Sanatçıların gözüyle dindarlık ve laiklik

Sanatçıların gözüyle dindarlık ve laiklik
Sanatçıların gözüyle dindarlık ve laiklik

'Karanlıkta Gökkuşağı' sergisinde Fatma Bucak'ın çalışması da yer alıyor.

SALT Galata'da açılan 'Karanlıkta Gök Kuşağı', sanatın etrafında dolanıp durduğu bir konuya, din ve inanç meselesine dokunan ilgi çekici bir sergi. Farklı ülkelerden 18 sanatçıyı bir araya getiren serginin en güçlü işlerinden biri Köken Ergun'un 'Aşure' adlı video enstalasyonu...
Haber: CEM ERCİYES / Arşivi

‘Vurun Kahpeye’ filminde köy imamı, aydınlanmanın simgesi olan genç öğretmeni mahveden tutuculuğun simgesidir. Nitekim filmin acıklı finalinde kalabalığı galeyana getiren de o olur. Bu çok eski bir film. İnancın, modern bir toplum fikriyle doğal bir çatışma içinde olduğu görüşü artık eskisi kadar gözde değil. Huntington’ın farklı inançlar arasında birlikte yaşama fikrini neredeyse imkansızlayan Medeniyetler Çatışması teorisi de öyle. 11 Eylül’den bu yana dinler arası çatışma dünya siyasetinde ne kadar kendini gösterdiyse, bizim gibi müslüman ülkelerde de muhafazakarlık ve laiklik arasında benzer büyüklükte bir fay hattı oluştu. Ama aynı zamanda birlikte yaşama ve ortak bir uygarlık tahayyülüne yönelik çaba da güçlendi. İlerleme fikrini dinsel inançla birlikte hayatın içinde kabul eden, laikliği yeniden tanımlayıp farklı yaşam biçimlerinin birlikteliğine gayret gösterenlerin de sayısı az değil.

POLONYA VE LAİKLİK
İşte bu tartışmalı ortamda SALT Galata, ilgi çekici bir sergiye ev sahipliği yapıyor. ‘Karanlıkta Gökkuşağı’ farklı ülkelerden 18 sanatçıyı bir araya getiriyor. Sergi Varşova Modern Sanat Müzesi ile işbirliği içinde gerçekleştirilmiş, küratörleri ise Sebastian Cichocki ve Galit Eilat. Sergi kendisini şu sözlerle anlatıyor: “Dinî ritüeller, toplumsal cinsiyet politikası ve maneviyata dair meselelere odaklı işlerden oluşan ‘Karanlıkta Gökkuşağı’, sekülarizm sonrası bir bakış açısıyla, güncel sanatın dindar ve laik topluluklar arasındaki köhneleşmiş karşıtlığı ne şekillerde sorguladığını araştırır.”
Laiklik ve dindarlık arasındaki karşıtlığın Polonyalılar aracılığıyla sorgulanmasında bir gariplik olduğunu düşünüyorsanız bu ülke hakkında az şey biliyorsunuz demektir. Polonya’nın en önemli özelliklerinden biri Katolik bir ülke olmasıdır. 1980’lerde din karşıtı sosyalist rejim çatırdarken Vatikan’da Polonyalı bir Kardinal’in 2. Jean Paul adıyla Papa seçilmesinin, Doğu Bloğu'nun yıkılmasında çok etkili olduğu bilinir. Ülkedeki baskıcı yönetime karşı muhalefetin önemli bir unsuru Katolik kimlik olmuş, Papa da muhalif hareketlere katkıda bulunmuştu. Polonya’da Dayanışma Sendikası’nın liderlik ettiği hareket, sosyalist rejimi devirirken bütün Doğu Bloğu için de bir domino etkisi yaratmıştı. İşte bu muhalif 80’lerde yapılan Polonya sanatı, bugün Varşova Müzesi’nin en değerli koleksiyonunu oluşturuyor. Ve bu sanatçıların ortak dilinde, din önemli bir yer tutuyor. 


Miroslaw Balka, 'Siyap Papa'

“AYDINLATAN TEK KİLİSE YANAN BİR KİLİSEDİR!”
Sergide Polonyalı ve müslüman ülkelerden gelen sanatçıların yaklaşımlarında farklı bir tutum görülüyor. Polonyalılar önemli ölçüde Katolik bireyler olarak, dinsel inancın içinden bir bakışla toplumsal eleştiriye girişiyor. Mesela Zbigniev Warpechowski gibi kendini haça gererek tüketim kültürünün ve dünyevi çılgınlıkların esiri olmuş topluma oklarını öyle yöneltiyor. Ülkenin önemli performans sanatçılarından Pavel Kviek kendini ‘ruhani ve kutsal sanata geçiş yapmış’ bir sanatçı olarak tanımlıyor. Teresa Murak bizzat dinsel ayinleri ve kiliseyi sanatın bir parçası kılıp muhalif bir söylem geliştiriyor. Bu yaklaşım sadece 80’lere ait bir tavır olarak kalmıyor Polonya’da. Mesela Artur Zmijevski 2011 tarihli ‘Ayin’ adlı videosunda dini ritüellerin teatral halini bir grup oyuncuyla canlandırıyor. Sanatçı taklit edildiğinde sadece komik ve sıkıcı olan ayinin, dinsel olduğunda nasıl ruhani bir etki yarattığına işaret ediyor. İnsan Zojia Rydet’in ‘Sosyolojik Kayıt’ adlı fotoğraf çalışmasını gördüğünde zaten Polonya kimliği ve din hakkında aklında bir tereddüt kalmıyor. Genç yaşlı ve hepsi de belli ki yoksul bu insanların yatak odaları, yaşam alanları mutlaka haç ve sayısız dinsel resim, ikona ile dolu... Güçlü bir din eleştirisi geliştiren tek Hristiyan kökenli ses ise çok başka bir coğrafyadan, Latin Amerika’dan geliyor. Arjantinli feminist grup Mujeres Publicas sergiye vaktiyle epey tartışma kopartmış bir işle katılıyor. Bu iş dolu bir kibrit kutusu. Bir yüzünde Kropotkin’in “Aydınlatan yegâne kilise yanan bir kilisedir” sözü diğer yüzünde yanan bir kilise resmi var...

TÜRKİYE’DEN DE İŞLER VAR
Müslüman toplumlardan gelen sanatçıların işlerinde kadın kimliği dikkat çekiyor. Muhafazakar toplumlarda kadına yönelik pek çok baskının ardında din kaynaklı gerekçelerin de bulunmasıyla alakal bir tavır. Nilbar Güneş’in ve Fatma Bucak’ın fotoğrafları doğrudan bu yönde kurgular içeriyor. Örtünme ve babaerkillikle ilgili işler bunlar. Gülsün Karamustafa’nın daha ziyade çok dinli kimliğe dair çalışması farklı bir yerde duruyor. Çağaş sanatın uluslarası starlarından Cezayirli Kader Atia’nın ‘Yağ ve Şeker’ adlı videosu ise serginin güçlü işlerinden biri. Kesmeşeker yığının üzerine dökülen motor yağının, herşeyi eritip simsiyah bir sıvıya dönüşmesini gösteren video, temiz olanın kirletilip kullanılması, kötülük karşısındaki çözülme ve dönüşmeye dair müthiş metaforik bir iş.

SERGİNİN EN GÜÇLÜ İŞİ KÖKEN ERGUN’UN ‘AŞURE’Sİ 

Köken Ergun, 'Aşure'Serginin sanıyorum en güçlü işi ise Köken Ergun’un ‘Aşure’ adlı video enstalasyonu. Caferilerin Aşure törenlerini kaydetmiş Köken Ergun. Camiyle aynı desende bir halıyla kaplı odanın üç duvarında büyük projeksiyonda sesleri bütün salona yayılan bu videoyu izliyoruz. Video özellikle Yezid’in Hz Hüseyin’i katledişini canlandıran sahneye geniş yer ayırıyor. Gençlerin Yezid’in askerleri kılığında hazırlanmaları daha sonra sahneyi canlandırmaları çok ilginç. Ama özellikle, geceki yürüyüş için bir otoparkta sloganları tekrar ederek yaptıkları provayı otoparkın boş görüntüleriyle birlikte verdiği anlar, etkileyici. Camiyi dolduran yüzlerce adamın hıçkıra hıçkıra ağladığı ve kara çarşaflı kadınların ağıt yaktığı sahneler de öyle. Belgesel çekiciliğindeki görüntüleri çok etkili bir kurgu ve yerleştirmeyle sunarak gerçekten izleyeni kendine bağlayan bir iş çıkartmış Köken Ergun. Üstelik bu toprakların dinle ilişkisini, az bilinen çok merak edilen bir cemaat üzerinden anlatması, inancın hayatımızda kapladığı yere işaret etmesi gibi önemli özellikleri de var.
‘Karanlıkta Gökuşağı’, sanatın etrafında dolanıp durduğu bir konuya, din ve inanç meselesine dokunan ilgi çekici bir sergi. 18 Ocak’a kadar İstanbul’un en etkileyici kültür yapılarından biri olan Karaköy’deki Salt Galata’da...
(Biz’d dergisinde yayımlanmıştır.)