Ruhr 2010 kış masalı gibi başladı

Ruhr 2010 kış masalı gibi başladı
Ruhr 2010 kış masalı gibi başladı

Açılış gösterisi eski kok fabrikasının içindeki sahnede gerçekleşti.

İstanbul'un 2010 ortağı Almanya'daki Ruhr bölgesinin açılış töreni, eski maden ocaklarında yapıldı. Çok sayıda çadırdaki sergiler, konserler, gösteriler -4 derece soğukta binlerce kişiyi kendine çekti
Haber: ÜMRAN KARTAL / Arşivi

ESSEN - İstanbul’un 2010 ortağı Ruhr Bölgesi’nde açılış UNESCO dünya kültür mirası listesine dahil, bir zamanların maden ocağı ‘Zollverein Essen’ın yüz hektarlık arazisinde geçen cumartesi günü yapıldı. Hem de yüzyılın soğuğuna, eksi dört derecelik Daisy’e rağmen!
1200 davetlinin katıldığı bir saatlik açılış seremonisi, 1960’larda günde 5 bin ton kok kömürünün üretildiği, 1999’dan beri ise kültüre hizmet eden kok fabrikasının içine kurulan açıkhava sahnesi ve amfi tiyatroda gerçekleştirildi. ZDF ve WDR, töreni televizyondan naklen yayımladı. Almanya Cumhurbaşkanı Horst Köhler açılış konuşmasında Avrupa Kültür Başkenti tarihinde ilk kez bu unvanın 53 şehirden oluşan bir bölgeye verildiğine dikkat çekerken Avrupa Komisyonu başkanı Jose Manuel Barosso ise, “Yirmi beş yıl önce Atina ilk kültür başkentiydi, o günden bugüne Akropolis’ten maden ocağı ‘Zollverein’a ne büyüleyici bir yolculuktur bu. Ruhr, Pecs ve İstanbul: Bütün Avrupa sizi tebrik ediyor ve 2010’u sizinle birlikte kutluyor” dedi. Daha sonra alanının önde gelen isimlerinden Gil Mehmert’in hazırladığı ‘Wir sind Feuer’ (Biz Ateşiz) adlı kırk beş dakikalık dans ve müzik gösterisine geçildi. Adı, doğum yeri Ruhr Bölgesi ile özdeşleşen Almanların ünlü pop-rock şarkıcısı Herbert Grönemeyer 2010 için özel bestelediği  ‘Komm zu Ruhr’ (Ruhr’a Gel) ile kapanışı yaptı.
Esas açılış işte bundan sonra gerçekleşti. Saat 18:00’den itibaren ‘Zollverein’a akın etmeye başladı insanlar. Üstelik bazılarının yanında yün battaniyelerle paketlenmiş küçük bebekleri, çocukları bile vardı. İçlerinden biri ‘Neticede güneşli havada herkes kutlama yapar’ diyor, bir başkası ise şaşkınlığını dile getiriyordu: ‘Bu kadarını tahmin etmiyordum doğrusu.’
Haklı da. Çünkü Zollverein’ın normalde ilginç ve anlamlandırılamayan bir çekiciliği vardır. Hem zaten açılışın burada yapılması da tesadüf değil. Mimarisiyle dünyanın en güzel maden ocağı sayılan ve bölgenin endüstriyel geçmişi ile kültürel geleceğini birleştiren bu mekânı ‘Ruhr 2010 Ajansı’ yöneticileri bile isteye seçmişler. İyi de yapmışlar. Zira o akşam oradan buradan şuradan, ağaçlığın içinden uğultular gelip gizemli ışıltılar sızdıkça, şu sahnede trampetler çalınıp başka bir yerde senfoni sesleri duyuldukça, kırmızı, yeşil, sarı ışıklar duvarların üstünde oynaştıkça, yerde de 15 - 20 santim kar olunca bir kış masalında buldu ziyaretçiler kendilerini. Ve şu sergiden bu tiyatroya, o kabareye şu salondan bu çadıra dört parkur üzerinde koşuşturup durdular. Saat 22:30’da başlayıp yaklaşık yarım saat süren havai fişek gösterisinden sonra kimileri evlerinin kimileri de sabah üçe kadar sürecek olan partinin yolunu tuttu.
Açılış kutlamalarının en parlak olaylarından biri de ‘Ruhr Müzesi’ydi. Daha önce başka bir binada hizmet veren müze 10 yıl süren ve toplam 55 milyon avroya mal olan bir hazırlığın ardından ‘Zollverein’da eskiden kömürün taştan ayrıldığı ve sınıflandırıldığı bölüme taşınıp yeniden ziyarete açıldı. 5000’in üzerinde parçadan oluşan müze, Ruhr Bölgesi’nin tarihinin sadece endüstriden ibaret olmadığını, ondan önce de bir geçmişi olduğunu göstermesi; tarih, doğa, arkeoloji ve fotoğraf dallarını içeren melez bir müze olmasıyla büyük önem taşıyor.
Yaklaşık 200 bin kişinin katıldığı Ruhr 2010 açılış etkinlikleri pazar gece yarısı sona erdi. Şimdi Ruhr sakinlerini, bölgeye yıl sonuna kadar gelmesi tahmin edilen beş milyon turisti 2500 kültür programı ve 300 proje bekliyor. 

Avrupa bilinci geliştirilmesi önemli
Ruhr 2010 Ajansı Başkanı Fritz Pleitgen’e sorduk: 

2011?

Talin ve Turku. Talin çok çok güzel bir şehir. Turku ise aktif bir kültür sahnesine sahip. Programlarını merak ediyorum doğrusu. Deneyimlerimizi onlarla paylaşacağız tabii ki. Biz de bizden önceki kültür başkentinin deneyimlerinden dersler aldık. Çünkü diğerlerinin zaten yapmış olduğu hatalar tekrarlanırsa yazık olurdu. 

İstanbul ve Ruhr?
İstanbul ve Ruhr, birbirinden tamamen farklı kültür başkentleri. İstanbul, iki kıtaya yayılmış, harika Boğaz’ıyla muazzam bir şehir. Ruhr Bölgesi ise 53 özerk şehirden oluşan bir metropol. Bizim nüfusumuz 5.3 milyon. Aradaki farklılığa rağmen İstanbul’un partnerimiz olmasından çok mutluyuz. 40’ın üzerinde ortak projemiz var. Avrupa Komisyonu için, bizlerin ortak projeler aracılığıyla birbirimize dair daha fazla şey öğrenmesi ve bir Avrupa bilinci geliştirilmesi büyük önem taşıyor.  Bu, tabii ki, ortak projeler sayesinde oluşuyor. Kişiler birbirlerini tanıyor, kültür ve çalışma şekli bakımından ne kadar farklı olduklarını tecrübe ediyor, bunun sonucunda ötekine saygı duymayı öğreniyorlar. 

Avrupa kültürü size ne ifade ediyor?
Kültürel çeşitlilik anlamına geliyor bana göre. Kültür başkentliği sayesinde daha görünür hale gelen, diğer kültürlerin güdülerini benimseyen ve böylece kültürlerarası yeni bir kültürün oluşmasını sağlayan bir çeşitlilikten söz ediyorum. Bu demek değil ki, kültürel kimlik silinip gidecek. Hayır, o daha da güçlenecek, kamuoyunda başka kültürlere açık motivasyon oluşturulacak.  

Ruhr Bölgesi 170 farklı milliyetten oluşan nüfusuyla Avrupa kültürünün gelecekteki merkezi olabilir mi?
Hayır, böyle bir çabamız yok ama biz, başkalarının da yararlanabileceği örnekler sunmak istiyoruz. Aynı zamanda İstanbul ne yapıyor ona da bakmak istiyoruz. Öyle bir şey olabilir ve diyebiliriz ki, evet bunu biz de uygulayabiliriz. Neticede önemli olan şu: İnsanları kültürle zenginleştirmek, onlara ilham vermek. İlham, yaratıcılığı getirir. Yaratıcılığın da sağladığı nedir: İstihdam.