Renkli aşkların filmi

Baz Luhrmann'ın 'Kırmızı Değirmen'ini (Moulin Rouge) izleyeli neredeyse bir hafta
olacak ama filmi sevip sevmediğime halen karar vermiş değilim.
Haber: Sevin OKYAY / Arşivi

Baz Luhrmann'ın 'Kırmızı Değirmen'ini (Moulin Rouge) izleyeli neredeyse bir hafta
olacak ama filmi sevip sevmediğime halen karar vermiş değilim. Eğlenceli ve oyalayıcıydı, çok hareketliydi. Filmin adının ikinci ayağını oluşturan 'kırmızı-rouge', karakterlerinden Toulouse-Lautrec'in bile erişemediği bir çeşitlilikte sergilenmişti. Kendi şarkılarını kendileri söyleyen oyuncuların sesleri hiç fena değildi. Hatta Kidman'ın albüm yapma niyetine burun büktüğüm için mahçup bile oldum. Yine de 'Kırmızı Değirmen' içime sinmiyor. Belki Baz Luhrmann konusunda ('Strictly Ballroom'dan kaynaklanan) daha farklı beklentilerim olduğu için. Belki de ondan önce beş kez ele alınan bu konunun esas kahramanına, yani ressam Toulouse-Lautrec'e sözde marjinal olan bir soytarı muamelesi ettiği için. Lautrec'in sığınağı ve 'nemesis'i olan 'Kırmızı Değirmen'i
onun gözüyle görmeye alışmıştık.
Öldüğü söylenen bir janr
Luhrmann'ın 'Kırmızı Değirmen'i ise, adeta post-modern bir müzikal. Öldüğü söylenen bu janrı daha önce Lars Von Trier'in gözüyle ve su katılmadık bir melodram kisvesine bürünmüş olarak görmüştük. Birinci sınıf dans ve şarkı bölümleri vardı (hele tren bölümü). 'Kırmızı Değirmen'de,
özellikle tango bölümüyle dikkati çekiyor. Zaten Luhrmann, çoğu apartma olan (Beatles, Elton John, Rodgers & Hammerstein, U2, Nirvana falan) müziğinin desteğiyle ve hiç durmayan kamerasıyla bize görsel ve işitsel bir şölen sunmaya ahdetmiş. Bir 'Kırmızı Değirmen'in içine girip, bir dışarıya çıkarak, zaman zaman coğrafyanın yüzünü kara çıkartan Paris tabloları çizerken, sonlarda hızını kesip o da işi melodrama vuruyor.
Konumuz: Satine ile Christian'ın aşkı. Fakir oğlan 'hafif' kızı sever, kızın patronu onu paralı Dük'e satmak ister (Dük, bir gösteriye para yatıracaktır), semt halkı (bohem tayfa) da bir gösteri sahneleme hevesindedir. Fakir oğlan şiirle kızı tavlar, Dük küplere biner, kız verem olur, Dük ona zarar vermesin diye oğlana 'Seni sevmiyorum' der, vs.
Göz boyayıcı film
Kızımız Satine (Kidman) ile oğlumuz Christian (McGregor), zalim patron Zidler (Broadbent), paralı ve tutkulu Dük (Roxburgh) ve absinthe bağımlısı, fiziki özürlü (filmde belli olmasa da, aynı zamanda asil ve dahi) Henri de Toulouse-Lautrec (Leguizamo), filmimizin şahısları. Esas kahramanımız ise 'Kırmızı Değirmen'in kendisi ve iki hafta sonra 'Amelie'de de ziyaret edeceğimiz neşeli Montmartre semti. Bir de, Baz Luhrmann, tabii. Luhrmann, sonuçta bir melodram kotarıyor ama, duygularla işi yok. İlk iki seferden sonra etkisini yitiren toplama şarkı trüküyle işitsel; kamera hızı, açıları, renkleri ve hareketiyle görsel bir şölen yaratma peşinde. Hatta ona göz boyayıcı bile diyebiliriz. Buna karşılık, Cannes'da yerlere vurulan filmi eğlenceli. Başrol
oyuncularının ise, ne yazık ki kimyası tutmamış. Ama ben Kidman'ı, çok güzel olduğunu kabul etmekle birlikte (yani, herhalde), seksi de bulmuyorum. Neyse, bu konuda kadın kısmına laf düşmez. Luhrmann 'Romeo+Juliet'te Shakespeare'in hikâyesine dayanıyordu, burada ise salt bir gösteri sunuyor. Eh, filmin perde açılışıyla başlayıp, kapanışıyla bitmesinden de belli değil mi zaten?
Karşımızda bir 'karada Titanic' durumu var: Aşk soslu bildik hikâye. 'Öğreneceğin en önemli şey sevmek ve sevilmektir.'
***
KIRMIZI DEĞİRMEN
MOULIN ROUGE

Yönetmen: Baz Luhrmann
Senaryo: Craig Pearce, Baz Luhrmann
Görüntü: Donald M. McAlpine
Özgün Müzik: Craig Armstrong
Kostüm ve Yapım Tasarımı: Catherine Martin
Koreografi: John O'Connell
Oyuncular: Nicole Kidman, Ewan McGregor, John Leguizamo, Jim Broadbent,
Garry McDonald, Richard Roxburgh, Kylie Minogue.