Replikas'tan Anadolu pop'a saygı duruşu

Replikas'tan Anadolu pop'a saygı duruşu
Replikas'tan Anadolu pop'a saygı duruşu

Replikas üyeleri (soldan sağa): Orçun Baştürk, Selçuk Artut Burak Tamer, Gökçe Akçelik ve Barkın Engin.

Replikas'ın son albümü 'Biz Burada Yok İken', 1960-70'lerin kült Anadolu pop şarkılarının Replikas dilinde yorumlarından oluşuyor. Grup, "Albümün kendi var oluşu bir saygı duruşu. Köklerimize geri dönüş ve bizi çok beslemiş olan şeyleri ortaya koymak amacıyla yaptık bunu" diyor
Haber: ELİF EKİNCİ - elif.ekinci@radikal.com.tr / Arşivi

Yeraltı sahnesinin kült gruplarından Replikas nihayet, 2008 tarihli son albümleri ‘Zerre’den bu yana beklemekten helak olan hayranlarına yeni albümü ‘Biz Burada Yok İken’i armağan etti. Grubun, Ada Müzik etiketiyle yayımlanan son albümü 60-70’lerin Haramiler, Erkin Koray Dörtlüsü, Barış Manço ve Kurtalan Ekspres, Cem Karaca ve Apaşlar gibi önemli isimlerinin kült şarkılarının Replikas dilinde yorumlarından oluşuyor. Yani Replikas bu albümle bir anlamda, ‘onlar burada yok iken’ burada olanlara bir selam çakıyor. Bir ayakları hep bu topraklara basan, ama diğer ayakları fezada dolanan grubun ‘yüksek sesli Anadolu pop’ olarak nitelenebilecek son albümünde ‘Aya Bak Yıldıza Bak’, ‘Çiçek Dağı’ gibi canlı performanslarında çalageldikleri şarkılar da kendine yer bulmuş. Murat Meriç’in “Anadolu pop’un çok bilinenleri değil belki ama şahikaları” dediği yazısını ve tüm şarkılar için kısa notlarını da içeren albüm Karacaoğlan’dan bir alıntıyla açılıyor: “Sual eylen bizden evvel gelene/ Kim var imiş biz burada yoğ iken”. Yerinde bir seçim olmuş zira albüm, grubun artık burada olmayacağı zamanlara da kalacak gibi gözüküyor. Gökçe Akçelik, Barkın Engin, Orçun Baştürk, Selçuk Artut ve Burak Tamer’den mürekkep Replikas’la sohbet ettik. 

[Audio_111]



Albümün adı ‘Biz Burada Yok İken’ ama daha ziyade “Onlar vardı” diyor gibi. Bu albüm için bir saygı duruşu diyebilir miyiz?
Gökçe Akçelik: Albümün kendi var oluşu bir saygı duruşu aslında. Replikas olarak da köklerimize bir geri dönüş ve bizi çok beslemiş olan şeyleri ortaya koymak amacıyla yaptık bunu. Albümün adına gelince... Cem Karaca’nın yine o yıllarda yaptığı ama albümümüzde bulunmayan bir parça var. Bu parçanın sonunda Cem Karaca şarkının sözlerini değiştirerek “Kim varmış biz burada var iken” diye söylüyordu. Oradan Karacaoğlan’ın şiirine odaklandık ve albümün kartonetinin ilk sayfasına koyduğumuz son iki dizenin aslında bizim yaptığımız şeye çok uygun olduğunu düşündük. Hem Karacaoğlan’dı hem Cem Karaca yorumlamıştı hem de duruma çok uygundu. Kapağı da Erden Özer Yalçınkaya yaptı. Zaten eski elemanımız kendisi de. 

Anadolu pop’a olan ilginizi keşfetmeniz ne zamana tekabül ediyor?
Barkın Engin: Aslında buralı müziklerle değil, temelde Batı kökenli, sert sound’lu müziklerle büyüdük. Müzik yapmaya başladığımızda da henüz bu etkiler yoktu. Herhalde 17-18 yaşlarımıza filan tekabül eder, Erkin Koray’la başlayarak, onun üzerinden geri gitmeye ve daha yerele inmeye başladık. O yüzden aslında Replikas adıyla Türkçe sözlü müzik yapmaya başlamamızda o dönemin büyük etkisi vardır. Çok kısa bir dönemde yoğun bir şekilde etkilendik, arşiv araştırmaları yapıp Anadolu pop’un köküne inmeye başladık daha sonra. O güne kadarki dış etkenlerle yerel etkenleri birleştirdik diyebiliriz.
Selçuk Artut: Dönem olarak 10’lu yaşlarımızın başlarında bu müzikle tanıştığımızı ben hayal meyal hatırlıyorum. Ama tabii ki o zaman müziğe ulaşmak bugünkü gibi kolay değildi. Ben anne babamın sahip olduğu kasetleri dinlediğimi hatırlıyorum, tabii o baskı döneminde devasa bir arşivden kalanları, siyasi olmayan taraflarını dinleyebiliyorduk. Erkin Koray önemli bir çizgi oldu. Bir de Türkiye ’de FM radyolarının yaygınlaştığı, TRT tekelinden sıyrılıp, değişik denemelerin yapıldığı, her radyonun kendine ait bir karakter edindiği bir dönemi hatırlıyorum. O zamanın FM radyolarını çok dinlediğimi hatırlıyorum çocukluğuma dair. 

Hem arayı açtınız hem de böyle isimlendirmeye dilim varmasa da, bir cover albümüyle döndünüz.
 Dinleyenlerinizin bir kısmı bunu bir ara albüm olarak görüyor, bu ihtimali düşünmüş müydünüz?

Orçun Baştürk: Sosyal medyada birtakım yakınmaları duyuyoruz, onları da göz ardı etmiyoruz ama şunun da altını çizmek lazım ki bu bir ara proje değil, bir albüm. Buna harcadığımız tüm efor herhangi bir Replikas albümüne harcadığımızdan daha az değil. Çok ciddi bir sorumluluk var ortada. Sadece cover yapmış olmak değil, bu dönemi hakkını verecek şekilde ortaya koymak ve arkeolojik kazılardan birtakım eserleri ortaya çıkarmak çok ciddi bir meseleydi.
Engin: Bu aslında iki senelik bir sürecin ürünü. Albüm geçen sene bitti ama bütün o bürokratik işlemler aranın bu kadar açılmasına sebep oldu. Bu bizim çok sahiplendiğimiz bir proje. Ama bundan sonra yine kendi müziğimizi yapmaya devam edeceğiz.
Akçelik: Kolaya kaçmak gibi bir durum kesinlikle yok. Hatta diğer albümlerimize göre performans açısından, prodüksiyon açısından daha zorlayıcı, daha üst düzey bir çalışma oldu. Yazılmış parçalara bir şeyler eklerken, çıkartırken bambaşka bir durum oluyor. 

Hep ‘başka’ şeyler peşindesiniz aslında, müzikte belirli bir yolu izlemediğinizi görüyoruz. Örneğin ilk albümden efsane olmasına rağmen ‘Seyyah’ın damarından ilerlemediniz, yeni şeyler denediniz.
Baştürk: Bizi dinlemeyi ‘Seyyah’tan sonra bırakan insanlar var. Aslında bize ‘Seyyah’ gibi 5-6 parça yapın dediler ama biz yapmayıp o dönem etkilendiğimiz yoldan yürüdük ve hep böyle yapıyoruz. Bu albümü beğenenler için de geçerli aynı şey; bir sonraki albümümüz için çok daha farklı şeyler var kafamızda. Belirli bir güzergâhımız yok, müzikal yolculuğumuz bizi nereye götürürse... Zaten aksi olsa çok sıkıcı olurdu, gelişim olmazdı. 

Nasıl bir şeydir düşündüğünüz o farklı proje?
Baştürk: Bir kısa albüm projesi. Bu Anadolu pop albümünün akıbeti henüz belli değilken yeni şeyler çalmaya başladık bir taraftan. Çok farklı, şu ana kadar yaptığımızın tamamen dışında bir müzik ortaya çıktı. Zor dinlenir de değil, çok piyasa da değil. Anlatmak da güç şu anda çünkü daha pişirme evresinde. Zamanı belirsiz ama daha marjinal bir kısa albüm olacak gibi gözüküyor. 

Albümün kayıt süreci nasıl geçti? Cahit Berkay da ‘Ölüm Allahın Emri’nde yaylı tamburuyla eşlik etmiş size.
Baştürk: Albümde çalması için davet ettik Cahit Abi’yi, hemen kabul etti. Onunla da, Taner Öngür’le de tanışıyorduk önceden. Bizim yapmaya çalıştığımız şeyi bilip destekliyorlar. Bizim bir anlamda onların çağdaşı olduğumuzu da biliyorlar. Bizdeki heyecanın belki daha fazlası Cahit Berkay’da vardı. Biz utana sıkıla bir şeyler istiyorduk ondan, o istediğimizin üç-dört katını yapıyordu. ‘Hudey Hudey’ ve ‘Suya Giden Allı Gelin’de Softa’dan Ece Özey vokal yaptı, ‘Kaleden Kaleye Şahin Uçurdum’da Tunçay Korkmaz mızıkasıyla eşlik etti. 

Repertuvar biraz kıyıda köşede kalmış şarkılardan oluşuyor sanki, nasıl oluşturdunuz?
Engin: Projenin ortaya çıkışı aslında Gökhan Akçura sayesinde oldu. 2007’de bizi Karaburun Festivali’ne davet etti ve şöyle bir şey önerdi: Bir set yapın, yarısı Anadolu pop olsun yarısı kendi şarkılarınız. Bu setten sonra “Neden yapmayalım?” diye düşünmeye başladık. Bir kısmı zaten uzun zamandır sahnede çaldığımız parçalardı. Murat Meriç’ten fikirler aldık. Artut: Kendimizce yorumlayabileceğimiz, bir şey katabileceğimiz parçaların üzerine gitmeye çalıştık. Başka alternatifler de söz konusuydu ama bazı parçalarda çok fazla yol alamadık mesela.
Akçelik: Bizi heyecanlandıran, bilinen parçaların dışında da başka bir dünya olduğuydu. Mesela çok popüler olan şarkıların gölgesinde kalmış, müzisyenler tarafından görünmeyeceği bilerek koyulmuş, sıkıştırılmış parçalar var ki esas onlarda kendi müzikal ilgi ve yeteneklerini ortaya koyuyorlar. Mesela Cem Karaca’nın birçok parçası bilinir ama ‘Suya Giden Allı Gelin’i biz dinlediğimizde şaşırmıştık, bayağı punk müzikle başlıyor parça.
Konuk sanatçıların da katılacağı ‘Biz Burada Yok İken’ albüm lansmanı, 21 Nisan Cumartesi saat 22.30’da İKSV Salon’da.

İki kişiye çaldığımız bile oldu
Müzik yapmanın çok zor olduğu 90’lardan bu yana ayakta kalmayı başaran gruplardansınız, ortamın nasıl evrildiğini sorsak ne dersiniz?
Akçelik: Bizim kuşağın albüm yapacağız diye yola çıktığı vaki değildir çünkü mümkün değildi böyle bir şey. İlk röportajımızda biz de; biz albüm yapmak gibi büyük hayaller peşinde değiliz. Bizim için önemli olan Pink Floyd’un UFO Club’ı gibi, bir mekânımız olsun, orada saatlerce bestelerimizi istediğimiz gibi çalalım, doğaçlamalar yapalım. Bizi seven insanlar da bizi orada bulsun, diyorduk. Bir gün, bizi bir yerlerden duyan Sarp Keskiner yeni açılan Peyote diye bir yerden bahsetti bize. Bir stüdyo çıkışı gittik baktık, İmam Adnan’daki eski Peyote tabii bu. Pazartesi günleri çalmaya başladık, 2 kişiye çaldığımız bile oldu. Sonra dinleyenler 40 kişi filan olunca cumartesiye aldılar bizi. O dönem Zen, Mor ve Ötesi filan da çalıyordu Peyote’de. Rumblefish’le birlikte çaldık bir süre. Böyle böyle insanlar birbirlerinin seyircilerine de hitap etmeye başladı ve eski Peyote’yi dolduran kitle her gün oraya gidip müzik dinlemeye başladı. O zamanlardan oluşmaya başladı aslında bugünün temeli. Peyote’nin o ilk dönemlerinde, Nekropsi gibi grupların, bambaşka bir müzik ortaya koydukları, bu tür müziğin, alternatif denebilecek bir kültürü temsil eden insanlar şimdiki gibi olmadığı için hatta hiç olmadığı için biraz daha kendinden oluşmuş bir sahne söz konusuydu. Belki o dönemki grupların halen takip ediliyor olmasının sebebi bu olabilir. Kendi kendimize bir ortam oluşturmuştuk o zaman. Daha sonra bu artık piyasanın da şekillendirebildiği bir şey olmaya başladı. Bu, bazı destekçilerle dışardan şekillendirilebilen bir sahne haline geldikçe burada da zokayı yutan insan sayısı çoğaldı artık.

Seyirciniz nasıl evrildi, gözlemleyebildiniz mi?
Artut: Bugünün seyircisinin çok talepkâr olduğunu düşünüyorum ben. Seyirciler kendilerini yırtarcasına bir parça isteyince ben kendimi ‘jukebox’ gibi hissediyorum. Oysa konser başından sonuna planlanmış, şarkı listesi hazırlanmış bir hikâyedir. Bu yüksek ihtimalle insanların artık albümü başından sonuna dinlememe, sevdiği şarkıları dinleme alışkanlığından ileri geliyor. 2000’li yıllarda ben seyirci üzerinde böyle bir başkalaşım gözlemliyorum. Ama öte yandan seyircini daha bilinçli olduğunu da düşünüyorum. Artık müzik insanların hobisi olmaktan çıktı, herkesin bir müzik zevki var. Seçicilik olumlu yönde gelişiyor.
Baştürk: Ben katılmıyorum buna. Bence çok fazla bilgi ve müzik bombardımanı var, kişisel zevkler oluşmuyor, o bombardıman altında maruz kalınan şeyleri kendi seçimimizmiş gibi değerlendiriyoruz.

Albümde yorumlanan şarkılar
Aya Bak Yıldıza Bak/ Haramiler, 1968
Kaleden Kaleye Şahin Uçurdum/ Moğollar, 1968
Köprüden Geçti Gelin/ Erkin Koray ve Yeraltı Dörtlüsü, 1970
Hudey Hudey/ Cem Karaca ve Apaşlar, 1967
Kaşık Havası/ Siluetler, 1965
Bir Ayrılık Bir Yoksulluk Bir Ölüm/ Ersen ve Dadaşlar, 1974
Ölüm Allahın Emri/ Barış Manço ve Kurtalan Ekspres, 1972
Çiçek Dağı/ Erkin Koray Dörtlüsü, 1968
Suya Giden Allı Gelin/ Cem Karaca ve Apaşlar, 1967
Panayır Günü/ Timur Selçuk Orkestrası, 1973
Sür Efem Atını/ Mazhar ve Fuat, 1973