Sanat platosu Venedik

Dünyanın dört bir yanından basın mensupları, sanatçılar, koleksiyonerler, sanat yazarları, küratörler ve müze...
Haber: ALİ AKAY / Arşivi

VENEDİK - Dünyanın dört bir yanından basın mensupları, sanatçılar, koleksiyonerler, sanat yazarları, küratörler ve müze çalışanlarının akınına uğrayan 49. Venedik Bienali 9 Haziran'da yağmurla açıldı. Harald Szeemann'ın küratörlüğünde düzenlenen bienal, organizasyonun eskiliği kadar mekânının devasalığıyla da dikkat çekici. Model olarak Sao Paolo gibi hem ulusal hem de uluslararası pavyonların olduğu bir bienal Venedik Bienali.
Ancak sömürge sonrası söyleme uygun bir ulusal pavyonlar anlayışı hâkim: Oleg Kulig Rus Pavyonu'nda sergilenmedi; İtalyan pavyonunda, ki bunu Harald Szeemann yapmıştı; İtalyan olmayan daha fazlaydı. Butch Morris de Türk pavyonundaydı. Tıpkı futboldaki kulüpler gibi ismi yerliiçi yabancılarla dolu olan, kimin yerli kimin yabancı olduğu artık ehemmiyetsizleşen bir durumda, melezlik içinde bir yaklaşımda örgütlendi bienal: Bu aynı zamanda etnik temizlik arayan siyasi oluşumlara da cevap niteliğindeydi.
İnsanlık ailesi ütopyası
1990'lı yıllar, bize kimliklerle dolu bir manzara sunmuş ve milletler veya mikro-milliyetçilikler insanlığın önüne geçmeye başlamıştı. Szeemann'ın cevabı ise netti:
'İnsanlık Platosu', 'Düşünce Platosu' 49'uncu Venedik Bienali'nin kavramıydı. Bir insanlık ailesi kurma ütopyası içinde bienalin işlediğini görmekte; sanat ve politika açısından umut duyulan bir 'post postmodern' dönemin ufkunda durmaktayız.
Postmodernliğin getirdiği özgürlükler ve modernliğin elde edilen hakları birlikte düşünülmeye başladı. İnsanlık için herşey ve insanlık bir platonun üzerine İtalyan pavyonunun girişine yerleştirilmiş: Rodin'in 'Düşünen Adam'ı ve birçok medeniyetin heykelleri ve inanç nesneleri burada yan yana.
Cehenneme açılan kapı
Bilindiği gibi Rodin'in düşünen insanı Dante'nin 'Cehennem Kapısı' için yapılan ilk eserlerden bir tanesiydi. Çok güzel bir fikri olmuş Harald Szeemann'ın 'Dante'nin
İlahi Komedya'sı için Rodin'in yaptığı
'Cehennem Kapısı'nı, Paris'teki Rodin Müzesi'nden Venedik'e getirmek. Burada, benim özel bir hazzım Dante'nin 'İlahi Komedya'sı üzerine yaptığım serginin Venedik Bienali'nde eko bulmasıydı; benim için sürpriz olduğu kadar sevindiriciydi de. Yeni Zelanda Pavyonu'nda Berlin'de yaşayan sanatçı Peter Robinson da 'İlahi Komedya' üzerine bir enstalasyon gerçekleştirmişti.
Corderie'ye girişte Ron Mueck'in dev boyutlu oturan 'Çocuk'u (Boy) dikkat çekici şekilde insanlık platosunun ezilmişliğini en büyük boyutta gösteriyor. Genç çocuğun on beş fitlik boyutu ve haki renkli şortu ile savaştan korkan ve dizleri üzerine kıvrılmış vücuduyla korkuyu andıran bakışları, içinde yaşamakta olduğumuz etnik ve dini savaşlara bir gönderme yapmakta.
Santiago Sierra'nın da yine Corderie'ye yürüttüğü kafaları beyaza boyalı 200 ilticacı-göçmen de (Türk ve Kürtlerden oluşmakta) küresel dünyanın emek gücünün her şartta topraklarını bırakıp el diyarlara göç edip, orada ırkçı davalara maruz kaldığını hatırlatıyor, gösteriyor. Her biri kendi farklı kültürünü, görüntüsünü ve âdetlerini ancak asimile olduğuna yerleşikliğe çevirmektedir; Sierra'nın bu performansı da videodan izlendiğinde 'İnsanlık Platosu'nu en iyi anlatan işlerden biri olduğunu ortaya koyuyor.
Sierra'nın şeytani yanı!
Sierra'nın diğer 'işi' ise uyuşturucu kullananlara veya fahişelere para karşılığında değil, ama onların sırtlarına çizdiği dövmeler karşılığında mal vermekten geçiyor: Seks muamelelerinin karşılığı olan bedeli Sierra, seksle değil, dövme çizmekle ödüyor. Kapitalist ekonominin eleştirisi olarak başlayan bu çalışmanın şeytani yanı kendi eleştirel mantığını aşmakta; çünkü bir yandan onların hayat şartlarına dikkat çekmekte; ama diğer yandan Marki de Sade'ın Fransa'daki aristokratik ve ruhban cinsel şiddetini eleştirirken aynı şiddeti zavallılar üzerinde göstermesine benziyor. Sanatsal olarak Robert Morris ve Richard Serra'nın postminimalizmini takip ettiğinde bile Sierra, bu şeytanilikten kurtulamıyor.
1995 Londra Turner Prise'ın sahibi 1959 doğumlu Mark Wellinger, Oxford Üniversitesi Doğal Tarih Müzesi için gerçekleştirdiği
Ecce Homo' adlı dev heykeliyle dikkat çeken İngiliz Pavyonu'ndaki sanatçılar
arasında. Szeemann nesillerarası bir 'İnsanlık Platosu' kurmuş: Rodin'den, Beuys'den, Twombly'e, oradan çok genç sanatçılara kadar ortak bir şekilde insanlığı oluşturuyor ve kuruyorlar.
Rus Pavyonu'nda çok etkileyici işlerden birisi de Sergei Shutov tarafından gerçekleştirilmiş. Sanatçı mekanikten gerçekleştirdiği kara elbiseler içindeki mankenleri, yüzleri de kara kukuletalı olarak dua ederken gösteriyor. Duanın sesinin yankısı birçok dilden, birçok dinden oluşmakta ve SSCB'nin eski yapısını hatırlatmakta bizlere. Ancak duaların ne olduğu ve ne dediği duyulmamakta. Bu çalışma Shutov'a göre totaliterliğin bütünlüğünden çok Hollywood'un totaliterliğine, çağdaş tüketim kültürünün küreselleşmesine ve kitle kültürüne gönderme yapmakta.
Mc Donalds'laşan dünya
Japon Pavyonu'na girildiğinde; Mc Donalds'ın sponsor olduğu bir enstalasyonda, ışıklı neonlarla dev Mc Donald's M'leri görülüyor. Erico Osaka'nın küratörlüğünü yaptığı Japon pavyonu sanatçılarından M. Nakumara'nın çalışması Mc Donalds'laşan dünyanın küreselleşmesini, Amerikalı sosyolog George Ritzer'in kitabı gibi 'Dünyanın Mc Donalds'laştırılmasını' eleştiriyor. Çalışmanın adı: Altın Tak; çünkü izleyiciler bu dev sarı neonlu Mc Donald's Tak'ının (nerdeyse bir zafer takı) etrafında dolaşıp altından geçiyor.
Ödüllere gelecek olursak; liliputvari sinema salonuyla Janet Cardiff ve Georges Bures Miller; küçük bir heykel kafası ile 1925 doğumlu Marisa Merz; ve bir Japon manga kahramanı olan Ann Lee'yi satın alıp kendi filmlerinde oynatan ve Fransız pavyonunda üçlü bir mekân çalışması yaparken, video oyunlarını kullanan ve Ann Lee'yi, N. Amstrong'un sesiyle aya gittiğinde konuşmasıyla canlandıran Pierre Huyghe; bienalin özel ödüllerini aldılar. Bu üç çalışmanın da minör çalışmalar olarak adlandırılabileceğini bir kez daha burada hatırlatmak isterim.
En iyisi Almanya Pavyonu
En iyi katılım pavyonuyla, 49'uncu Venedik Bienali'nde, Alman Pavyonu, Altın Aslan ödülünü Gregor Schneider ile aldı. Schneider her zamanki çalışmalarından birini gerçekleştirdi: Merzler gibi, Schneider de kendi evinin düzeyini yükseltiyor, tavanını indiriyor, geçitlerde sürünerek geçmeyi imkânlı kılıyor. Otist bir kapatılma durumu nihayetinde bir insanlık durumu değil mi? Burada jüri çağdaş sanatın Altın Aslan'ını da eskilerden gelenlere vermeyi ihmal etmedi. Pentürleri ile Twombly ve Richard Serra bu prestijli bienalin ödüllerine layık görüldü.