'Sanat filmleri'yle ilgili gerçekler

'Sanat filmleri'yle ilgili gerçekler
'Sanat filmleri'yle ilgili gerçekler
Bol ödüllü filmleri klişeye dönüşmüş yanlış bilgilerle yerden yere vurmak moda oldu!

Gazete köşelerinde ‘sanat filmleri’yle uğraşmak adet oldu. Türkiye’de sinema sanatını temsil eden bu filmlere burun kıvıran yazarlara her gün bir yenisi ekleniyor. Mesela dün, Habertürk yazarı Murat Bardakçı, Altın Portakal’da verilen en iyi müzik ödülünü eleştirdiği yazısında yine meseleyi buraya getirmiş. Bardakçı’nın ‘fırsat bu fırsat’ diyerek genel önyargıları bir daha sıralaması, üstelik verdiği bilgilerin büyük bir kısmının yanlış olması, bizi yaygın yanlışlar konusunda bir liste hazırlamaya yöneltti.

1- Para vergilerden gelmiyor
Hayır, Kültür Bakanlığı’nın verdiği ‘sinemaya destek’in kaynağı vergiler değil. Sinema biletlerinden yapılan yüzde 10’luk kesinti. Kaldı ki, 2005’ten itibaren bu kesintilerden 127.5 milyon TL gelir elde edildi ama Maliye bu rakamın yalnızca 50 milyon TL’sini sinemaya yönlendirdi. Film başına yardım da birkaç yüz bin lirayı geçmedi.

2- Devlet desteği her yerde var
Milyar dolarlık şirketlerin bile teşvik için devletin kapısını aşındırdığı bir dünyada, ilk filmini çekmek isteyen genç bir sinemacıya yapılan mütevazi desteği hor görmek en basitinden adil değil. Nitekim bu destekler her yerde var. Polonya’da yıllık 30 milyon dolar, Almanya’da 320 milyon euro, Fransa’da 1 milyar 200 milyon euro’dur ve hepsi karşılıksızdır. Irak’taki Kürdistan bölge hükümeti bile sinemaya yılda 3.5 milyon euro destek oluyor. Türkiye’de sinema desteklerine ayrılan kaynak 10 milyon TL’nin biraz üzerinde. Buna rağmen Türkiye sineması yukarıda anılan ülkelerin çoğundan daha iyi durumda.

3- Seyirci gösterge değil
Bardakçı’nın tek uluslararası başarı saydığı Nobel ödülünün bile ne kadar popülerlik getirdiği tartışılır. 21 Ekim tarihli Radikal Hayat ’ta Nobelli yazarımızın 12 kitabının 70 milyonluk Türkiye’de toplamda ancak 1 milyon 400 bin sattığı haberi yer aldı. Kitap başı ortalama 116 bin. Yani iyi bir ‘sanat’ filminin izleyici sayısı kadar. İzlenmek, takip edilmek ve okunmak bu ülke sanatının ‘temel’ sıkıntısı.

4-Cannes ve Berlin daha prestijli
Türkiye filmleri Oscar almadı. Buna gerek de yok. Çünkü Türkiye’de Amerika gibi bir endüstri yok. Ama Türk yönetmenler Cannes ve Berlin gibi dünyanın en önemli festivallerinden büyük ödüllerle dönmeyi başardı. Bu festivaller her yıl Türkiye’den bir filmin yarışmada olması için çaba gösteriyor. Daha mütevazı festivallerde Türk filmlerinin ödül kazanması son 10 yıldır vaka-i adiyeden sayılıyor. ‘Dünya çapında kendinden söz ettiren bir Türk sineması’ var. Bunu basit bir Google taramasıyla anlayabilirsiniz, bu yıl en az on ülkede ‘Türk filmleri haftası’ düzenlendi.

- Dünya bu filmleri izliyor
Birkaç haftada ‘voliyi’ vurmak üzere çekilen filmlerin gişe rakamları göz kamaştırabilir. Ama Nuri Bilge Ceylan’ın ‘Üç Maymun’ ve Semih Kaplanoğlu’nun ‘Yumurta, Süt ve Bal’ üçlemesinin kırktan fazla ülkeye satıldığını sürekli bir başarı hali içinde olduğunu hatırlatalım. Onlarca ülkeye satılan diğer ‘sanat’ filmlerini saymaya gerek yok. Türkiye’nin prestijine ve tanıtımına yaptığı katkıları tartışmaya girmiyorum bile...