Radiohead ile 'zamansız' anlar

Radiohead ile 'zamansız' anlar
Radiohead ile 'zamansız' anlar

Tom Yorke günündeydi.

Hayranlarının turne programında İstanbul'u görmek için yıllardır sabırsızlıkla beklediği Radiohead bu yıl da Türkiye'yi pas geçti. Ama Radikal pas geçmedi, grubun Amerika turnesinin New Jersey'deki son konserini yerinde izledi. Türkiyeli Radioheadseverlere sıcak sıcak konser ambiansı
Haber: DİLAY YALÇIN - dilayy@gmail.com / Arşivi

Amerikan filmlerindeki gibi minibüslere, pick-up’lara doluşmuş gençlerle beraber, ‘Radiohead trafiğinde’ Susquehanna Bank Center’a doğru ilerlerken, setlist’ten tamamen habersizim. Bir yandan ne çalacaklarını merak ediyorum ama bir yandan da ne çalmalarını istediğimi bilmiyorum.
Stada vardığımızda önümüze park eden arabadaki çift birkaç küçük parça ‘kâğıdı’ birer şişe suyla mideye indirince, seyircinin beklentisine dair bir fikir ediniyorum. İçim de biraz rahatlıyor, zira yıllarca Radiohead’in İstanbul konserini beklerken en büyük kabusum bir Harbiye Açıkhava dolusu insanın hep bir ağızdan ‘Creep’e eşlik etmeleriydi.
Biletlerimiz çimenden, yani sahneye olabilecek en uzak bölgeden. Biletlerin genellikle satışa çıktıktan on saniye sonra bittiği olduğu için, “Buna da şükür” demiştik. Ancak stada vardığımız zaman , “Thom Yorke’a bu kadar yaklaştığım daha önce de olmuştur” demekten kendimi alamıyorum. Ne bileyim, belki 200 metre yakınımdaki bir eve arkadaş ziyaretine falan gelmiştir çünkü sahneyle aramızdaki mesafe yaklaşık olarak bu. Radiohead’in şubattan beri süren ABD turnesinin bu son konserinde, toplam seyirci sayısı ise 15 bine yakın. ABD konserlerinde her türlü grup her büyüklükteki alanı tabii ki doldurabiliyor ancak buradaki genel dinleyici profili düşünülünce, Kid A sonrası Radiohead’in stat konserlerine olan bu rağbet şaşırtıcılığını yitirmiyor. 

Her zamanki ciddiyetleriyle...
Biz etrafımızdaki kalabalığı tanımlamaya çalışırken, bir anda sahnede belirip selamsız sabahsız ‘Bloom’la başlayıveriyorlar. Detaylara olan takıntılarıyla bilinen Radiohead’in sahne tasarımı, biraz Top of the Pops havası yaratsa da tabii ki dudak uçuklatıcı. Arkada dev bir ekran, onun önünde tavandan dağınık olarak sarkıtılmış 11 hareketli ekran ve en tepede yatay bir film şeridi gibi dizilmiş beş ekran. Arkada renkler, ışıklar, efektler; ön planda devamlı değişen sahneden canlı görüntüler: Thom Yorke’un sakalı, Jonny Greenwood’un gitarı, Phil Selway’in profili vs. Ekranların altında küçücük kalmış -küçücük kalmak istemiş- Radiohead elemanları.
‘Ayinesi iştir kişinin’ ekolünün temsilcileri olarak, her zamanki ciddiyetleriyle işlerini yapıyorlar. İkinci şarkıya geçmeden önce, Thom Yorke “What’s your name?” diye soruyor seyirciye. Seyirci daha anlamsız çığlıklarla verdiği cevabı bitiremeden ‘There There’ başlıyor. Ardından yine soruyor Thom Yorke: “My name is Kid A. What’s your name?” ve ‘Kid A’ başlıyor. ‘Morning Mr. Magpie’, ‘The Gloaming’ ve ‘Separator’dan sonra aniden Thom Yorke ‘Lucky’yi anons ediyor - “Pull me out” kısmı gelince, önceki şarkılarda transa girmemize sebep olmuş sahne ışıkları patlıyor, tabii seyirci de. Tam Thom Yorke’un 2000 öncesi vokaline dair anılarımız canlanmışken, grup ‘Like Spinning Plates’e geçiyor. Kolaylıkla o zamanları unutuveriyoruz.
Araya ilk defa bu turnede çaldıkları ‘Identikit’i alıp ‘In Rainbows’tan ‘15 step’ ve ‘Nude’la devam ediyorlar. Ancak konser genel olarak ‘King of Limbs’ şarkılarının arasına serpiştirilmiş diğer şarkılar havasında. Ta ki hiç beklenmedik bir biçimde ‘Paranoid Android’ başlayana kadar... ‘Lucky’ gibi ‘Paranoid Android’in de seyirci için anlamının büyük olduğu belli; kapalı alandan çimenlere doğru bir ordunun, dünyayı unutmuş biçimde şarkıya eşlik ettiğini duyuyoruz. O an, günlerce konser günü yağmur yağmasından korktuğuma inanamıyorum. Sanki stattan çıkınca yepyeni bir dünyayla karşılaşmamızın önündeki tek engel, “Rain down” diye bağırırken yağmur yağmıyor oluşu. 

Zaman nasıl geçti...
Radiohead iki belli belirsiz bis yapıyor; sahneden ayrılmalarıyla geri dönmeleri arasında yalnızca saniyeler var. Peşi sıra ‘Feral’, ‘Little by Little’ ve ‘Give up the Ghost’ ile ‘King of Limbs’ şarkılarından devam ediyorlar. Geçen sene Nigel Godrich’in From the Basement serisinden yayımladıkları ‘Staircase’i, Amnesiac’tan ‘I Might Be Wrong’u ve ardı ardına ‘In Rainbows’tan ‘Bodysnatchers’, ‘House of Cards’ ve ‘Reckoner’ı çalıyorlar. Thom Yorke’un konser boyunca yaptığı en uzun konuşma, vokali kadar anlaşılması güç olduğundan seyirciye teşekkür ettiğini seçebiliyoruz yalnızca; ‘Everything in its Right Place’in konserin son şarkısı olduğunu anlayamıyoruz.
Aniden sahneden gidiyorlar ve “Herhalde bis yapacaklar canım” diye konuşurken, ışıklar yanıyor, kapılar açılıyor, kalabalık battaniyeleri toplayıp park alanına doğru yürümeye başlıyor. Uzun bir süre inanamıyoruz; hem konserin bu kadar kısa sürmüş olmasına hem de pat diye bitivermesine. Derken saate bakıyoruz; adamlar iki buçuk saattir sahnedeymiş, neredeyse aralıksız toplam 23 şarkı çalmışlar. Zamanın nasıl geçtiğini hiç anlamamışız.

Kanada konseri öncesi kaza
Radiohead’in Kanada’da vereceği konser öncesinde bir kaza yaşandı. Downsview parkında verilecek konser öncesinde ekip ses denemesi yaparken sahne aniden çöktü, kazada bir kişi öldü, biri ağır 3 kişi yaralandı. Grup üyeleri prova yapmak için sahneye çıkmak üzereyken meydana gelen olayın ardından 40 bin kişinin izleyeceği konser iptal edildi. İş güvenlik ekipleri bölgede inceleme yaparken Radiohead üyeleri Twitter sayfalarından konserin iptal edildiğini duyurdu ve hayranlarından konser alanına gelmemelerini istedi.