Saf, saftoş, aklı kıt

Helen Fielding'in son derece popüler romanından uyarlanan 'Bridget Jones'un Günlüğü' (Bridget Jones's Diary), 32 yaşındaki bekâr İngiliz bir kızın hikâyesini anlatıyor. Bridget (Renee Zellweger), kendini bir 'kız kurusu' olarak görüyor ve şişman buluyor (ki, öyle).
Haber: Sevin OKYAY / Arşivi

Bridget Jones'un Günlüğü
BRIDGET JONES'S DIARY
Yönetmen: Sharon Maguire
Senaryo: Helen Fielding, Andrew Davies, Richard Curtis
Oyuncular: Renee Zellweger, Hugh Grant, Colin Firth, Jim Broadbent, James Callis, Sally Phillips
2001 İngiltere yapımı, 94 dakika
***
Helen Fielding'in son derece popüler romanından uyarlanan 'Bridget Jones'un Günlüğü' (Bridget Jones's Diary), 32 yaşındaki bekâr İngiliz bir kızın hikâyesini anlatıyor. Bridget (Renee Zellweger), kendini bir 'kız kurusu' olarak görüyor ve şişman buluyor (ki, öyle). Ayrıca çok sigara ve içki içtiği kanaatinde. Annesi (Gemma Jones) onu hiç durmadan 'talip'lerle tanıştırma çabası içinde. Bunların biri de, komşu oğlu Mark Darcy (Colin Firth).
Kızımızın en sağlam kararlarından biri, işyerindeki erkeklerle ilişki kurmamak ama sonunda çapkın patronu Daniel'le (Hugh Grant) işi pişiriyor. Zaten Bridget, defterinde sayfalar ayırdığı kararları almanın ustası, uygulamanın değil.
Derken, Daniel'in New York'lu bir meslektaşıyla onu aldattığını öğreniyor. İşi bırakıp TV'ye girmeye çalışıyor. Bu arada
bir yemekte Mark'la karşılaşıyor. Mark, Bridget'e onu olduğu gibi beğendiğini söylüyor. Ne yazık ki onun yanında da soğuk ve hesapçı görünen meslektaşı Natasha var (zarif Embeth Davidtz).
Beyaz atlı prensler
Peri masallarının başımızın üstünde yeri var: Beyaz atı üzerinde yakışıklı prensler (iki tane olması tercihimizdir), deneme çekiminde çuvallayan tombul kızların TV'de yıldız olması, arkadaşların sadakati, vesaire. Bunlara itirazım yok.
İtirazım, Bridget'ın salaklığına.
Kitapta bile daha zeki görünüyordu. Filmde ise, özellikle kitap tanıtımı partisinde, hele Salman Rushdie ve Lord Jeffrey Archer'a iltifat etmeye çalışırken acınacak haldeydi. Samimi söylüyorum, ellerimle yüzümü kapatma isteğiyle kıvrandım ki, hiç değilse felakete tanık olmayayım. Elbette başkaları bunu komik bulabilir ama, benim kafamı karıştıran Bridget Jones'un otuz yaşının üstünde, meslek sahibi, genç şehirli kadınlar tarafından örnek alınması.
Pardon ama, Bridget'ın gibi olmak,
onunkilerden çok daha sıkı kararlar gerektiriyor. Bu 'örnek olma' işini kitapta kavrayamayanlar filmde büsbütün hayrete düşecek. Bridget Jones'un hikâyesini anlatmaya gazete sütunlarında başlayan Helen Fielding'in kafa bulduğunun farkındayız (neyse ki adımız Bridget değil), ama sakın okuyucularla seyirciler işi ciddiye alıyor olmasın? Kitapta daha baskın bir yere sahip arkadaşlardan Shazzer için Fielding'in kendisine örnek aldığı Sharon Maguire da, ilk konulu uzun metraj film denemesinde duruma pek hâkim değil, ama bir akış sağlamış. Oyuncular ise nefis. Teksaslı olduğu için Bridget'e seçilmesi İngilizlerin tepkisiyle karşılanan Renee Zellweger, çok iyi bir komedyen. Fazladan 10 kilosunu da tevekkülle taşıyor. Hugh Grant ve Colin Firth, çok inandırıcı. Hele sokak kavgaları müthişti (filmin en iyi sahnesi, bence). Firth, yazara örnek oluşturan Jane Austen'ın kitabı 'Priede and Prejudice'ın TV uyarlamasından sonra ikinci kez Darcy'yi oynarken neler hissetti acaba?
Eskiden ben sadece gözüme kestirdiğim filmlere giderdim. O sıralar bazıları beni her şeyi beğenmekle, kısacası eleştirmemekle suçlardı. Haftada birden fazla film yazmam gerekince birden müşkülpesent biri kisvesine büründüm (filmler de kötülemişti). Bu sefer de hiçbir şeyi beğenmemekle suçlandım. Kader... Zaten eleştirmenler pek sevilen bir grup sayılmaz.
Onun için özür dileyerek söylüyorum ki, yer yer şirin görünmesine ve Renee Zellweger'in varlığına rağmen, 'Bridget Jones'un Günlüğü'nü beğenmedim. Yani, kitabı bile çok daha iyiydi.