'Salon İKSV getirdiyse iyidir' hırsı...

'Salon İKSV getirdiyse iyidir' hırsı...
'Salon İKSV getirdiyse iyidir' hırsı...

FOTOĞRAFLAR: MUHSİN AKGÜN

Bu yıl 5. yaşını kutlayan Salon İKSV'nin direktörü Bengi Ünsal, "Programa bakıp "Salon İKSV getirdiyse iyidir" diyen insanların gelmesini tercih ediyoruz. Bizim en iyiyi sunma hırsımız var, Salon'da sahneye çıkanların önümüzdeki sene bir üst lige atlamasına dair hırsımız var" diyor. Geçen yılı yüzde 85 dolulukla kapattıklarını belirten Ünsal, Salon'daki iki özel konseri de ilk kez Radikal'e açıklıyor...
Haber: MUHSİN AKGÜN - muhsin.akgun@radikal.com.tr / Arşivi

Ne zaman , nasıl tanıştığınızı bilmediğiniz insanlar vardır. Aynı yerlere gidersin, simayen tanışırsın, arada üç-beş laflarsın ve bir gün bakarsın ki sanki hep hayatındaymış gibi. Bu yıl 5. yaşını kutlayan Salon İKSV’nin direktörü Bengi Ünsal da benim için bu insanlardan biri... Farkındayım, bu giriş biraz duygusal oldu… O zaman buyrun Bengi’nin tuhaf hikayesine ve Salon İKSV macerasına...

Nasıl başladı, İngilizce işletme okurken bu müzik sektörü hikayen?
Aslında üniversiteden önce başladı. Lisedeyken babam şöyle demişti bana; “Gerçekten televizyon izleyerek kariyer yapan bir tek seni biliyorum.” Lisede okurken müzik kanallarını izleyerek geçerdi günlerim. Üniversiteye girdiğimde sadece okul yetmedi bana. Avcılar’daydı okulum bir de! Okuldaki insanlarla da çok arkadaşlık kuramadım. Procter&Gamble’da staj yapmak en büyük hedefleriydi, ki ben de gittim görüşmeye... Benim aklım başka bir yerlerdeydi ama... Arkadaşım Özgür İnceoğulları, Number One TV’de çalışıyordu. “Var mı ya orada bir Özgür?” diyerek girdim müzik sektörüne aslına bakarsan. Paspas bile yapmaya hazırdım, yeter ki o binadan içeri gireyim. Televizyonun kapısından içeri girdiğimde ikinci sınıfın sonuydu. Okulu da sadece sınavlara girerek bitirdim dolayısıyla.

Bu merak nereden, ailede var mıydı sana örnek olacak birisi?
Annem piyano çalardı. Ben de oturup çalmaya çalıştığımı hatırlıyorum. Maalesef hiçbir enstüraman çalamıyorum.

FOTOĞRAFLAR: MUHSİN AKGÜN

Ne oldu peki Number One TV’ye girince, aradığın damar orası mıymış?Öyleymiş. İnsanlar çok tatlıydı. Aynı dünyanın insanlarıyla birlikteymişim gibi hissediyordum. Number One TV, o sıralar MTV programlarını kaydedip yayınlıyordu. Çeviri ve dublajlarını yapmaya başladım. Aslında bütün gün evde yaptığım işi yapıyordum bir nevi. Bunun için bir miktar da para alıp bir de o insanlarla birlikte olmak çok iyiydi benim için. Stüdyo var, ‘on air’ yazıyor kapıda, birileri girip çıkıyor. Güzeldi.
Sonrasında Number One’da müzik direktörü oldum. Plak şirketleriyle görüşmeleri ben yapıyordum. Yurtdışına plak yapımcılığı üzerine master’a gitmeyi planlarken, Alev Eğilmez Poligram-Universal’da iş teklif etti bana. Hatta bana “Boşver ne gideceksin plak yapımcılığı master’ına, burada öğreneceklerini öğretecekler” dedi. Böylelikle sektörün başka bir tarafına geçtim.

Dur geçmeden şu soruya da cevap ver öyle geç. Ekran önünde oldun mu hiç?Ayça Şen’in kafama kese kağıdı geçirdiği durumlar hariç olmadım!

Plak firmasından festival organizatörlüğü tarafına geçiş peki?..Bir şekilde festival yapmak istedim ve girdim o ekibe. H2000 festivalini yaptık. Çok iyi geçmedi. Sonrasında büyük zorluk çektim maddi olarak. Bunu şöyle açıklıyorum; 30 yaşından önce batarak, gerçekten parayla satın alınamayacak bir tecrübeyi, parayla satın almak zorunda kaldım.

Yolumuz uzun daha 2003’teyiz. Peki sonra?Para kazanmam gerekiyordu. Charmenko’ya geçtim.

Limon satmadın yani, yine bu sektörde kaldın!
İnsanın tecrübesi müzik sektöründe olunca mecburen oradan geliyor iş teklifleri. Ben çıkmaya çalıştım ama olmadı. Procter&Gamble yine almadı beni dermişim! Başvurdum başka şirketlere de ama aklımda hep müzik vardı. Sonrasında İstanbul Caz Festivali’nde direktör yardımcısı olarak çalışmaya başladım. Peşi sıra Pozitif Müzik’ten gelen teklifle Dooblemoon’un genel müdürü oldum. 2 sene sürdü bu maceram. İKSV’den ayrılırken, genel müdür Görgün Taner “Seni geri alacağım” demişti, öyle de yaptı. Salon İKSV’nin başına getirdi beni.

Adım adım hazırlanmışsın sanki bu noktaya. Hiç dediğin olmuş mudur, bir konser mekanım olmalı diye?Hiç olmadı, hiç aklımda da yoktu. Ben ne iş yapıyorsam, ona konsantre oluyorum. Salon İKSV’nin başına geçmem istendiğinde çok sevindim. Hiç yapmadığım bir şeydi bu ve bunu yaparak kendimi geliştirmeye devam edecektim.

Salon İKSV ile birlikte ne değişti hayatında?Canlı müzik işinin şöyle bir durumu var. Çok hızlı şekilde yaptığın işin geri dönüşünü alıyorsun. Konsere gelenlerin yüzlerindeki ifadeyi görüyor ve aynı mekanda aynı tecrübeyi paylaşıyorsun. Bu gerçekten sevdiğim bir his.

Salon İKSV, malum İKSV binasının ağır demir kapısını açarak girebileceğin bir yer? Burayı ilk gördüğünde bu durum seni rahatsız etmedi mi?Görgün Taner, beni binaya getirdiğinde mekan dört duvardı sadece ama bütün planlamalar yapılmıştı. Yoksa bana kalsa mekanı tam tersine çevirir ve girişi ters taraftan yapardım. Yine de Salon’u ilk gördüğümde çok heyecanlanmıştım. Burada bir sürü şey yapabilirim demiştim.

Yaptın mı, oldu mu?
Bence oldu.


Hala bir şey yapma heyecanın var mı?
Var tabii ama dört duvar arasında değil. Salon İKSV markasını dışarı taşımak var aklımda.

Ne oluyor da mekanı yerinde yükseltmek varken illa ki bir dışarıya, daha büyük alanlara taşımak fikri ortaya çıkıyor?
Kapasitemiz sınırlı, o yüzden. Belli isimleri getirmek istediğin zaman onun ekonomisini kaldıramıyorsun. Ayrıca bazı bizim sahnemizde yükselttiğimiz isimleri daha çok insana ulaştırmak istiyoruz. Amaç aslında birilerini getirmek değil seyirciyi mutlu etmek. O yüzden seyirci isteklerine önem veriyoruz. Dışarıya taşımak derken, Anadolu’da da konserler düzenlemekten bahsediyorum.

Hiç reddedildin mi?
Chilly Gonzales tarafından düzenli olarak reddediliyorum. 5 oldu!

Para mı sorun, nedir?Birçok etken var. Turnede olup olmadığı, zaman ve tabi ki para gibi faktörler...

Salon İKSV’de artık bir efsane ismi solo projesiyle dinleme vakti gelmedi mi sence de?Charlie Haden, Suzanne Vega, Marcus Miller gibi isimleri dinledik aslında. Lakin ekonomik şartlar göz önüne alındığında efsane isimleri Salon kapasitesinde sıklıkla ağırlamak pek mümkün değil. Tek tek yazıp bekliyoruz ama bütçemiz yeterli değil. Sadece muazzam bir seyirci vaadederek e-postalar mı göndereyim? Arada öyle e-postalar da gönderiyorum ama boşa gidiyor!

Paranız mı yok, nedir? Bilet satamıyor musunuz?
Yüzde 85 doluluk oranıyla kapattık seneyi. Bilet fiyatlarımızı biraz yükseltmemiz lazım. Maliyetleri çıkarmak için çok zorlanıyoruz. 35-40 TL’ye bilet satıyoruz. Ancak ciddi başka bir gelirimiz yok. Sponsor desteğine daha çok ihtiyacımız var.

Şartların hep daha kötü. Niye yapıyoruz bu işi diye soruyor musun?
İKSV’ye bağlı, iktisadi işletmeyiz biz. Yani IKSV’ye ek gelir yaratmak durumundayız. Bir yandan da kültür kurumuyuz, asıl amacımız neticede İstanbul’a yeni bir sahne kazandırmak oldu hep.

İKSV’ye bağlılık konusuna girmişken, ilişkiniz ne durumda, kendi içinizde özerk misiniz?Neticede İKSV’yiz biz. Ama çok özgür bırakıyor genel müdürümüz Görgün Taner bizi. Ekip olarak bize güveniyor. Tecrübesiyle arada bir kontrol ediyor ama o kadar. Danışma grubunu da artık seyirciye çevirdik. Peçeteyle istek alıyoruz!

Salon İKSV bana, en başından beri sanki ‘hırssız’ bir mekanmış gibi geliyor. Kırılgan, çabuk vazgeçen, rekabetten imtina eden bir mekan gibi? Misal mekanın barı buna en iyi örnek gibi…Barı hareketlendireceğiz. Seyircilere daha iyi hizmet verebilmek bizim için önemli. Kapıdan geçerken “Salon İKSV burası içeriye bir bakalım” diyen değil, programa bakıp “Salon İKSV’de şunlar var, eminim ki onlar getirdiyse iyidir” diyen insanların gelmesini tercih ediyoruz. Bizim en iyiyi sunma hırsımız var. X sanatçıyı, o getirmesin ben getireyim hırsı değil bu. Çünkü, konu bizimle alakalı değil. İstanbul müzik sahnesini zenginleştirmek için biz getirmesek de gelsin zaten. Programımızı açıkladığımızda seyircimizden ve sosyal medyadan alacağımız beğeni oranlarına dair hırsımız var. Daha iyisini sunabilmek için hırsımız var. Salon’da sahneye çıkanların önümüzdeki sene bir üst lige atlamasına dair hırsımız var. Bir yandan da şu demek oluyor; doğru zamanda doğru paraya doğru yerde doğru adamı yakalamışız ve seyircimize iyi bir fiyata izletmişiz.

Hazır tansiyon yükselmişken, The Civil Wars konserinin arka tarafını da anlatsan ya…
Hiçbir zaman tam ne olduğunu bilemedik. Birinci iptal oluşunda babası hastalandı turneyi iptal ettik dediler. Grammy ödülü aldılar ve biz ikinci tarihi açıkladık. Peşi sıra Joy Willams’ın hamile olduğunu söylediler ve konserleri yine iptal ettiler. Sonrasında grup dağıldı dediler ama iki sene sürdü bu durum. Benim tahminim kendi aralarındaki problemlerden kaynaklandı.

Adettendir, bize özel bir konser açıkla da röportajımız şenlensin!Kardeş Türküler ve Ara Dinkjian Secret Trio...