Sahneden savaşa savaşa çekiliyorlar...

Sahneden savaşa savaşa çekiliyorlar...
Sahneden savaşa savaşa çekiliyorlar...
'Hobbit' serisinin son filmi 'Beş Ordunun Savaşı', upuzun bir aksiyon gösterisi. Arada da 'Güç zehirlenmesi' meselesi üzerinden coğrafyamıza selam sarkıtıyor gibi.
Haber: UĞUR VARDAN - ugur.vardan@radikal.com.tr / Arşivi

RADİKAL - Evet, bir seride daha onlara ayrılan sürenin sonuna gelindi… Hoş, ‘Hobbit’ edebiyattan ‘Üçleme’ anlamında devralınan serilerden değildi. Projenin sahibi Peter Jackson senaristleriyle birlikte tek bir kitaptan uzata uzata, top çevire çevire üç film -ya da ‘post’- çıkarmaya koyulmuş ve “Belki merak edenler vardır” zannıyla mı desem bilemiyorum ama ‘Yüzüklerin Efendisi’ serisinin ‘Çıkan kısmın özeti’yle sinemaseverleri buluşturma işine koyulmuştu.


Geride kalan iki filmin (‘Beklenmedik Yolculuk’ ve ‘Smaug’un Çorak Toprakları’) ardından gelen üçlemenin bu son halkası (‘Hobbit: Beş Ordunun Savaşı’ - ‘The Hobbit: The Battle of the Five Armies’), öykünün bütün bileşenlerini adeta geniş bir zeminde buluşturan büyük bir meydan savaşının ifadesi. Ki bu savaş kırılmaların, kayıpların yaşandığı, kimi bedellerin ödendiği ama karşılığında da Orta Dünya ’daki huzura en azından bir süreliğine de kapı aralayan kaçınılmaz bir büyük hesaplaşma…
Peki ya bu hesaplaşmanın sinemasal yansıması nasıl? Kuşkusuz bu son adım, ‘Yüzüklerin Efendisi: Kralın Dönüşü’ türünden bir yapıya sahip. Gerçi orada bir önceki bölüm ‘Miğferdibi Muharebesi'yle bitiyor ve hikâyenin sonuna damgasını vurması beklenen ‘Minas Tirith Savunması’ pek de öyle beklendiği ölçüde görkem sunmuyordu. ‘Beş Ordunun Savaşı’ ise belki ‘sayı’dan da mütevellit, çok abartılı olmasa da görkemli sayılır. Film ‘Uyandırılan ejder’ Smaug’un Göl Kasabası’nı tarumar ettiği zaman diliminde başlıyor -bir önceki adımın ‘pat’ diye kesilip kaldığı yerde yani-. Anayurtlarının zenginliğine kavuşan Erobor Cüceleri cephesinde ise efsanevi Arkentaşı’nı ele geçirmek isteyen Kral’ın oğlu Thorin, koca bir hazinenin sahibi olmanın yarattığı psikolojinin yavaş yavaş esiri oluyor -ki biz buna modern dünyada ‘güç zehirlenmesi’ diyoruz ve yaşadığımız coğrafya itibariyle meseleye fazlasıyla vâkıfız-. Bilbo Baggins ise Thorin’i, hırsını dindirip tekrar akıl ve vicdan çizgisine geri döndürmeye çabalasa da hedefine ulaşamıyor ve Elfler’le insanlar, cücelerle savaşın eşiğine geliyor. Derken Orklar da meseleye dahil olunca kartlar yeniden dağıtılıyor ve muharebenin hasını izliyoruz…

EN KEYİFLİ ‘HİSSEDİLEN SÜRE’

‘Beklenmedik Yolculuk’, upuzun bir yolculuğun sıkıcı bir ifadesiydi. ‘Smaug’un Çorak Toprakları’ ise özellikle etkileyici bir ses tonuna (!) ve kendince bir felsefeye (!) sahip dev bir ejderhanın (bilgisayar efekti olsa da) cezbedici görselliğiyle ilgi çekici bir hamleydi. Ayrıca ‘Elfgiller’den Legolas’ın yardımcısı Tauiel’in cüce Kili’yle arasında filizlenen aşk tohumları öyküye romantizm de katıyordu. ‘Beş Ordunun Savaşı’, elbette bir önceki filmden devraldığı mirasların izinden gidiyor ama farklı olarak neredeyse bütün tercihini aksiyondan yana kullanıyor. Film Smaug’a karşı verilen mücadeleyle açılıyor, araya Thorin’in ihtirasları giriyor ve nihayetinde savaşın başlamasıyla birlikte perde alabildiğine hareketleniyor. İnsanlar, Elfler ve cüceler Orklar’a ve Goblin’lere karşı mücadele ederken ortalık da harabeye dönüşüyor. Kabul etmek lazım, bütün bu aksiyon sahneleri iyi çekilmiş, dolayısıyla kendinizi kaptırdığınızda hissedilen süre bakımından ‘Beş Ordunun Savaşı’, serinin en keyifli adımı olmuş.

‘SULTAN SÜLEYMAN’A KALMAYAN BU DÜNYA


Oyunculuklara gelince ilk iki filme göre özel bir performans yok. Bilgo Baggins’te Martin Freeman, Legolas’ta Orlando Bloom, Gandalf’ta büyük usta Ian McKellen, Thorin’de Richad Armitage, Bard’da Luke Evans, Kili’de Aidan Turner, Taiuriel’de Evangeline Lily, Thranduil’de Lee Pace, Smaug’un sesinde Benedict Cumberbatch üzerlerine düşenin üstesinden geliyorlar. Cate Blanchett, Christopher Lee, Ian Holm, Hugo Weaving gibi ‘Ustalar’ da karakterleri vasıtasıyla öyküdeki mevcudiyetlerini hatırlatıyorlar… Kişisel olarak ben öykünün kötü adamlarından Azog’da Manu Bennett’i bir hayli beğendim.
Sonuç? ‘JRR Tolkien külliyatı’nın bu defterini de kapadık. ‘Hobbit’ kanaatimce, ‘Yüzüklerin Efendisi’yle meselelere vâkıf olanlar için pek yeni bir şeyler söylemeyen bir hamleydi. Yaşandı ve bitti… ‘Orta Dünya’dan kendi dünyamıza dönmenin zamanı… Lakin kendi dünyamızda da Thorin’vari, gücün şehvetine kapılmış bir sistemin içinde debelenip duruyoruz. Üstelik bu sistemin akla ve sağduyuya yönelecek gibi bir görüntüsü de yok. Konuyu şöyle noktalamak mümkün: ‘Sultan Süleyman’a kalmayan bu dünya kimseye kalmaz’…

Hobbit: Beş Ordunun Savaşı
Yön: Peter Jackson
Oyn: Martin Freeman, Orlando Bloom, Ian McKellen, Richard Armitage, Luke Evans, Evangeline Lily
ABD yapımı