Sanat, Fikret Kızılok yasında

Türk popunun yenilikçi ve üretken ismi, ünlü sanatçı Fikret Kızılok, Çapa'da önceki gece hayata veda etti.
Haber: ZEKİ COŞKUN / Arşivi

İSTANBUL - Fikret Kızılok'un bir 'müzisyen' ehliyeti vardı ve bu, her zaman piyasanın hayli üstündeydi. O nedenle de müzikle ilişkisi sürekli 'arızalı' oldu. Defalarca başlayıp defalarca vazgeçmek, bırakmak durumunda kaldı. 'Olmayan nota'ların, seslerin peşinde koşuyor, yadırgamayla, boşlukla karşılaşıyordu. Müziğinin hemen hemen karşıt iki uçta seyretmesi biraz da bu durumdan kaynaklanır.
Bir uçta son derece yerli, folk kokan, lirik parçalar vardır. Öteki uçta Fransız şansonlarından beslenen, yergici, ironik adeta bir müzikalin, onun da ötesi vodvilin birbirini izleyen tablolarına, sahnelerine
ilişkinmiş gibi duran 'tematik' parçalar. Biri 'içeri'den, öteki 'dışarı'dan seslenir. Her iki halde de kendisidir. Hakikidir.
İlk dönem şarkılarından biri 'Benim aşkım beni geçti' adını taşır. Kızılok'un müziği ve birey olarak kendisinin müzikle ilişkisi tam da budur: Yapmak istediği, yaptığının ve o dönem yapılanların önündedir.
Popun içinde ve ötesinde
Yaratıcılığın, yeniliğin kaynağıdır bu. Ama her zaman öyle olmuyor. Çünkü, her sanat gibi müzik de sonuçta bir 'iletişim' biçimi. Hele seçtiğiniz tür, 'pop' ise, iletişimin de ötesinde onay, kabul edilme, beğenilme, paylaşım, 'üretim'in olmazsa olmaz koşullarıdır. Kızılok'un müzikle ilişkisindeki 'arızalı' hal buradan kaynaklanır: Pop türünün içindedir ve onun ötesini aramakta, hedeflemektedir. Bu da piyasada her zaman kabul görmez.
Nitekim yerli popun önde gelen isimleri arasındayken 1976'da 'müziği bıraktığını' ilan etmesi, yaptıklarının piyasaya uygun olmamasından kaynaklanır. Profesyonel müziğe 1964'te, Cahit Oben grubuyla başlar. 'Beatles'vari müzik yapan grupta Kızılok'un yaptığı parça ise 'Hereke' adını taşır. Değişik enstrümanlar dener: Tahta, taş gibi...
1960'ların ikinci yarısında dönemin siyasal açılımlarıyla (halkçılık, en gözde temadır) müzik alanında da halk müziği öne çıkar. Batı tarzı gruplarla, solo çalışmalarla bu kaynak 'modern-Batılı' enstrümanlarla, o formlar içinde yeniden yorumlamaya yönelir. Fikret Kızılok, bir adım daha atmış; yorumladığı türküleri (ve o form içinde ürettiği kendi bestelerini) gitarın yanında bağlama çalarak doğal sesine taşımıştır.
'Söyle Sazım'da dönemin yaygın eğiliminin ötesine geçip, 'Hüseyni' makamını kullanır. Plağın arka yüzündeyse, Karacaoğlan'ın
'Güzel ne güzel olmuşsun' türküsü vardır.
Sitar bile çalmıştı
Bir başka yenilik girişimi: 'Köroğlu Dağları' adlı parçasında Hint çalgısı sitarı kullanır. Aynı türden olmak üzere Nâzım Hikmet şiirlerini, 'atonal' tarzda yorumlar 'Not Defterimden' adını verdiği albümde. 1971-72 döneminin ürünüdür bu çalışmalar. Hem piyasaya uygun değildir, hem de siyasal olarak sakıncalı. Plak toplatılır, Kızılok, müziği bırakır.
Yeniden dönüşü, 1980'lerde Çekirdek Sanatevi'yledir. Bülent Ortaçgil, Erkan Oğur, Mutlu Torun gibi farklı yönelimlerde, arayışlardaki isimlerle deneyselliğin ön planda olduğu bir tür 'atölye çalışması' yürütülür Çekirdek'te. Kızılok-Ortaçgil ikilisinin 'Pencere Önü Çiçeği' bu dönemin ürünüdür. Kızılok'un yerli folk-lirik tarzından Batılı müzikal-vodvil tavrına geçişinin de göstergesi.
Sonra yine 10 yıllık kesinti. Kızılok'un geniş kitlelerle-piyasayla buluşması ise sözünü ettiğim vodvil tavrının da doruğu, 1995'te yayımlanan 'Demirbaş' albümü. Kültürel, entelektüel, siyasal yergi, dönemin aşınmış 'pop'una karşı alternatif gibidir.
Veda albümü 'Mustafa Kemal-Devrimcinin Güncesi'nde (1998) destansı, lirik bir müzik yaptı. Ama söyleyiş, resitatif-düzdü.
Yani bu şarkı henüz bestelenmemiş, söylenmemiştir.
***
'Türk popunun kilometre taşlarından birini yitirdik'
Cem Karaca
Fikret Kızılok hastaneden çıktıktan sonra ben onu aradım. Geçmiş olsun dileklerimi ilettikten sonra Fikret'in onu aramayan dostlarına kırgın olduğunu anladım. 'Barış nasıl öldükten sonra kıymeti anlaşıldı, biz de öyle olacağız.
Şu kilolarından kurtul. Çabucak kilo ver denize dönelim' dedim.
Yazık ki kaybettik onu.
Taner Öngür
Fikret, Türkiye'nin en iyi şarkı yazarlarından biriydi. O, Bülent Ortaçgil, Barış Manço... Türkiye'nin içinde bulunduğu duruma ve medyaya kızgındı. Ölmeden önce Bodrum'da yaşıyordu. Kızgınlığının da etkisiyle şarkılar yazıyordu.
Medya ve müzik dünyasında herkesin birbirine kazık atmasına çok da çok kızardı. Başımız sağ olsun.
Atilla Özdemiroğlu
Çok üzgünüm. Fikret Kızılok kalbiyle ilgili rahatsızlık geçirdiğinde biz ona yardımcı olmuştuk. Ve onu kurtardık gözüyle bakıyorduk. Ölümüyle şoke oldum. Çok önemli bir insanı yitirdik. Müziğe bakışıyla, bıraktığı eserleriyle hep farklı bir yeri oldu.
Ali Kocatepe
Türk pop müziğinin önemli kilometre taşlarındandı. 1970'lerde 'Yumma Gözün Kör Gibi' ve 'Söyle Sazım' gibi şarkılarla Türk popunun Anadolu ezgileriyle bütünleşmesini sağladı. Uzun zamandır sanat dünyasından ayrı kaldı ancak eserler verdi. Hem müzisyen, hem insan, hem de düzeyli bir insan olarak kalmayı başardı.
Cahit Berkay
Ülkemiz ve müzik dünyası için büyük kayıp. Ama bir sürü insan bu genç yaşta ölen insanın müzik dünyası için büyük kayıp olduğunun farkında değil. Barış Manço gibi görüyorum. Fikret sıradan müzik yapan insan değildi. İşinde çok titizdi. Ama medya temcit pilavı gibi devamlı aynı insanları göstererek 'bu ülkenin sanatçıları bunlardır' diye lanse ederek, çok yanlış bir tavır içinde... Canım Fikretim, zavallı Fikretim... Başımız sağ olsun.
Özkan Uğur
Tüm müzik camiasının başı sağ olsun. Çok iyi besteci, çok iyi yorumcu ve çok iyi söz yazarı olan birini kaybettik. Söyleyebilecek bir şey bulamıyorum. Çok üzgünüm.
Fuat Güner
Hastaneye yanına en son gidenlerden biriydim. Beş gündür diyalize bağlıydı. Çok üzgünüm, kahrolduk. Çok yakın arkadaşıydım. Kendini son zamanlarda çok iyi hissediyordu. Ne oldu da bu kadar iyiyken kötü oldu anlamadık. Türkiye çok önemli müzisyenlerini kaybetti. Fikret de bunlardan biriydi, belki de en başıydı. Çarpıcı, akıcı, insanı etkileyen besteler yapardı.
Bütün yeni müzisyenlere yardım etmeye
başlamıştı. Keyfi yerindeydi. Onu çok arayacağım.
Sezen Cumhur Önal
Yaprak dökümü günlerinde müzikte yaprak dökümü devam ediyor. Ertan Anapa, Tanju Okan, Barış Manço, Yıldırım Gürses ve nihayet Fikret Kızılok. Bu acı senfoni 60'lı yıllarda Türkiye'de müzik yapan insanlardan oluşuyor. O, bir saz şairiydi. Müziğinin mısralarında Âşık Veysel okulunun sedası vardı. Anadolu efsanesini müziğe taşımış bir sanatçıydı. Yeri müzikte zor dolar. Sevenlerinin ve müzik dünyasındaki herkesin başı sağ olsun.