'Sanatçının malzemeye ihtiyacı yok'

'Sanatçının malzemeye ihtiyacı yok'
'Sanatçının malzemeye ihtiyacı yok'

Mustafa Kunt ve Özlem Günyol un pratiğini en iyi özetleyecek ifadelerden biri politik bir duyum yaratıyor olmaları.

Sosyo-eleştirel işler gerçekleştiren Özlem Günyol ve Mustafa Kunt, Almanya'da genç kuşak sanatın üretken isimlerinden. Ülke çapında üç yılda bir verilen Hector Sanat ödülünde ikincilik alan kolektif, şu günlerde Wilhem-Hack Müzesi'nde 'Genç Sanat 2010' ödül sergisinde yer alıyor
Haber: DİDEM YAZICI / Arşivi

FRANKFURT - Modern sanat tarihinin sağlam görselliğini ödünç alarak, sosyo-eleştirel işler gerçekleştiren Özlem Günyol ve Mustafa Kunt, Almanya’da genç kuşak sanatın üretken isimlerinden. Geçtiğimiz aylarda ülke çapında, üç yılda bir verilen Hector Sanat ödülünde ikincilik alan kolektif, şu günlerde Ludwigshafen’da Wilhem-Hack Müzesi’nde Junge Kunst 2010 ödül sergisinde yer alıyor.
Günyol ve Kunt’un pratiğini en iyi özetleyecek ifadelerden biri ‘politik bir duyum’ yaratıyor olmaları. En sert politik meseleler, birer cambaz gibi dikkat ve titizlikle ince bir ipin üstünde yürürcesine ele alınıyor. Damıtarak, eleyerek ve dolaylı anlatımlar geliştirerek. Görsel ve duyumsal etkileyiciği yakalayan, kavramsal altyapısıyla düşünme, yorum ve hareket alanı bırakan bir deneyim öneriyor. Ne salt güzelliği karşısında izleyiciyi kendinden geçiren, ne de salt toplumsal eleştirelliği ve politikliği karşısında  pedagojik bir alımlama yaratan, çabuk tüketilecek işler değil. Nerede ve ne zaman gösterildiği fark etmez, geçerliliğini uzun süre koruyacak olan bir ‘güncellik’ ile, dünyanın orta yerine bırakıverilmiş deneysel objeler gibiler..

Tillmans’ın öğrencisi
Yaklaşık 10 sene önce (2001) Hacettepe Üniversitesi Heykel Bölümü’nden birlikte mezun olan ikili, o zamandan beri Almanya’da yaşıyor. Biri sustuğunda, diğerinin cümlelerini tamamladığı, harmoni yaratan ve bozan bir kolektif. Sanatı, gündelik hayatı paylaşır gibi yaşayarak ve tartışarak üretiyor olmanın canlılığı var onlarda. Buna rağmen, çoğunlukla birlikte üretiyor olsalar da, ayrı ayrı işler yapmaktan da çekinmiyorlar. Frankfurt Städelschule’de (Sanat Akademisi) eğitimlerinde, farklı atölyelerde çalışıp, yüksek lisanslarını farklı hocalarla tamamlıyorlar. Hocalarının belirgin özellikleri ikisinin de uluslarası kabul görmüş güncel sanatçı olmaları. Günyol, Ayşe Erkmen (2006), Kunt ise Wolfgang Tillmans ile tamamlamış yüksek lisansını (2008).

266 ülkenin milli marşı
Junge Kunst 2010 (Genç Sanat 2010) sergisinde yer alan multi medya enstelasyon, ‘Hullabaloo’ (Uğultu, 2009), 266 ülkenin milli marşlarının, 266 hoparlörden sırayla üstüste binerek çalınmasından oluşuyor. Duygusal ve zihinsel düzlemi kesiştiren bir iş. İkili şöyle diyor; “Ses giderek yükseliyor, o  kalp atışını hızlandıran bir şey. Karadelik gibi bir hissi var. Ses artıyor, karmaşa artıyor, insanı geri iten bir şey bu. İlk müzik başladığında, anlaşılabilir enstürmental bir şey çalışıyor, yakın duruyorsun, ama ikinci hoparlör çalmaya başlayınca, üçüncü, dördüncü, geri geri adım atmaya başlıyorlar bu sefer, o çok önemli. Uzaklaştırıyor, çünkü ses büyüyor ve rahatsız etmeye başlıyor.”
Birbirinin içine girmiş bir görselliği en minimal biçimde nasıl yansıtırsınız? ‘Hullabaloo’dan farklı olarak, ‘Ceaseless Doodle’ (Bitmeyen Karalama, 2009) resimsel bir iş ve görsel olarak olabildiğince minimal ama bir o kadar da girift. Tüm ülke sınılarının beyaz bir zemin üzerine siyah kontürlerle üstüste defalarca çizilmesiyle oluşan iş, indie bir dövme, bir ikea tasarımı, ya da herhangi bir grafikerin tasarlayabileceği bir logo olabilirdi. Tüm basitliği, güzelliği ve resimselliği ile orda duruyor: tüm dünya ülkelerinin sınırları. Flag-s, yine ülkeleri temsil eden başka bir objenin, tekrar edilmesinden oluşuyor; baskı tekniğiyle üstüste basılan tüm dünya bayrakları. Modern sanat tarihi ve çağdaş tasarım estetiği ile kurgulanarak, belki de rolünü tersine çeviren milli bir müzede sergilenmek için..

Milliyetçilik eleştirisi
Marş, bayrak ve sınır gibi ulusları temsil eden en belirgin öğelerle, provokasyona ve propagandaya yer vermeden, milliyetçilik eleştirisini en rafine haliyle, raks edercesine gerçekleştiren Günyol ve Kunt çalışmaları hakkında şu sözleri dile getiriyorlar: “Birçok sanat işinin içinde  toplumsal eleştiri bir şekilde var. Politika, psikoloji, ekonomi, sosyal durum, her şey var.” Malzeme ve fikir ilişkisi üzerine konuşurken, sanatçının malzemeye ihtiyacı olmadığının altını çiziyorlar; “Sanatçının değil, işin malzemeye ihtiyacı var. İş kendi kendini biçimliyor.   İşi bir karakter, birey olarak düşünürsek, o diyor ki benim video’ya ihtiyacım var. Biz ona yönlendirme yapmıyoruz aslında, iş kendisi yapıyor bu yönlendirmeyi.”
İkili, temsiliyet, dil, kimlik gibi aidiyet kodlarını kullanarak, ve dönüştürerek, sanatsal bir dil oluşturuyor. Bunu, özellikle belirli bir kültür ve coğrafya üzerinden değil, tanımlamaları sıfırlayan bir temsiliyetsizlik kuruyorlar.
10 Temmuz’da Kassel, Documenta Halle’de açılacak olan Kasel Güzel Sanatlar Yüksek Okulu mezuniyet sergisinin, misafir küratörlügünü üstlenen Günyol ve Kunt, Ludwigshafen Wilhem-Hack Müzesi’nde gerçekleşen Junge Kunst 2010 (Genç Sanat 2010), ödül sergisine katılım hakkı kazandılar ve bu kapsamda Eylül ayında Lüksemburg’da gerçekleşecek sergide de yer alacaklar. 2010 sonbaharda, Dublin, Temple Bar Galeri ve Stüdyo’da misafir sanatçılık programına katılacak sanatçıların, 2010 Ekim ayında Frankfurt, Galeri Heike Strelow’da kişisel sergileri görülebilir.