşivi

Nancy Burson, işleri Avrupa ve ABD ’nin kredibilitesi en yüksek müze ve galerilerinde sergilenmiş bir fotoğraf ve grafik sanatçısı. Aslında kendisini bir ‘inovatör ve konsept sanatçısı’ olarak tanımlıyor. New York’taki ünlü MoMA, Metropolitan Müzesi ve Whitney Museum’dan, Londra’daki Victoria and Albert Museum’a kadar birçok müzenin sanatçısı olan Burson, Harvard Üniversitesi ve New York Üniversitesi’nde de eğitmenlik yapmış.
Ancak Burson’ı bildiğimiz fotoğrafçılardan ayrı kılan bir özellik var. Burson aslında tam anlamıyla bir mucit! Örneğin dijital fotoğraf işleme ve kompozit çalışma mantığının temelini oluşturan ‘morphing’ teknolojisinin patenti kendisine ait. Üstelik bu patenti Photoshop doğmadan tam 10 yıl öncesinde almış! Kariyeri boyunca sanatı, teknolojiyi ve inovasyonu aynı potada eriten çalışmalara imza atmış olan Burson, en çok da bu insan yüzünü çeşitlendiren morph teknolojisinin yaratımındaki öncü rolü ile hem sanat hem de inovasyon çevresinde adını duyurmayı başarmış.

İnsanların kendilerini farklı ten renkleri ve farklı ırk özelliklerinde görmelerini sağlayan ‘İnsan Irkı Makinası’ isimli yine patenti kendisine ait olan bir başka çalışma ise New York’un sokaklarını süslemiş ve hatta ülke çapında okullarda ırkçılık eğilimine karşı bir eğitim aracı olarak bile kullanılmış.
Burson interaktif çocuk kitaplarından, projektörlü ışık installasyonlarına ve kamuya açık alanlarda sergilenen heykellerine kadar ‘TogetherAllOne’ olarak isimlendirdiği çalışma teması altında topladığı eserlerinde de hep sevgi ve barışın sesi olmayı amaçlıyor.
Burson’la kasım ayında New York Işık Festivali’nde sergilediği ve patenti kendisine ait olan akıl oyunları tekniğiyle geliştirdiği yeni video çalışması ’Light The World With Love’dan sevgi, barış ve eşitlik temalı son dönem çalışmalarına, patentini beklediği yeni tekniğine ilişkin konuştuk..

Bize en son New York Işık Festivali için hazırladığınız ve ses getiren ’Light the World With Love’ videondan ve bu videoyu özel kılan patenti size ait olan teknolojiden bahsedebilir misiniz?
Uzun yıllar boyunca çeşitli çizim çalışmaları yapıyordum ve amacım bu yolla sanatıma uygulayabileceğim bir teknik bulmaktı. Yaklaşık 3 yıl kadar önce iki elimi birden aynı anda kullanarak çizimler yapmaya başladım. Bu yöntem insanın beyninin her iki lobunu birden kullanarak denge sağlamasına yardımcı oluyor ve oldukça rahatlatıcı. Aynı anda iki kalem birden kullanarak bir anlamda kendi dilimi geliştirmeye başladım. Zamanla ise bu dil gerçek bir dil gibi kelimelere dökülmeye başladı ve iki elimle birden kelimeler, cümleler yazmaya başladım. Bana göre dünya üzerindeki her dilde söylenebilecek en kayda değer söz ‘seni seviyorum’dur. Çalışmalarımda da bu sevgi kelimesini kullanarak ‘seni seviyorum’ cümlesine odaklanmak istedim. İki elimle birlikte çizerek çalışmalar yaparken beynin kelimeleri ve cümleleri 3 farklı yönden aynı anda görebileceği bir sistem keşfettim. İlk olarak ‘sevgi’ kelimesi ile bu sistem üzerinde testler yapmaya çalıştım. Ardından sistemin sadece kelimeler değil cümleler ve her dilde her sayıdaki harf bütünü için de hem iki yönlü hem de üç yönlü olarak çalıştığını buldum. Şimdi bu tekniğin mucidi olarak patentini bekliyorum. 


VİDEODAKİ ŞARKICININ ADINDA BİLE ‘AŞK’ VAR
Bu video-art çalışmanızda amacınız ve vermek istediğiniz mesaj nedir? Aslında tüm dünyaya farklı dillerde bir sevgi mesajı göndermek istedim. Bir anlamda hepimiz adına ‘seni seviyorum’ diyerek dünyayı kucaklama çabamdı bu çalışma. ‘Sevgi üzerinden bir olmak’ diyebileceğimiz bir mesaj bu. Bu mesajlarla birlikte aynı zamanda ‘TogetherAllOne’ isimli bir konsept yarattım. Bu konsepti aynı zamanda her biri küresel birliktelik temasını destekleyen yeni ürün koleksiyonlarım için de kullanıyorum. Çalışmalarımı üzerine uygulayacağım kıyafet, aydınlatma, mücevher ve ev eşyaları gibi bu temayı taşıyan ürünlerim de yolda. Bu ürünlerde son dönem çalışmalarımda kullandığım grafik ve ışıklandırma uygulamalarım da kullanılıyor olacak. 



Videodaki müzik ve vokal de oldukça dikkat çekici. Nasıl oldu, bir hikayesi var mı?
Videonun müziği Flickerlab Animasyon Stüdyoları’nın başkanı olan Harold Moss ile ortak olarak yapıldı. Kendisiyle iki yıl öncesinde iki interaktif iBook’umun yapımında yine beraber çalışmıştık. Aynı zamanda bir müzik geçmişi de var ve bu videodaki müziğimizin ham halini bana aylar önce dinlemem için yollamıştı. Benim de hoşuma gidince üzerine sözler yazdım ve bir baktık ki aslında birlikte bir şarkı yaratmışız. Şarkıyı videomda kullanmaya karar verdik. Geriye sadece bir prodüktör, bir de bu sevgi mesajını doğru biçimde taşıyacak bir şarkıcı bulmak kalmıştı. Çalışmayı Nyfol’a yetiştirmemiz gerektiği için çok az zamanımız vardı ve tam da şarkının kaydını yapmamız gereken hafta sonu olağanüstü bir şarkıcı ile tesadüf eseri tanıştık! Daha da olağanüstü olan şarkıcımız Gina Breedlove’ın soyadının sevgi ve doğumla ilgili olmasıydı! Çalışma inanılmaz bir şekilde kendi sesini bulmuş oldu ve ‘Light the World With Love’ videomuz için olabilecek en doğru sesle kaydımızı yaptık. Bu kader değil de nedir?

Berlin’de ve New York’ta ışık installasyonları ile uygulanan çalışmalarınız oldu ve hepsi yine sevgi ve aşkla ilgili. Anlatmak istediğiniz bir şey, vermek istediğiniz bir mesaj var gibi?
Şu anda sevgi konsepti üzerinde yürüttüğüm bu son çalışmam benim için çok önemli. Halen sevginin dünyada birçok şeyi değiştirebileceğine ve insanlığın sevgi ile yönlendirilmesi için çok geç olmadığına inanıyorum. Eğer böyle bir yola girmek kaderimiz ise bu eninde sonunda olacaktır. Dünya üzerindeki tüm vahşete ve savaşlara rağmen bunun halen mümkün olduğuna inanıyorum. Aslında kilit kendi ölümlülüğümüzü yeniden hatırlayabilmekte yatıyor. Bir torunum var ve bu da benim için yeni bir sevgi deneyimi ve bana ölümlü olduğumu yeniden hatırlattı bu sevgi. Bir anlamda ölümlü olduğumuzu yeniden hatırlamamızın hepimiz için yeniden sevebilmek için çok özel bir fırsat yarattığına inanıyorum.

FARKLI DİLLERDE ‘SENİ SEVİYORUM’
Berlin’de de bu ekim ayında benzer bir festival oldu ve yine sevgi temasıyla ama farklı bir işle katıldınız bu festivale de biraz ondan bahsedebilir misiniz? 

Nancy Burson’ın Berliner Dom’daki ışıklandırma uygulaması.

Ekim ayındaki Berlin Işık Festivali’nde ben dahil 10 sanatçıdan Berliner Dom katedralinin duvarlarında uygulanmak üzere çeşitli projeksiyon çalışmaları üretmemiz istenmişti. Katedralin üzerine yansıtılmak üzere yine kendini sonsuz kere tekrar eden ‘i love you’ çizimlerimden ikisini festivale gönderdim. Festivalin organizatörü Birgit Zander çalışmamı gördükten sonra daha fazla ve farklı dillerde seni seviyorum çizimleri eklemek istedi. Bunun üzerine katmanlar halinde cam kesitler kullanarak çalışmamın ilk versiyonunun üzerine farklı dillerde aynı metni uyguladık. Bu yöntemle katedralin üzerine yaptığımız yansıtma uygulaması ile sonuç gerçekten de çok dikkat çekici oldu. Bir anlamda aşk katmanları yaratmış oldum, her bir katmanın altında başka dilde ve daha da fazla ’seni seviyorum’ yazıyordu. Sanat çevreleri tarafından oldukça takdir toplayan, benim de çok içime sinen bir proje oldu.

İşlerinizi izleyen insanları hiç gözlemliyor musunuz? Etkilendiğiniz tepkiler oluyor mu? Kariyerim boyunca işlerime çeşitli insanlardan, birbirinden farklı birçok tepki aldım. Müzelerde sergilenen işlerime olan tepkileri de bazen o müzeye gidip çalışmamın önünde bir sanatsever gibi durup insanların konuşmalarını, yorumlarını tepkilerini inceleyerek geçiririm. Çok eğlenceli oluyor!
2000 yılında Manhattan’ın Downtown bölgesinde bir bina üzerinde insanların farklı bir ırkta kendilerini nasıl görebileceklerini gösteren ‘İnsan Irkı Makinası’ çalışmam ile ürettiğim bir billboard uygulamam vardı örneğin. Çalışmamda ‘Irk geni yoktur!’ mesajı veriyordum. Yine binanın kenarında durmuş yorumları dinlerken bu işi neden yaptığımı daha iyi anlamamı sağlayan harika tepkiler gördüm. Bu makinayı kullanarak kendilerini bambaşka bir ırkta gören insanların bir dakikalığına başka ırkta bir insanın yerine geçtikleri andaki şaşkın tepkileri de hiç unutamadığım anlar arasında.
2002 yılında aynı çalışmam The Grey Art Gallery’de sergileniyordu. New York Times gazetesi de o hafta sonu sergideki çalışmamdan bahsetmişti. Sergiye geldiğimde ‘İnsan Irkı Makinası’ çalışmamın önünde bu makinayı deneyimlemek isteyen yüzlerce sanatseverin uzun bir kuyrukta beklemekte olduğunu gördüm. Gelenlerin çoğunun farklı ırklarda insanlardan, hatta melez aileler ve çocuklardan oluşması ise bana en heyecan veren şey olmuştu.

PHOTOSHOP VE TARAYICININ TOHUMLARINI ATTI
Sanatın ve özellikle bu gibi görsel sanatların inanışları önyargıları ve her çeşit düşünce biçimini değiştirme ve geliştirme gücü olduğuna inanıyor musunuz? Ya da işlerinizi bu gibi kaygılar olmadan sadece sanat adına mı gerçekleştiriyorsunuz? Küçük resimde insanların gününe bir gülücük ya da bir şarkı eklemek bana anlamlı geliyor. Büyük resimde baktığımda ise sanatımın insanların hayatlarında ciddi somut etkiler yarattığına tanık olduğum anlar oldu ki, bu gerçekten de paha biçilemez. Kayıp çocuklar için FBI ve diğer organizasyonlarla çalıştığım dönemde yine benim yarattığım morphing teknolojisi sayesinde ortaya çıkarılan kayıp fotoğraflarının televizyonda yayınlanmasından sadece 1 saat sonra aylarca kayıp olan 3 çocuğun bulunması olağanüstü bir geri dönüştü benim için. Ben kaderci bir insanım. Eğer bazı şeylerin değişmesi gerekiyorsa değişir. Şimdi de dünya barışı için tam zamanı olduğunu hissediyorum ve çalışmalarım bu yüzden hep sevgi üzerine. Torunumun da savaş ve çatışmaların olmadığı, topluluk olmanın, aile olmanın yüceltildiği bir dünyada büyümesini çok istiyorum.

Aynı zamanda Photoshop’un başlangıcı diyebileceğimiz bir fotoğraf manipülasyonu teknolojisinin patentinin de size ait olduğunu biliyoruz. Bize bu işinizden bahsedebilir misiniz, bu tekniği geliştirdiğiniz dönemde çalışmanız nasıl karşılandı?
Evet, bu çalışmam Photoshop’un yaratılmasından yaklaşık 10 yıl kadar önceydi. 1960’ların sonunda insanların yüzlerini yaşlandıracak bir makina geliştirme fikrim vardı. O dönemlerde bu hayal ettiğim şeyi gerçekleştirebilmenin hiçbir yolu yoktu ve bilgisayar grafiği çalışmaları da oldukça ilkel bir düzeydeydi. Bu nedenle hem sanatçılardan hem de bilim adamlarından oluşan bir grup insanla kontaklar kurmaya başladım. Nihayetinde 1976 ila 1978 yılları arasında bu tip bir makina geliştirmek adına ABD’nin en büyük teknik üniversitesi olan MIT’te yer alan Media Lab’in o dönemki uzmanları ile birlikte çalışmaya başladım. Bu işbirliği, kamera ve bilgisayar teknolojisinin bir arada kullanılmasının yanısıra insanları bilgisayar üzerinde yaşlandırma fikrimin de ilk başlangıcı oldu. Hatta bu çalışmalar bilgisayara görüntü aktaran ilk nesil tarayıcıların da doğuşunu sağlamış oldu. Yaşlandırılmış portrelerle birlikte kompozit portreler insan yüzlerini bir arada işleyen yeni bir sistemi yaratmakta bana yardımcı oldu. Böylece aslında hiç olmayan insanların portre görüntülerini elde etmeye başladım. Bu tuhaf fikir halen çok iyi bilinen çalışmalarımın temelini oluşturuyor.

Bir sanatçı olarak sanatınızın ve işlerinizin nerede durduğunu düşünüyorsunuz ve sanatınızı nasıl tarif edebilirsiniz. Size ve geçmiş işlerinize baktığımda daha çok ’inovatör sanatçı’ tanımını yakıştırıyorum.
Kendimi aynı zamanda inovatör olan bir ’konsept sanatçısı’ olarak görüyorum. Yeni işler yaparken yeni teknolojiler yaratmaya ve kullanmaya çalışıyorum. Önümüzdeki dönemki işlerimde ise 3 boyutlu haritalama projeksiyonları, holografi ve büyük ölçekli ışıklandırma uygulamalarını daha fazla kullanmayı hedeflliyorum. İnsanlara daha önce görmedikleri şeyleri hiç görmedikleri şekillerde göstermeyi seviyorum.