Sanat hayâsızlıktır!

Peter Greenaway’in filmi ‘8 1/2 Kadın’ gibi, iyi sanat eseri çoğuldur. Bu nedenle, öteki özellikleri bir yana, filmin görüntüye ve anlatıma getirdiği erotik
Haber: HASAN BÜLENT KAHRAMAN / Arşivi

İSTANBUL - Peter Greenaway’in filmi ‘8 1/2 Kadın’ gibi, iyi sanat eseri çoğuldur. Bu nedenle, öteki özellikleri bir yana, filmin görüntüye ve anlatıma getirdiği erotik fantezi düşüncesinden hareket ederek sanat yapıtının en temelde bir sapkınlık olduğunu vurgulamak istiyorum. Filmin meselesi şu kısaca: Hiçbir cinsel çeşitlilik yaşamadığı karısı ölen adam, oğlunun telkiniyle çeşitli yollardan sekizi sağlam birisi sakat (buçuk o) kadın bulup, onlarla malikanesine kapanıyor ve aslında çok ‘terbiyeli’ bir biçimde cinselliği keşfediyor.
Eğer içine akla hayale gelebilecek bütün iri yarı sanatçıların dahil edilebileceği o büyük ‘kötülük edebiyatı’ (deyim George Bataille’ındır) düşünülürse bu filmin aslında çok masum olduğu söylenebilir.
Gerçekten de, Peter Greenaway, o kötülük faslını filmde epey saklamış. Sadece sezdirmekle yetinmiş. Demek istediği de belli o bağlamda: İnsani olan hiçbir şey yabanıl değildir. Sapkınlıklar da bizimdir, bizim birer parçamızdır. Bu, ‘aklayıcı’ anlayışı Greenaway filmin arka planına öyle bir yerleştirmiş ki, ‘8 1/2 Kadın’ın düpedüz ahlakçı olduğunu söylemek bile mümkün.
Neden sanat kötülüktür?
Gene de dikkatle bakanlar ve örneğin Bataille’ın ‘Gözün Hikâyesi’ ya da Sade’ın ‘Justine’ gibi yapıtlarının farkında olanlar gene de bu filmin her sahnesinde bu tür yapıtlara göndermeler olduğunu görecektir. İşte, papazlar, işte yaşlılık-cinsellik çelişkisi, vs. Bunları gördükten sonra insanın aklında o büyük soru kıvrıldıkça kıvrılıyor: Neden, Bataille sadece edebiyatla sınırlı tutuyor ama, bütün büyük sanat kötülüktür?
Bu soruya Bataille’ın yanıtı belli. Bataille, iyiliğin iktidarla uzlaşma, ona teslimiyet, buna mukabil kötülüğün başkaldırı, karşı çıkış, direnme olduğunu vurgular.
Bu anlamda, tabii ki, edebiyat doğallıkla kötülük olacaktır. Çünkü, edebiyat, her şey bir yana, edebiyat, ortaya yazılı ilk metne karşı bir metin koymaktır. Kurulu düzene bir seçenek önermektir. Bu, sanatın bir
uzaklaşma ve muhalefet oluşudur.
Sanat elbette büyük gövdesinde insanı ele alır, ama, dikkat edilirse onu pek onayladığı görülmez. Sanat, onun yerine insanı sorgular. İnsanın aydınlık yanı, onuru vs de kuşkusuz önemlidir ama, büyük bir drama yaslanmamış, büyük bir gerilime oturulmamışsa bunların da tek başına bir anlamı yoktur. Odysseus büyük bir kahramandır fakat o kahramanlık hep başka bir amacın, arayışın aracı olduğundan Homeros onu öne çıkarır.
Hal böyle olunca sanat yapıtı gelir tragedya geleneğine yaslanır. Tragedya, başkaldırmanın, çoğu zaman yalnızlaşmasının ve gerektiğinde kendisine ters düşüp yabancılaşmasının öyküsüdür. Bu öykü, her şey bir yana, Tanrı düşüncesinin bulunmasıyla başlar. Mutlak olan bu güç karşısında insan güçsüz, yalnız,
umarsız olup olmadığına karar verecektir. O zaman Prometeus da çıkar ortaya Alyoşa da ve her şey gelip Oedipus’da düğümlenir.
Yok olma pahasına
Oedipus bir sorunun yanıtını merak eder. Araştırmaktan vazgeçip, hayatını sürdürmesini söylediklerinde dinlemez. Felaketi olacak yanıtı arar ve gerçekten de kendisi pahasına onu ele geçirir. Burada ilginç iki şey vardır. Oedipus, sorgulayan, didikleyen ve yok olmayı göze alarak yanıtın peşine giden adamdır. Tragedya tam da budur işte ama bu kadar değildir; çünkü, bulduğu yanıtla Oedipus ölmez, kör olur. Kendi felaketi ve karanlığıyla yaşamaya tutsak edilir.
Tragedya asıl burada başlar: İnsanın kendisine rağmen yaşaması. İşte, kötülük denilen şey budur. Cinselliğin, ölümün, kötülüğün kanımızda dolaşan zehri ve onlarla birlikte yaşamayı sürdürüşümüz...
O nedenle iyi sanat sorgulamanın, insani olana belli bir uzaklıktan bakabilmenin serüvenidir. Ahlaki olan da bunun içinden çıkacaktır. Çünkü, ahlak üstünü örtmek değil açmak, susmak değil konuşmak, doğruyu değil yanlışı tartışmaktır. Kutsal kitabın çıktığı, sözün ve yazının ortaya geldiği günden beri bu böyledir. Çünkü, Habil ve Kabil’in, Yahuda’nın öykülerinin anlatıldığı yerdir kutsal kitaplar.
Bir de tabii, bunları dile getiren psikanaliz ve varoluşçuluk var ki, onlar da başka kalkışmalardır ama şimdilik şu kadarını söylemek yeterlidir: İyi sanat hayâsızdır, utanmaz, soyar ve gösterir. İnsanın karanlık yanına ayna tutmanın cesareti sadece onda vardır. İyi sanat cürettir.
Neşterdir iyi sanat ve daima kanatır!


    ETİKETLER:

    İstanbul