Polis şiddeti ve toplu mezarlar

Polis şiddeti ve toplu mezarlar
Polis şiddeti ve toplu mezarlar
Latin Amerika'nın en büyük sinema etkinliği Rio de Janerio Film Festivali, Brezilya'daki seçim rehavetine karşın halktan yoğun ilgi görüyor. Festivalde izlediğimiz Brezilya filmleri, bu ülkenin sert gerçeklerine dair hikayeler anlatıyor.
Haber: ESİN KÜÇÜKTEPEPINAR - ekucuktepepinar@yahoo.com / Arşivi

Latin Amerika cenahının en büyük sinema etkinliklerinden 16. Rio de Janerio Film Festivali'nin son demlerini yakaladığımız şimdilerde Pazar günü yapılan seçimlerin rehavetine karşılık gösterimler son hız sürüyor. Dün kayıtlı 142.5 milyon Brezilyalı seçmen sandık başına gitti ama sokaktaki vatandaşın sistemin daha iyiye gideceğine dair ümidi pek yok. Oy verme mecburiyetini yerine getiren Riolu seçmenler ise 'kendimizi buluyoruz' dedikleri sinemalara akıyor. Dün Brezilyalı Domingos Oliveira'nın yarışma dışı gösterilen “Infância /Childhood” adlı filmi 1950'li yılların Rio'sundaki otoriter bir ailede büyüyen çocuğun sıkıntılarını incelikli ve mizahı bir dille anlatmasıyla kesin ilgi çekeceğe benziyor. Brezilya Filmleri Yarışması'nın jüri başkanı olan usta yönetmen Karim Ainouz ise görsel sanatların önemli ismi Olafur Eliasson'ı anlattığı belgeselinin gösterimini yapacak. Uzunu kısası belgeseli, 350'nin üzerinde filmle, 15 günlük uzun bir sinema maratonu sunan festivalde, Richard Linklater'ın bu yıla damgasını vuran “Boyhood” misali dünya sinemasından filmler de var. Sayısız bölüm arasında şüphe ve gerilimin üstadı Alfred Hicthcock klasikleri ise paha biçilmez. 


OPERA SALONUNDA FİLM İZLEMEK
Latin camiasında ortak yapımları destekleyen ve yeni fırsatlar yaratmak için sinema endüstrisinin önemli figürlerini de bir araya getiren Rio de Janerio Film Festivali, para ile yeteneği buluşturma faslına çok önem veriyor. 24 Eylül-8 Ekim arasında, kente dağılan sayısız sinema salonundaki gösterimler ise dünyanın filmini seyirciyle buluşturma misyonuna hizmet. Riolu sinemaseverlerin tıka basa doldurdukları salonlar arasındaki Belediye Sineması ise şahane korunmuş bir opera salonu olarak görkemiyle şaşırtıcı, bizdeki kadim salonların katliamını düşününce gözyaşartıcı. Nitekim meşhur karnaval efsanelerinden Joaozinho Trinta'yı anlatan “Trinta” adlı filmi orada izlemek hepimiz için bir ayrıcalık oldu. Filmin hem ağlatıp hem de güldüren melodramatik kıvamı da aşırı 'süslü' bir yaşamın trajedisi olarak ortama pek uygun düştü.



BREZİLYA FİLMLERİNİN DERDİ
Festivalin ana yarışması ise uzun metraj ve belgesel olarak iki ayrı dalda dünya prömiyerlerini yapan Brezilya filmlerine ayrılmış. Siyah beyaz estetiği ve zengin bir genç mimarın kirli aile sırlarını keşfetmesiyle başlayan vicdan muhassebesini anlatan konusuyla “Obra” uzun metraj yarışmasında ayrı bir yerde duruyor. İnşaat kazısında ortaya çıkan toplu mezarın ülkenin kanlı politik geçmişine delalet ettiği filmin en büyük sorunu ise aşırı stilize anlatımı olabilir. Uzun metrajda öne çıkan bir diğer film ise “Ausencia/Absence”. Chico Teixeira’nın başarılı 'Alice’s House'dan sonra merakla beklenen bu yeni filmi, baba veya aile figürü olmadan büyümeye çalışan bir gencin halini incelikli bir sinema diliyle anlatıyor. 

TANRIKENT’İN ROMANTİZMİNE KARŞI
Gecekondu (favela) semtlerini ehlileştirmek kisvesinde yapılan kanlı polis operasyonlarının içyüzü ise “À queima roupa/Point Blank” adlı belgeselde olanca gerçekliğiyle yüzümüze çarpıyor! Vigário Geral katliamı olarak anılan 1993 yılındaki operasyondan itibaren yolsuzluk ve şiddetin müsebbibi olan polis teşkilatındaki gelişmeleri anlatan belgeselin yönetmeni ise kadın sinemacı Theresa Jessouroun. Ünlü “Tanrıkent” filminin romantizmine karşı adaletsizlik ve çaresizliği vurgulayan film, kurbanların aileleri ve hayatta kalanlarla söyleşilere yer veriyor, kent merkezindeki polis şiddetinin altını çiziyor. Filmden çıkan seyirci ise ortak görüşte: “Balık hafızalı olmamalıyız, unutmamalıyız!”