Salt'ta 'süper star' karması

Salt'ta 'süper star' karması
Salt'ta 'süper star' karması

Mike Kelley (Kesin Zorunluluk ve Morg)

'SALTVanAbbe: 89'dan Sonra' isimli ironik dozu yüksek eserleri bir araya getiriyor. Üstelik sergi için bir araya getirilen isimler tam bir 'Yıldızlar topluluğu'
Haber: MÜGE BÜYÜKTALAŞ / Arşivi

Uluslararası çağdaş sanatçılardan bir yıldızlar karması yapılması düşünülse, yedek kulübesiyle beraber oluşturulabilecek ideal topluluk tam da böyle bir seçki olurdu. Hollanda- Türkiye diplomatik ilişkilerinin 400. yılı nedeniyle şehrin farklı yerlerinde gerçekleşen sanatsal etkinliklerden biri de Salt Beyoğlu ve Galata’da gerçekleşen ‘SALTVanAbbe: 89’dan Sonra’ isimli sergi.
Eleştiri dozu yüksek, ironik mizahi anlatımlı işlerin sergileme bütünlüğü vesilesiyle ayrı biz lezzet kazandığı bir seçkiye yer verilmiş. Serginin dinamik ve eğlenceli olmasının bir sebebi de, isminden anlaşılabileceği üzere, 1989 sonrası üretilen eserlere yer verilmiş olması. Marlene Dumas’dan Douglas Gordon’a, Paul McCarthy’den Pierre Huyghe’ne, çağının süper starları Leyla Gediz ve İnci Eviner gibi Türk sanatçıların eserleriyle birlikte yerleştirilmiş. Bu karma, coğrafik sınırları adabıyla yok saymak suretiyle adeta sanatın evrensel eklem yerlerini açığa çıkarma işlevi görüyor. Mesafelerin ve coğrafyanın küresel göreceliliği bir üzerinden de ayrıca vurgulanıyor. Stanley Brown’un zemin üzerine konumladığı yerleştirmesinde durduğunuz yerden Havana’ya (isterseniz Harfum’a ya da sanatçının kendisine) olan uzaklığınızı ve yönünüzü tespit edebiliyorsunuz.
Girişi perdeyle ayrılmış video odalarından birinde Pierre Huyghe’nin video çalışması sergileniyor. Ekranda fotoğraf estetiğinde konumlanmış iki yüksek katlı bina. Hava kar yağışlı. Binalar TOKİ’nin yaptığı toplu konutlardan biri mi diye düşünmeden edemiyor insan. Hayır burası 1970’ler Fransası. Çarpık şehirleşmenin, şehirde barındırılmak istenen düşük gelirli işgücünün ikameti için tasarlanmış sıradan dikdörtgen plazmaların sadece ikisi. Görüntüdeki binanın pencerelerinde yanıp sönen ışıklar görüyoruz. Işıklar sıradanlaşma katsayısına paralel kendini tekrarlayan günlerin bileşkesi hayatları anlatır gibi müzikle ritim tutuyor.
Paul McCarthy ile Mike Kelley’in birlikte ürettikleri video çalışması ‘Heidi’ serginin en dikkat çekici işlerinden biri. Teatral bir kurguyla yeniden çekilen Heidi hikâyesi temel çocuk eğitimi ve modern toplum temelinde kabul edilmiş davranış modellerinin alt metinlerindeki ahlaki derslerin pop, kiç ve kültürel kavramlarla bileşiminden çıkan çatışmaları konu alıyor. Başka bir duvarda 100 adet portre güçlü bir bütünlük içerisinde asılmış. Bu yerleştirme elbette ki tesadüf değil. Marlene Dumas’nın 100 parçadan oluşan ‘Modeller’ isimli serisi karşınızda. Çağdaşları içerisinde kendine has bir yerden direkt ve yalın anlatımıyla farklılaşan sanatçı, işlerindeki ayrıksı detaylarda da bu duruşu vurgulamak ister gibi. Douglas Gordon, İnci Eviner, Rodney Graham, Cevdet Erek, Özlem Günyol, Mustafa Kunt, Rineke Dijkstra, Allen Ruppersberg de yine koleksiyon kapsamında sergilenen diğer sanatçılar.
Altı dokuz olursa, umurumda değil, benim kendi dünyam var, seni taklit etmeyeceğim... Jimmy Hendrix’in bu şarkıyı yazdığı zamanlarda evrensel bir akıma dönüşen özgürlükçü hareketin dönüşümü nasıl oldu dersiniz? Finlandiyalı sanatçı Eija-Liisa Ahtila lise çağına giden birkaç genç kızla çektiği video çalışmasında Hendrix zamanında gençliğini yaşayan beyaz yakalı muhafazakârların çocuklarını ekrana taşıyor. Kızların sohbetlerindeki ağırlıklı konu tüketim, popüler kültür ve cinsellik. Özgürlükler çeşitlemesinde oturduğu yerden aynılaşan bir neslin resmi ortaya çıkıyor. Bu çalışma Van Abbemuseum kapsamında olmamakla birlikte sergilenen koleksiyonla oldukça paralel bir duruşa sahip.
6 Nisan’a kadar Salt Beyoğlu ve Galata’da görülebilir