Porselen kaprislidir, hatayı affetmez

Porselen kaprislidir, hatayı affetmez
Porselen kaprislidir, hatayı affetmez
Post-modern sembolizmi yansıtan seramik heykelleri ile tanınan Tuba Önder Demircioğlu'nun sekizinci kişisel sergisiyle Galeri/MİZ'de. Demircioğlu, seramik ve porselen ile çalışmak için sadece yaratıcılığın yetmediğini, çok iyi matematik ve kimya bilgisine de sahip olmak gerektiğini anlatıyor.

Türkiye ’de çağdaş sanat ve tasarım alanında büyük atılımlar yaşanıyor. Seramik sanatı da bu rüzgardan payını alıyor mu?
Seramik bize ve kültürümüze ait bir sanat. Aynı zamanda son derece çağdaş. Günümüzde Avrupa ’ya ve Japonya’ya baktığınızda inanılmaz yükselmiş bir sanat. Üstelik bizim topraklarımız hammadde açısından da çok zengin. Buna rağmen bizde sanatseverler daha güncel sanatların etkisinde ve seramik sanatına daha yabancı duruyor. Seramik aslında çok tanıdık bir malzeme. “Çöp adam çizemem” diyenler eline çamur aldığında ortaya çıkanlara inanamazsınız. Çünkü kil, genlerimizde var. Bu kadar aşinayız... Yine de galericilerle konuştuğumda pentüre resme her zaman daha yoğun bir ilgi olduğunu söylüyorlar. Ben de, kendimce daha fazla eser üretip, daha fazla sergi açarak seramik sanatını yaygınlaştırma kaygısı taşıyorum.

Heykel dediğimizde seramiğin daha az kullanılan bir malzeme olduğunu fark ediyoruz. Seramik, heykel konusunda çok da tercih edilmeyen bir malzeme midir? 
Kil, teknik olarak çok zengin ama bir o kadar karmaşık bir malzeme. En büyük özelliği bilimi içinde barındırıyor olması. Seramikle çalışmak için çok iyi matematik, çok iyi kimya bilgisine sahip olmak gerekiyor. İş sadece çamuru şekillendirip, kurutup pişirmekle olmuyor. Seramik bir heykelin oluşum süreci, diğer heykel malzemelerine oranla çok meşakkatli ve zor bir süreç. Heykellerimdeki büyüklük, kalınlık ve zor formlarla çalışıyor olmam neredeyse sıfır hatayla hareket etmemi gerektiriyor. Seramikte 10 binin üzerinde hata riski var. Pişirme aşamasında bütün hataları bertaraf ediyor olmanız gerekiyor ki sıfır hatayla bir heykel ortaya çıksın. Şekillendirdiğiniz hamurun içinde hiç hava kalmaması gerekiyor, 1 mikron bile. Bir seramik heykelin yapım aşaması yapılmasıyla kurumasıyla sırlanmasıyla her şeyiyle beraber bir ayı buluyor. Zor bir malzeme.

Sergide porselen heykelleriniz de var.
Bu sergide dört porselen heykel var. Porselen, malzeme olarak kalıpla şekillendirmeye daha uygun bir malzeme. Bu malzemeyi ayakta, serbest bir şekilde tutamazsınız. Benim de işimle ilgili ille de yapacağım diye ısrarcı bir yanım var bu yüzden porselende çıkılabilecek kadar yüksek boyutlara çıkmayı denedim. 40-50 santimetreye kadar çıkabilen porselen heykelleri, hiç kalıp kullanmadan, serbest teknikle şekillendirmek aslında inanılmaz zor bir şey. Kaprisli bir kil porselen. Bebek gibi kurutuyorsunuz onları. Üstelik porselen hatayı affetmez, hafızası olan bir çamurdur. Yapım esnasında bir hatayı onardığınızı düşünüyorsunuz ama eser fırından çıktığında o hatayla geri geldiğini görüyorsunuz! Kolay incinen, narin, kırılgan bir kadın gibi…

ŞİDDETE KARŞI BİR SIĞINMA NOKTASI

Son serginizde ‘Dansçılar’ ve ‘Savaşçılar’ olmak üzere iki koleksiyon var. Hepsini ‘Tuba Ağacı’ adı altında toplamanızın nedeni nedir? 
Dans edenler ve savaşçılar aslında insanın iç dünyasını sembolize ediyor. Dans edenler içsel yolculuğumuzu ve maneviyatımızı yansıtan heykeller ve daha duygusallar. Manevi yükseliş, yakarma, paylaşma ve alçakgönüllülük gibi düşünceleri belli bir anın dinamizmi içinde sembolize etmek istedim. Savaşçı heykelleri ise materyalist ve maddi dünyanın göstergesi. Dansçıların uçuşan bedenlerine karşın savaşçı figürlerinin beden hareketleri, üzerlerindeki bağları yaşamın onlara getirdiği yükleri simgeliyor. Yoğun duygu hallerini, acılarını ve kaybettiklerini anlatmak istiyorum. Tuba Ağacı ise İslam kültüründe kökleri yukarıda cennette, dalları aşağıda dünyada olan ve evrendeki tüm meyveleri barındıran bir ağaç olarak tasvir ediliyor. Dallarında dünyadaki her şey var diye inanılıyor; iyilik, kötülük, merhamet, sevgi vs… Heykellerimi oluştururken düşündüğüm tüm duyguları kapsıyor. Tuba Ağacı isminin bu konsepti çok iyi kucakladığını düşündüm.

Önümüzdeki sergilerde Tuba Ağacı fikrine devam etmeyi planlıyor musunuz? 
Aslında Tuba Ağacı’nı büyük bir heykel olarak bir meydana taşıma arzum var. Çalışmalarına da başladım. Barındırdığı anlam bakımından tüm kadınların, çocukların hatta erkeklerin şiddete karşı bir sığınma noktası olsun istiyorum. Ve dallarının içerdiği anlamlara tutunarak yeni bir yol çizsinler…

Tuba Önder Demircioğlu’nun ‘Tuba Ağacı’ sergisi 31 Mart’a kadar Galeri/Miz’de izlenebilir.