Sanat tehlikenin eşiğinde

Galeri Artist'te sergi açan günümüzün büyük heykelcilerinden Tony Cragg'e göre sanat kritik zamanlarda: "Artık market yaratma çabası olarak görülen sanat, pop müzikten farksız"
Haber: MÜGE BÜYÜKTALAŞ / Arşivi

İşlerinizi aralarında akrabalık ilişkisi olan ailesel topluluklar halinde grupluyorsunuz. Bu sergi için de aynısını söyleyebilmek mümkün mü?
Evet, tabii ki. Burada sergilenen altı tane iş var. Tamamını son iki sene içerisinde yaptım. Dolayısıyla zamansal bir ilişkinin varlığından bahsedebiliriz. Bu ilişkilendirme içerisinde üretilen işleri genel bir başlıkla ‘Rational Beings’ olarak isimlendiriyorum. İçlerinde bir tanesi var ahşap olan. Bu işin diğerlerinden farklı, çok belirgin bir geometrik formu olduğunu görebilirsiniz. Diğerlerinde ise birçok elips formun üst üste bindiği yapılar var. Aynı zamanda hepsi form morfolojisi içeriyor. Yani bildiğimiz bir aracı, tanıdık bir görsel referansı alıp dönüştürmekle ilgili. Bence sanatçı için enteresan olan gördüğünü yansıtması değil, onu alıp kendi yorumuyla sunmasıdır. 

Heykelde kendinize ait bir dil geliştirdiğiniz malum. Bu dili oluştururken yarattığınız formlarda nelerden ilham alıyorsunuz?
Gözlemlerimin çoğunu bireylere ve bireylerin doğayla olan ilişkisine dayandırıyorum. Gözlemlerimin bir kısmı materyalleri kullanma şekillerimizle ilgili; oturduğumuz mobilyalar, inşa ettiğimiz binalar, kıyafetler, arabalar, otoyollar, araçlar... Bugün baktığımızda endüstriyel olarak ürettiğimiz şeylerin çok basit geometrik şekillere dayandığı ortada. İstanbul ’daki kaldırımla dünyanın başka bir yerindeki kaldırım aynı. Oldukça sıkıcı, düz bir geometrik yapı. Sanat bu sıkıcılığa karşı kullanılabilecek oldukça önemli bir araç çünkü işlevsellik kaygısı yok. İşlevsel olmadığı için herhangi bir formu alabiliriz. Bu aynı zamanda zihnimizdeki formların da değişmesini sağlar. Çünkü zihnimizin içerisindeki her şey dışarıdan topladığımız bilgilerle dolu. Sadece gördüklerimize göre hareket ediyoruz, mutlak gerçekliğin ne olduğu hakkında hiçbir fikrimiz yok. 

Heykel ve heykeltıraş yaratım sürecinde ayrılmaz bir ikili. Sizin açınızdan üretimin ve sonucun doğası neleri gerektirir?
Heykeltıraşa düşen elindeki malzemeyi dönüştürerek bir form yaratmaktır. Büyük bir mücadeledir bu. Formüle ederek ortaya koyduğunuz şeyler yeni birer kelime gibi çıkar ortaya. Bir yandan her kelime de bir heykeldir aslında. Ses havanın bir parçasıdır ve benim ses tellerimle yaratarak havaya göndermem sonucu sizin kulağınıza ulaşır. Eğer formun/heykelin şeklini değiştirirsem başka bir kelime duyarsınız ve duyduğunuz sonucunda da farklı bir fikre sahip olursunuz. Heykel için genellikle maddi dünyanın temel çalışma alanı olduğu söylenir. Şüphesiz ki bilim insanlarının yaptığı da budur. Onlar da aynı dünya üzerinde çalışıyorlar. Fakat onların yaptığı dünyanın çalışma şeklini bulabilmekken, sanat dünyaya anlam veren ürünler ortaya koyarak ona değer kazandırır. 

İşlerinizde bir devamlılık söz konusu. Bu anlamda her işinizin size ait yeni bir soy ya da tür olduğunu söylemek mümkün mü?
Sadece benim işlerim için değil heykelin kendisi üçüncü bir tür demek daha doğru olacaktır. İnsanların heykellere biraz da bir uzaylıya bakar gibi baktıklarını görebilirsiniz. “Nedir bu” ifadesi vardır hep. “Adı ne?” vs. gibi. Hayatta alışkın olduğumuz şeyleri sorgulamaktan vazgeçmeye meyilliyizdir. Domuzun neye benzediğini hepimiz biliyoruz. Fili de biliyoruz. Ama bir gün ormanda bir ‘fildomuzu’ görürsek dehşete kapılırız. Ama neden olmasın? Algıladığımız gerçekliğin sınırları ortada, buzdağının sadece ucunu görebiliyoruz. Sanat görülemeyen şeyler hakkında bir vizyon yaratması bakımından önemlidir. 

Türkiye ’de sanatçılarla hükümet arasında devam eden bir tartışma söz konusu. Hatta “Sanat sanat için midir, toplum için mi?” gibi çok temel bir soru üzerinden devam eden söylemler de mevcut. Sizin yorumunuz nedir?
Sanatla ilgili mükemmel olan şey dünyayı başka birinin gözlerinden görebilmenizdir ve modernist kişisel bir bakış açısıdır. Genellikle hayatımızda yaşadığımız topluma, kurumsal yapılara, aile topluluklarına, cemaatvari yapılara ve hükümetlere karşı olmaya eğilimliyizdir. Sonuçta sanat kişisel bir bakış açısının kayda geçirilmesi olarak çok önemli. Nihai olarak da toplum için önemli. Siz bu kişisel bakış açısını hiç sevmiyor ya da beğenmiyor olsanız dahi çok önemlidir tek başına. Sanat gittikçe popüler oluyor. Doğu Avrupa’da bile çağdaş sanat son 10-20 yılda çok gelişti. 60’larda bir öğrenciyken Londra’da birkaç galeri vardı. 40-50 yılda inanılmaz bir gelişim söz konusu. Bu, sanat açısından bir başarı. Ama bu sanatın kolaylaştığı anlamına gelmiyor. Tabii ki çok zalim bir piyasa var. İnsanlarda sanatın belli bir gücü olduğuna yönelik bir intiba var. Bu güç inanışı sanat için oldukça tehlikeli. Koleksiyonerler ve galerilerin yönlendirdiği büyük bir ilgi var. Sanat, kendine başarı stratejileri oluşturmanın yolu olarak algılanmaya başladı. Kendine market yaratma çabası yani. Sanatçılık pop müzik gibi bir konuma geldi. Oldukça önemli bir tehlikenin eşiğindeyiz. Çok kritik zamanlar. Asıl tehlike, sanatın iyi eğitimli, orta düzey entelektüeller tarafından yönetilen bir kurum olduğu izlenimi. Sanat politiktir. Yarı kavramsal, yarı dekoratif olarak adlandırdığım işler var örneğin. MTV formatında CNN izlemek gibi. Kendince politik mesajlar içeren ama aslında çok basit şeyler söyleyen. 60’larda böyle olacağını da tahmin ediyorduk aslında. Bugün konuştukları konular eskiden zaten çokça söylendi, açıkçası orta düzey entelektüellerin bizim adımıza karar vermesine hiç ihtiyacımız yok!
Tony Cragg sergisi, 30 Mayıs’a kadar Galeri Artist’te.