scorecardresearch.com

Şafak Sezer'in kahkaha mafyası

Şafak Sezer'in kahkaha mafyası

?Kolpacino?nun çekimleri dün bitti. Atıl İnaç?ın yönettiği film, kumarhane işleten küçük bir mafya grubunun hikâyesini anlatıyor. Etkili bir mafya babasını vuran ekip, ortadaki iki cesetten kurtulmaya çalışır...

29/07/2009 02:00
Şafak Sezer'in senaryosunu yazıp başrolünü üstlendiği 'Kolpacino', bir mafya komedisi. Şafak Sezer, 'Her şey 10 numara olsun' diye uğraştıklarını anlatıyor, 'Film dediğin Fenerbahçe-Galatasaray maçı gibi olmalı. Komedi filmi yaptıysan 90 dakika non-stop güldüreceksin'
Haber: HAŞMET TOPALOĞLU / Arşivi

KÜNYE
Filmin Adı: Kolpacino
Yönetmen: Atıl İnaç
Yapımcılar: Şenol Zencir ve Selin Altınel
Senaryo: Şafak Sezer Suat Özkan Kaan Ertem Soner Günday
Yönetmen Yardımcısı: Mustafa Kara
Görüntü Yönetmeni: Feza Çaldıran
Oyuncular: Şafak Sezer, Aydemir Akbaş, Ali Çatalbaş, Eriş Akman, Ali Sürmeli, Hakan Ural
HD formatında çekiliyor


İSTANBUL - Sedyede yatan adama adını soruyorum, zar zor yanıt veriyor: “Özkan Ayalp”. Nasıl hissettiğini merak ediyorum, duyabildiğim sadece bir homurtu, ya da inilti mi demeliyim. Köpük ve krem yüzünün yarısını kaplarken konuşmak kolay değil tabii. Zaten bir cesetle daha fazla ne konuşulabilir ki?
Gitgide vazeline gömülen oyuncu, gişeyi sarsmaya niyetli kahkaha bombası bir mafya filminin iki kilit karakterinden, kurtulunması gereken iki ‘bela’ cesedinden biri. Filmin adı söylendiği an bir sırıtma yaratıyor: Kolpacino. İllegal kumarhane işleten bir mafya grubu kalantor bir mafya babasını vurur. Kahramanlarımız başlarına aldıkları ihaleden kurtulmak için cesetleri yok etmek zorundadır. Mermiler ve kolpa laflar havada uçuşur.
Filmin fikir babası bu aralar soldan sağa yukarıdan aşağı reklam kuşaklarını kaplayan Şafak Sezer. Leman tayfasının kıdemli isimleriyle baş başa verip geceler boyu senaryoyu döktürmüşler. Şimdi de geceler boyu çekiyorlar. Kimi zaman bir villada kimi zaman bir çamaşırhanede kimi zaman da gökyüzünün altında. Benim şansıma Çavuşbaşı mahallesinin dere manzaralı kırsalı çıktı. Kırsal sözün gelişi. Dizi dizi park etmiş prodüksiyon araçlarının yanından vızır vızır araba geçiyor. Sıcaktan bunalanlar içkilerini koltuklarına sıkıştırıp en uygun ağacın altına çekiyor. Tabii çalışmaya çalışanlar için laf dinlemeyen dumanlı kafalar ve inadına patinajlar çekilir gibi değil. Şafak Sezer hem esprili hem de kızgın: “Mafya filmi çekiyoruz ama şuradaki adamlara biraz diklensen iş nereye varır meçhul.”  

Ağır abi Aydemir Akbaş
Basının ısrarlarına dayanamayarak sete erkenden gelmiş durumda. Filmin ağır abilerinden Aydemir Akbaş’la nehir manzaralı pozlar veriyorlar. Röportaj kurasında magazincilerin ardındayım. Çiçek böcek, figüran vinç fotoğrafı çekerek sabırla bekliyor ve sıram gelince ‘beklenmedik’ bir giriş yapıyorum: “Kolpacino ne ola?” Şafak Sezer çerezleri avucunda şöyle bir çeviriyor: “Bir şey yapmayıp da yapıyor gibi davrananlara ağır abilerin dünyasında ‘kolpa yapma lan!’ derler; onun gibi. Bu filmde de asıl kolpayı Aydemir abi yapıyor.”
Aydemir Akbaş filmde ufak tefek işler çevirmeye kalkıp çuvallayan eski bir kabadayıyı canlandırıyor. Akşam yemeğini soruyor, köfteye burun kıvırıp bizim röportajın sonrasına makarna ayırtıyor. Senaryo kadar Şafak Sezer’le olan iletişimi de beğeniyor: “Şafak veren, oynatan oyuncu. Ben de öyleyimdir. Boyuna malzeme geliyor Şafak’tan. Onun için alışveriş iyi oluyor.”
Sezer’in en önem verdiği şey belli ki gerçekçilik, inanılırlık. “Biz burada bir ses tonu seçtik. Ses tonun doğruysa her şey yürür” diyor, “Mesela Selahattin’den iki saat boyunca ‘bir adamı gece gece bir lafla nasıl gıcık edersin?’ tonunu bulmasını istedik. O da ‘Aga iyi akşamlar’ diyeyim mi dedi.” Selahattin bir kol uzaklığında; Sezer’in hatırını kırmıyor ve bir adet “Aga iyi akşamlar” patlatıyor.  

Çekerken güldüren film...
Yapımcı Şenol Zencir, Şafak Sezer’le ‘Kutsal Damacana’nın ikincisi ‘Kutsal Damacana Kurt Adam’ için hazırlanırken Sezer sürpriz bir teklifle gelmiş: “Sen benimle Kutsal yapmak istiyorsun ama benim bir şartım var.” Çıkarmış Kolpacino’yu cebinden ve Zencir ‘tamamdır’ deyip her iki film için kolları sıvamış. “Senaryoyu gördüm, şok oldum”, diye itiraf ediyor Şenol Zencir, “Kime göstersem ‘bu Kutsal Damacana’dan daha iyi’ diyordu. Setteki insanların reaksiyonu da önemli bir göstergedir. Çekimler sırasında herkes gülmekten yarılıyor”. Kendisini bulmuşken Türk filmleri patlamasını soruyorum. “Türkiye’de her sene kendi parasını çıkaran beş tane film oluyor. Pasta belli, seyirci sayısı belli” deyip ekliyor, “Bu kadar çok filmin çekilmesi pek mantıklı değil.”
Çekime az kaldı; yönetmeni bulmalıyım. Karanlığa gömülmüş taşlı tozlu yolda karşıma çıkıyor. Atıl İnaç projeye önceden dahil olmuş, kendi filmi ‘Büyük Oyun’u bitirdikten sonra hazırlıklara başlamış. ‘Mafyayı merkez alan çok film var; bunun farkı ne olacak?’ diye soruyorum İnaç’a. “Klişelerden uzak olacak” diyor, “Mafya dizileri Coppola’nın ‘Baba’ filmini alıp bizim topraklara uyarlamaya çalışıyorlar. Onun çakması yani. Bakışlarda, tavırlarda... Ancak o gömlek bizim bedene uymuyor. Ben de ilk defa öğrendim; mafya değil illegalci  diye bir tanımlama kullanılıyor aslında. Biz de bizim toprakların illegalcilerini anlatacağız.” 

Kenelere karşı tedbir!
Nehre doğru inen arazi üzerine bir vinçle ışık veriyorlar. Yılın en kısa gecelerinde aralıksız çalışıyorlar. Gün ışığı görünmeye başladığı an paydos demek zorundalar. Reji ekibi çekimi planlarken set ekibi de ‘her ihtimale Haydarpaşa’ çalılar arasına ilaç püskürtüyor. Doğru ya, bu ülkenin bir de KKKA gerçeği var. Ürperiyorum ama bunca gürültünün ortasında, beyaz plastik bir sandalyede oturmuş, çayını yudumlayıp sukûnet içinde senaryoyu gözden geçiren Eriş Akman’ı görünce hafiften mahçup oluyorum. Yapımcılık ve yönetmenlik tecrübelerinden de tanıdığımız Akman’ın buradaki adı Emrullah. “Kuyumcu ama aslında kaçakçı. Kumarbaz. Büyük kumar oynuyor,” diye tanımlıyor rolünü. “Emrullah tiplemesini oturtmak zor olmadı. Filmde asıl zorluk çektiğimiz şey Şafak’ın bir anda aklına gelen esprilerine gülmemeye çabalamak.” Peki sette yapımcı/yönetmen damarı kabarmıyor mu? “Yönetmenseniz bütün rolleri oynarsınız ama burada ben kendi işime yani rolüme odaklanıyorum. Aslen oyuncu kökenli olduğum için bu konuda çok rahatım.”
Bayırdan aşağı, ışığın geldiği yere doğru ilerliyorlar. Prova üstüne prova yapıyorlar. Şafak Sezer söylenecek her sözün ‘daha iyisini, daha komiğini’ arıyor. “Biri geliyor, ‘bir konu var 15 dakikası çok komik’. Eee? 70 dakika, 80 dakika? Bekleyeceksin... Olmaz öyle şey” diye açıklıyor çıtasını, “Fenerbahçe-Galatasaray maçı gibi olmalı. 90 dakika non-stop güldürelim. 10 numara olsun abi. Komiklik zor iş. Dünyada bile 70 dakika öldüğüm güldüğüm biri yok ki. Bir tek Peter Sellers serisi belki.”
Derler ya; ‘orada duracaksın’. Clouseau  serisi, ‘Parti’si, ‘Merhaba Dünya’sı harika ama benim favorim Sellers’ın yönetmen ayaklarına yatıp altınları yürütmeye çalışan İtalyan hırsızı oynadığı ‘After the Fox’.
Unutmadan, afişlerde Kolpacino’nun altında ‘gece ve para’ yazacak...

ETİKETLER:

haber

http://www.radikal.com.tr/9471389471380

YORUMLAR

Bu habere henüz yorum yazılmamış.