Resimlerin içinde kahramanlarım gizli

Resimlerin içinde kahramanlarım gizli
Resimlerin içinde kahramanlarım gizli
Müzisyen, ressam, yazar, yönetmen, oyuncu... Neredeyse sanatın bütün dallarında üreten Mehmet Güreli, unutulmaz filmlerden sahnelerin suluboya yorumlarından oluşan 'Alope'nin Odası' başlıklı sergisiyle Carré d'Artistes Sanat Galerisi'ne konuk oluyor. Resim yapmayı sesli sinemanın sessizliği yaratmasına benzeten Güreli, "Geçen yüzyılın en azından yarısını yaşamış birinin hayalleri, rüyaları, çizimleri kol geziyor evin içinde. Ben de onlarla her gün konuşuyorum sessizce" diyor.

Mehmet Güreli’nin kariyerinde beş müzik albümü, üç kitap , ikisi belgesel olmak üzere dört film ve 20 kişisel resim sergisi var. Mehmet Güreli kendini bir ünvanla adlandırsa ne derdi?
Bazı tanımlar, adlandırmalar nedense uzaktır bana. Hayatın ne olabileceği konusunda her dalda sözü olmuş kişilere ulaşmaktır amacım. Onların eserlerine, kitaplarına, filmlerine kavuşmaktır düşüncem. Ve ben de bazı alanlarda bazı şeyler sunmaya devam ediyorum yıllardır, yaptıklarıma ilgi duyanlarla paylaşmaya çalışıyorum dünyamı sessizce. Zaman her şeyi değerlendirir sanırım ve tarihten söz ediyorsak da her şey yeniden yazılabilir.

‘Sanatı demokratikleştirmek’ söylemiyle Fransa’dan yola çıkan ve 20’yi aşkın ülkede şube açan galeri Carre d’Artistes’te Brezilya, Çin, Hindistan, Fransa gibi pek çok ülkeden sanatçının eseri sergileniyor. Sizin de son dönem resim çalışmalarınız yer alıyor. Resimleri ‘ulaşılabilir fiyat’la sanatseverlere sunan Carre d’Artistes’le yollarınız nasıl kesişti?
Tesadüflere inanırım. Carre d’Artistes Sanat Galerisi konseptini Türkiye ’ye getiren Nazlı Berberoğlu’yla tanışmam da beni bu harika ortama çekti. Sürekli resim yapmama rağmen bir de Carre d’Artistes için yeni zaman dilimlerini icat etmem gerektiğini anladım. Bir de dört farklı ebatta çalışmak bana başka disiplinler yarattı. Zaten yıllardır karelere ayrılmış dünyalar çizerken şimdi de sadece kareler içinde gezinmeye başladım.

Sanatı demokratikleştiren galeri İstanbul'da

Carre d’Artistes’deki eserlerinizin bugüne kadarki çalışmalarınızdan farkı ne?
Çalışmalar benim suluboyayı sanki yeniden bulmama yaradı. Bu kez günün belli saatlerinde yağlıboya çalışırken, belirli saatlerde de suluboya çalışması yapıyorum. Ev iki değişik ressamın hayatını yaşamaya başladı.

Resimlerinizde unutulmaz filmlerden sahnelerin yorumlarını görüyoruz...
Zaman zaman bazı filmlerin sahnelerini düşünürüm tabii ama sonuçta hep bambaşka şeyler ortaya çıkar. Belki sadece çok sevdiğim filmin adı, yönetmen, bir afiş gibi. Bunlar resme heyecan ve canlılık katar. Hatta o filmi seyretmeye davet ederim bile diyebilirim.


Carre d’Artistes, konsepti dolayısıyla sanatı ulaşılabilir kılmaya dönük bir galeri. Sizce Türkiye’de sanat ‘ulaşılabilir’ mi?

Aslında tüm sanat disiplinlerinde yıllardır tartışılan temalardan biridir bu. Yapıtların ulaşılmasının yolları ve büyük bir mesele olarak hep yanımızda durması. Konumuz resimse, ‘Carre d’Artistes’ bu alanda Türkiye’de öncü. Ayrıca makul fiyatlarla ulaştırma meselesini çözmesi bir yana, dünyanın her yerinden ressamların da bir buluşma yeri. Yani ev, onların dediği gibi, sanat ‘La maison’ (kendi evinde) bir anlamda. Ve şunu biliyorsunuz ki bir gün bu resimler de bir yerlere gidecekler ve insanlarla buluşacaklar, değişik odalara, salonlara konuk olacaklar. Bu bir temenni tabii, başka ülkelere hiç gitmemiş resimler için bir beklenti, bir arzu, bir tutku..


İstanbul Üniversitesi Felsefe bölümünde eğitim aldınız, çalışmalarınızda ve eserlerinizde kendini hissettiren temel bir felsefi söyleminiz var mı?

Büyük sinemacı Robert Bresson’un şu sözüne kulak vermeli: “Bir ressamın gözüne sahip ol. Ressam bakarak yaratır.” Diğer odaya geçmeden önce tüm hazırlıklarınızı tamamlamaya çalışırsınız. Nereden gelirseniz gelin bildiğiniz bir söz, bir rengin yapıldığı toprakla ilgili bir bilgi, aklınızda bir yerde eşlik eder size. Ressam Corot şöyle der: “Aramamalı, beklemeli.” Bahaneler yoktur artık, sahte olandan hep uzaklaşma içinde olduğunuzu hissedersiniz. Hangisinin doğru yol olduğunu soracak kimseniz yoktur, birden hakiki olanı bulursunuz. Bir ses size fısıldamıştır her şeyi. Sesli sinemanın sessizliği yaratması gibi…


Resimlerinizin çerçevesi dışında sizin boyayla çizdiğiniz bir ‘çerçeve’ daha var, bunu son eserlerinizin tümünde görmemizin bir sebebi var mı?

Çerçeve belki de beni saran bir üslup denemesi. Hoşuma gittiği için kendimi kapatıyorum yıllardır o çizgilerin içine…

Çok yönlü oluşunuz tüm eserlerinize yansıyor...
Ben hep odalar, trenler içiyorum sanki yıllardır. Bir de afiş denemeleri yapıyorum. Daha henüz hakiki afişlerimi yaratamadım. Ama bu hep böyle… Geçen yüzyılın insanları, şapkalar, filmler, şarkılar, aryalar, edebiyatçılar her yerde, hatta resimlerin içinde karikatürler, kitap kapakları ve kahramanlarım gizli. Geçen yüzyılın en azından yarısını yaşamış birinin hayalleri, rüyaları, çizimleri kol geziyor evin içinde. Ben de onlarla her gün konuşuyorum sessizce…


Sırada neler var?

Bir albüm, bir film yolda. Sinema ve karikatür üzerine de denemeler ve resimler, resimler, bir ‘novella’ salıncakta…

Mehmet Güreli’nin ‘Alope’nin Odası’ başlıklı sergisi 20 Temmuz’a kadar Galatasaray’daki Carré d’Artistes Sanat Galerisi’nde. Tel: 0212 243 11 30