Plastik sanat artık ekonomi sayfalarında!

Plastik sanat artık ekonomi sayfalarında!
Plastik sanat artık ekonomi sayfalarında!
Bir yılı deviren yeni medya galerisi Açıkekran'ın direktörü Ali Akay, "Ev, araba, kıyafet derken sıra sanata geldi. Plastik sanatlar gazetelerin ekonomi sayfalarına yansıyor artık" diyor

TUBA PARLAK / Hürriyet Daily News

Şekerbank Açıkekran Yeni Medya Sanat Galerisi birinci yaşını doldurdu. Sanat direktörü Ali Akay ile Emin Mahir Balcıoğlu’nun bir arada başlattığı bir çalışmanın ürünü galeri, sadece yeni medya üzerine odaklanan ve kâr amacı gütmeyen bir ‘art space’ olarak yola koyulmuştu. Burayı bir yeni medya sanat merkezi olarak öneren kişi Akay’ın ta kendisiydi. Türkiye ’de fazla görünürlüğü olmayan, dünyada 30 yıldır hızla yükselen bir sanat yapma biçimini daha görünür kılmayı amaçlıyor Açıkekran. Mekândaki tüm gösterim alanı bu amaca göre tasarlanmış. Prof. Ali Akay’la galerinin bir yılını, geleceğini ve Türkiye’deki çağdaş sanat ortamı üzerine konuştuk. 

Açıkekran’daki sergilerin galeri dışında gösterimi nasıl gerçekleşiyor?
Galerideki her sergiden seçilen bir video, Şekerbank’ın farklı şubelerinde vitrinlere kurulmuş ve özellikle tasarlanmış iki taraflı televizyon monitörleri aracılığıyla içeriye bakan yüzü banka müşterilerine ve dışarıya bakan yüzü ise 24 saat boyunca kesintiye uğramaksızın sokaktan geçenlere ulaşabiliyor. Bu şubelerin arasında Ordu, Mardin, İzmir şubeleri, Ankara’da Çankaya ve Küçükesat semtlerindeki iki şube ve İstanbul’daki Fener Yolu şubesi var. Birinci yılımızda yaptığımız beş sergi, Ayşe Erkmen, Seza Paker, Ahmet Öğüt, Claude Closky, Jalal Toufik, Bouchra Khalili ve Wang Du’ya kadar 20 değişik sanatçının videolarından oluşan ‘Arşiv’ adı altında toplanıyordu. 2012-2013 teması ise ‘Ekoloji’. 

Alan olarak kendini yeni medyayla sınırlandıran galerinin üstüne bir de tematik sınırlar içinde proje üretmeye çalışması sizce zorlayıcı değil mi?
Hiç değil. Hatta benim için ekoloji temasının başlı başına siyasi bir önemi olduğunu söyleyebilirim. 1998 yılında Floransa’da ‘Ekoloji ve Periferi’ temalı bir sergi yapmıştım. 2005’te Akbank Sanat’ta yaptığımız ‘Doğayla Bulaşmak’ adlı sergi de bu bağlamdaydı. Şahsi olarak da ekoloji dünyadaki tek ortak önemli sorunumuz diye düşünüyorum, içinde tek rahatlıkla arkasında durabileceğim siyasi hareket. Ayrıca ekoloji kavramının getirdiği pek çok açılım söz konusu. Bunlardan biri de ‘boş zaman’ ve ‘zihinsel ekoloji’ kavramları. Bu tema üzerine bir sergi tasarlıyorum. Boş zaman sanatçı için tam zamanlı bir çalışma zamanıdır. Çünkü üretimiyle ilgili düşünme halindedir hep. 9-6 saatleri arasında çalışanlar için ise boş zaman ya eve gittiği ya eğlendiği ya da televizyon karşısında uyukladığı zamandır. Sanayi toplumunun getirisi olarak ‘emek sömürüsü’ kavramının insanları ittiği çalışma biçimi boş zaman temasını ekolojiyle ilişkilendirmeme imkân tanıyor. 

Video sanatının Türkiye’deki görünümü yetersiz. İşin üretim boyutu için ne söylersiniz?
Yeni medyanın sanatsal üretimdeki yeri son 30 yılda oldukça merkezileşti. Bu da resim sanatının anlatımsal araçlar itibariyle sıkıştığı bir ortam yarattı. Ancak Türkiye’de sadece resim hâlâ koleksiyoncuların en sevdiği medyum. Bunun sebepleri ise çoğunlukla dekoratif kaygılar. 

Koleksiyonerin resim tercihi de üretimi etkiliyor haliyle, öyle mi?
Bir noktada evet. Ancak dünyada sanatçıları video eser üretmeye iten çok kuvvetli sebepler var. Bunlardan biri anlatımsal araçlarının çeşitliliği. Bir diğeri de sanatçıların çağın gerisinde kalmaktan imtina etmeleri. Üçüncü sebep ise videonun dünyada kolay dolaşabilen bir sanat eseri olması. Ancak, video sanatının Türkiye’deki görünürlüğü dünya geneline göre oldukça kısıtlıydı. Son yıllarda bu değişmeye başladı. Bu da çağdaş sanatın yükselişiyle paralel bir durum aslında. Türkiye’de 1990 sonrası ‘kendi sanat tarihiyle kesinti oluşturan’ ve bugün de yükselen bir çağdaş sanat ortamı oluştu. Bunun sebeplerinden biri de büyüyen para hacmi ve buna göre farkılılaşan bir yaşam kültürü. Ev, araba, kıyafet, yemek derken artık sıra sanat eserlerine geldi. Günümüzde plastik sanatlar gazetelerin ekonomi sayfalarına yansıyor. Dünyada sinema sektöründe dönen para hacmiyle kıyaslanabilir bir hale geldi durum. 

Bu yükselişin koleksiyonlara yansıması ne şekilde oldu?
Çok da fazla olmadı. Yirmi, yirmi beş tane çok kaliteli eser üreten sanatçımız var, uluslararası ortamda güçlü bir varlık gösteren, ama iç sanat dünyasında bazılarının adları bile bilinmemekte veya yeni yeni duyulmakta. Bir grup sanatçı ve sosyal bilimci 80 darbesinin sonrasında yurtdışında okumak zorunda kaldı ve bu sanatsal açıdan da onlara büyük bir imkân sağladı. Türkiye’de eser gözükmezken onlar dünya müzelerini ve galerilerini gezdi ve dergileri, kitapları okudular. Zaten, şiddet taşıyan, imha edici ve öldürücü darbenin tek bir ‘avantajı’ varsa o da sanatçıları ve sosyal bilimcileri yurtdışında eğitim yapmaya mecbur bırakması oldu. Bu sayede enternasyonal olarak düşünen, üreten düşünürlerimiz, sanatçılarımız oldu. Burada sanatsal eğitim, kısmen hâlâ 19. yüzyıl bağlamında düşünülüyor. 

Üretimdeki kalite sınırının aşılmasındaki tek engel eğitim ve üniversiteler mi?
Elbette değil. Diğer etmenler, birkaç seçkin örnek dışında galericilerin ve koleksiyoncuların yapılmakta olan iyi sanattan bihaber olmaları ve dünyayı takip etmemeleri. Londra’da gerçekleşen Sotheby’s modern ve çağdaş Türk sanatı müzayedesinde de bunun bir yansımasını gördük. Zaten şu anda yerli koleksiyoncuların bir değişim sürecinde olduğunu görüyoruz. 70’li, 80’li yıllarda yapılan yanlış alımları elden çıkartmaya çalışıyorlar şu anda. Ama güncel alımlar da neredeyse aynı minvalde gitmekte. Böyle giderlerse 20 yıl sonra da bugün aldıklarını elden çıkartmaya çalışacaklar.

Yeni dönemde kaç sergi planlıyorsunuz?

Yeni dönem için beş sergi planım var. Bunların içinde karma sergiler de var. Şu an gösterimde olan Eelco Brand ın Doğanın Plastikliği sergisi de, adından belli olduğu üzere, doğa-kültür ikili karşıtlığını sorunsallaştıran işler içeriyor. 27 Haziran da açılacak ikinci sergi bir karma sergi olacak.