Reggae kabilesinin reisi

Reggae kabilesinin reisi
Reggae kabilesinin reisi
Bu akşam Babylon'da İstanbul reggae kabilesinin reisi Sudanlı Osman Osman'a veda ediyoruz. 80'lerden itibaren bu kentteki reggae kültürünü tek başına yaratmış Osman Osman, Kanada'ya taşınıyor
Haber: MERT EMCAN / Arşivi

Hikâye bu ya; Osman Osman Sudan’da lisedeyken bir gün arkadaşlarıyla bir köye gidiyor ve o köyde bir falcıya rastlıyor. Falcı Osman’a Sudan’da kalmayacağını, çok uzaklara gideceğini söylüyor. 25 seneyi aşkın bir süredir İstanbul’u mesken tutan Osman Osman hâlâ ara ara bu hikâyeyi hatırlıyor.
İstanbul gece hayatının ayrıksı otları Osman Osman’ı öyle veya böyle bilir. 80’lerin sonlarından itibaren İstanbul’daki reggae kültürünü neredeyse tek başına yaratmış, İstanbul’un kendini en adamış Rastafari takipçisidir kendisi. Artık bir efsane haline gelmiş Bilsak gecelerinin, Arnavutköy’deki Pupa’nın, Beyoğlu ’ndaki Riddim, Raga, Nayah ve nicesinin işletmecisi, İstanbul reggae kabilesinin reisi ve son kertede adeta İstanbul gece hayatının ayaklı tarihidir Osman Osman. 

İstanbul’da devrim yaptı
Sudan’ın tam ortasında yer alan Al-Ubayyidli Osman Osman okumak için geliyor ilk İstanbul’a. İstanbul Üniversitesi ’nde okurken bir yandan da ticarete atılmış Osman, arkadaşı Yasin’le beraber. Bavul ticareti yapmaya çalışmış ama doğruculuktan vazgeçmeyince becerememiş. Onu takip eden sefalet günlerinden sonra canına tak etmiş, kız arkadaşının peşinden Hollanda’ya gitmiş ve bir de bakmış ki orada hayat güzel, insanlar toleranslı. Sonra bir yılbaşı akşamı dank etmiş kafasına. Havai fişeklerini seyrederken fark etmiş Osman, oradaki dünyayla onun dünyasının ne kadar farklı olduğunu. Bir yanda sefahat içindeyken âdemoğlunun, başka bir yerde sefalet içinde ezildiğini. O gece karar veriyor, “Madem Sudan’da devrim yapamayacaktım, o zaman insanlara başka bir şekilde hizmet edeyim” diyor. İnsanları reggae müziği ve felsefesinin içine almak için İstanbul’a dönüyor.
Osman’ın hayatındaki en önemli insanlardan biri Yazko ve Bilsak’ın kurucusu, İstanbul gördüğü en önemli entelektüellerden merhum Mustafa Kemal Ağaoğlu. O tarihlerde Mustafa Kemal’e insanların bir araya gelebileceği, farklı kültürlerin kaynaşabileceği bir yer açmak istediğini anlatmış. Son olarak da “Cebimde tek bir lira para yok ama sana burası için ruhumu ve inancımı veririm” demiş. Bilsak’ın efsane geceleri işte böyle başlamış. ‘80 sonları Cihangir ’in tekin olmadığı zamanlar. Aynı zamanda Beyoğlu’nda Hortum Süleyman dönemi. Devamlı polislerin gelip insanları gözaltına aldığı, yaka paça dövdüğü zamanlar. Ama orası bir toplanma yeri olmuş. Erkin Korayların, Baba Zulaların mesken edindiği ve kimilerinin çaldıktan sonra para bile almadığı bir kabile alanı adeta. “İlişkiler çok farklıydı o zamanlar” diye anlatıyor Osman, “Her şey kalpten kalbe yapılırdı”. Ama orası gece saat 01:00’e kadar açıkmış sadece. Bu yüzden de başka bir mekân arayışına girişmişler. Önce Mis Sokak’ta bir yer bulmuşlar ama orada da Hortum Süleyman’ın gazabından kurtulamamışlar. Yakın arkadaşı Yasin baskınlardan birinin sonucunda birkaç gün Bayrampaşa’da yatmış. Sonra yanlarına Pozitif’i de alarak Arnavutköy’deki Pupa’yı açmışlar. Pozitif’in düzenlediği ve belki de Türkiye’nin ilk reggae konserlerinden biri olan Zoanet organizasyonuyla başlayan dostlukları bu vesileyle ticari bir ilişkiye de dönüşmüş.
Pupa, İstanbul değil, dünyanın herhangi bir yerinde olabildiğinizi hissettiğiniz, gençlerin nefes alabildiği, uluslararası bir ortam oldu. Osman’ın sonraki durağı ise en fazla özdeşleştirildiği, bugüne kadarki en başarılı işletmesi Büyükparmakkapı’daki Riddim. Ne var ki, Riddim de 73 yaşındaki mülk sahibinin “Bak sen çok para kazanıyorsun, senin payını azaltalım” demesinin üzerine sona ermiş. Osman’ın cevabı net olmuş: “Hiç konuşmaya gerek yok. Madem öyle, yılbaşı benim son gecemdir burada, her şey senin olsun, sen zengin ol”.

Ve Raga ve Nayah ve We Play
Ardından başka mekânlar peş peşe geliyor; Raga, Nayah, Bilgi Üniversitesi’nden Haluk Polat Hoca ile açtıkları We Play. Çınaraltı’nın elinden çıkması, We Play’in kapanması sonrası küskünlük, nekahet ve boş geçen bir dönem geliyor. Orada burada görünüyor ara ara, ama artık heyecanını yitirmiş durumda. Şimdi oğluyla da daha yakın olabilmek için Kanada’ya taşınmaya karar veriyor. Zaten artık zaman eskisi gibi değil. Uzun rasta saçlar gideli epey olmuş, yol arkadaşı Yasin Sudan’a dönmüş, mensucat işiyle uğraşmakta... Ödün vermeyen, inanmadığı işi öldür Allah yapmayan, kimseye yalan borcu olmayan bir adamın tek seçeneği olarak, bırakıp gitmek kalmış Osman’a.
Osman gibileri ya benzer insanların bilincini açar ya da hayatta o yolda yürüyemeye cesaret veya tenezzül etmeyecek bezirgân başlarının vicdanını rahatlatır. O yüzden bu hikâyede asıl kaybeden biz oluyoruz. Şehrimizin asil ve zarif bir evladını kaçırarak.