Sanat dünyasının parlak çocuğu

Sanat dünyasının parlak çocuğu
Sanat dünyasının parlak çocuğu
Annesi moda dünyasının efsane editörü Carine Roitfeld, vaftiz babası ünlü moda fotoğrafçısı Mario Testino. Moda ve sanatın içine doğan 28'indeki Vladimir Restoin Roitfeld, genç yaşına rağmen son yıllarda en hararetle takip edilen küratörlerden. Roitfeld ile İstanbul'da buluştuk...
Haber: ASLI BARIŞ - asli.baris@radikal.com.tr / Arşivi

Kariyerinizde henüz beş yılı doldurmanıza rağmen, konuşulan isimlerdensiniz. Sektörün çarkları nasıl işliyor?
50 yıldır oturtulan rutin bir düzen var ve bu zamana kadar bu düzenin değiştirilmesi adına bir şey yapılmış değil. Bir tarafta müzeler diğer yanda belli başlı galeriler var. Sanatçılar da hep belli başlı isimlerle çalışıyor. İlk başladığınızda zorlanıyorsunuz. Galeriler de hemen “Gel” demiyor. Bu yüzden birçok pop-up galeride etkinlik yaptım, hem farklılık katmak adına, hem de daha kolay ilerleyebildiğim için. Çocukluğumdan beri sayısız sergiye, sanat galerilerindeki etkinliklere katıldım. Demin de bahsettiğim gibi galeriler ve müzelerdeki sistem mesafeli, soğuk... Gençlere hitap etmekten çok uzak. Bu dünyanın parçası olmak istiyorsam farklılık yaratmam gerektiğini biliyordum. Kendi yöntemimi geliştirdim. Mükemmel sunumlar eşliğinde, Nicolas Pol gibi inandığım sanatçılarla sergiler gerçekleştiriyorum. Sanatçı için en önemli olan eserlerinin geniş kitlelerce görünmesi, yeteneğinin bilinirliğinin artması. Sanatçıyı doğru insanlarla bir araya getirmek gerekiyor. Ama bu isimlerin eski sistemdeki gibi aynı isimlerden oluşması gerekmiyor. Sanata değer veren genç nesli temsil ediyoruz diyebilirim. 

Bu kadar iyi bağlantılara sahip birinin, ilerleme konusunda böyle sıkıntıları olması ilginç geldi...
Evet, iyi bağlantılara sahip olduğum doğru. Ama bunu değerlendirmek de başka bir yetenek. Bu sektör kesinlikle ‘hatır-gönül’ işleriyle yürümüyor. Bağlantılarını kullanarak insanları kendinle çalışmaya bir kez ikna edebilirsin. Ama kalitesiz iş çıkarırsan, bir daha yüzüne bakmazlar. Bazı insanlar da çuvalladığını görmeye can atar. Onun için imza attığım işlerin de hep farklı, yaratıcı ve doğru olmasına çok özen gösterdim. Biliyordum ki en ufak bir yanlışımda “Vladimir Restoin Roitfeld fos çıktı” diyerek üstüme çullanacaklardı. Bir sonraki ay da para kazanamayacak, hayatımı döndüremeyecektim. Hem seçici hem de yaratıcı olmak durumundayım. Soyadım beni her zaman mükemmel işler çıkarma durumunda bırakıyor. Bütün güzel şeylerin böyle zorlayıcı özellikleri vardır. 

Olumsuz eleştiriler karşısında ne hissediyorsunuz?
İnsanların sizden bahsetmesi her zaman iyidir. Negatif yorumlara kulak asmıyorum. Ailem, ne olursa olsun her zaman kendime güvenmem gerektiğini öğretti. Bir planım varsa uygulamak için harekete geçerim, ondan bundan medet ummam. 

İstanbul ’un sanat dünyasının yükselen değeri olma konusunda bir çabası var. Burada takip ettiğiniz ressamlar var mı?
İstanbul her zaman sanatçıların ve küratörlerin sergi yapmak istediği bir yer bence, kültürel zenginliğinden dolayı. Kente olan ilgi de günden güne artıyor. Burada sergilere gelenler sanat eserleriyle ve sanatçılarla yakından ilgili; haklarında bilgi almak istiyorlar. Sanatçıya da saygıları var. New York’ta durum böyle değil, insanlar sergi açılışlarına sosyalleşmek için gelir, sanatçıya alaka göstermezler. 

Eğitiminiz sinema dalında...
17 yaşında İngilizce öğrenmek için Paris’ten New York’a taşındım. Sonra University of Southern California’da sinema eğitimi aldım, bir yıl Paramount Stüdyoları’nda yapımcı asistanlığı yaptım. Sonra New York’a dönerek, sanat simsarı olarak çalışmaya başladım. Bundan sonra da hayatım Londra-New York kimi zaman da Milano hattında yeni yetenekler aramakla geçmeye başladı. Geçen yıl haritaya Rusya’yı da ekledim, orada da sanata yoğun ilgi var. 

Gerilla galericiliğe devam edeceğinizi sanıyordum. Hedefiniz New York’ta galeri açmak mı?
Eninde sonunda, evet... Pop-up galerilerde sergiler düzenlemeye devam edeceğim ama insanların sizi aradıklarında bulacakları, sizi temsil edecek bir yer de olmalı. Daha çok güven kazanırsınız, iş ilişkileriniz verimli ilerler. Şimdi popüler projelere imza atıyorum ama insanlar bir noktadan sonra sıkılarak “Aa yeter artık başka bir işle uğraşacağım” demeyeceğimi nereden bilsin? New York’ta senede beş altı sergi yapabileceğim galerim olursa, emin olurlar... 

Neden sinemayı seçmediniz?
Dedem yapımcıydı, büyük dedem de... Yazları değişik setlerde çalıştım, aktörlerle, yönetmenlerle iç içe geçti hayatım. Çok ilgimi çekiyordu. Ama içine girince böyle olmadığını gördüm. Her şey çok politik, sinema dünyasında... Düzen ilişkiler ve çıkarlar üzerine kurulu. Para en önemli şey. Gerçek yeteneğe saygı yok. En azından sanat alanında aslolan şey yetenek... Sizi şoke edecek düzeyde yaratıcı insanlarla iş yapıyorsunuz. 

Niye moda alanına yönelmediniz? Eminim çevrenizdekiler de bu yönde kariyer yapmanızı bekliyordu...
Modayla iç içe bir aileden geliyorum; sadece annemle sınırlı değil bu. Babam da kız kardeşim de tasarımcı. Kız arkadaşım da (Giovanna Battaglia) W dergisinde editör. Modayı seviyorum ama bu alanda yeteneğim olduğunu düşünmüyorum. Değişik bir şeyler yapmak istiyorum. Sanat camiası moda dünyasına burun kıvırır ama bu haksızlık. Son 25 yıldaki moda dergilerine bakın, mutlaka bir sanatçıyla işbirliği görürsünüz. Louis Vuitton birçok sanatçıyla ortaklaşa koleksiyon yaptı, Prada da öyle. Fendi ailesi hep sanata destek verir. Miami Basel’da da her gece bir moda markası etkinlik düzenler. İki sektörü kıyaslamıyorum ama ilgi gösteren gruplar ortak, yolları kesişiyor. 

Anneniz Carine Roitfeld’in son projelerinden ‘The Little Black Jacket’ adlı kitabındaki Chanel ceketle fotoğrafınız var...
Normalde böyle projelerde yer almıyorum ama annem için yaptım. O pozu vermem iki dakikamı aldı. Ceketi giydim, objektife baktım... 

Vaftiz babanızın ünlü moda fotoğrafçısı Mario Testino olmasından kaynaklanıyor olabilir mi o rahatlık?
Küçüklüğümden beri sayısız fotoğraf çekimine katıldım, o yüzden kamera önünde rahatım... Yine de iki dakika da biraz iddialı oldu. Ama doğru söylüyorum, iki dakikada hallettik. 

Vladimir Restoin Roitfeld, Demet Müftüoğlu Eşeli ve Alphan Eşeli işbirliğiyle hazırlanan ISTANBUL’74, 17 Mayıs’a kadar Fransız sanatçı Nicolas Pol’un Türkiye ’deki ilk sergisine ev sahipliği yapıyor.