Sanatın işi cevap sunmak değil, soru sormaktır

Sanatın işi cevap sunmak değil, soru sormaktır
Sanatın işi cevap sunmak değil, soru sormaktır
Ali Poyrazoğlu, sanat hayatınının 40. yılını 'Beni Yeniden Sev' oyunu ile kutluyor. Poyrazoğlu Rönesans insanı gibi davranmaya çalıştığını söylüyor
Haber: İPEK İZCİ - ipek.izci@radikal.com.tr / Arşivi

110 oyun sahneledi. 60 filmde başrol oynadı, 350 bölüm TV dizisi yazdı & yönetti, 300 bölümünde oynadı. 100’e yakın talk show’un yanı sıra, 12 yıl radyoda ‘Gölge’de Muhabbet’ adıyla program yaptı. 35 oyun çevirdi. 6 kitap yazdı, 20 yıl gazetelerde köşe yazarlığı yaptı. 15 yıldır üniversitelerde hocalık yapıyor. 25 yıldır kendi okulu var, oyuncu yetiştiriyor. 15 yıla yakın bir zamandır da şirketlerde eğitim veriyor. Kendi tiyatrosunu 1972 yılında kuran ve hiçbir sezon ara vermeyen Ali Poyrazoğlu’nun 40 yılının kaba özeti bu. Usta oyuncuyla, son oyunu ‘Beni Yeniden Sev’i konuşmak için buluştuk, muhafazakâr sanatı, Şehir Tiyatroları’nı konuşmadan duramadık… 

40. sanat hayatınızı Alphonso Paso’nun yazdığı ‘Beni Yeniden Sev’ oyunu ile kutluyorsunuz.
Evet, Alphonso Paso, star olmamı sağlayan yazarlardan birisidir. Onun ‘Evet evet evet’ adlı oyununu yıllarca Gülriz Sururi ile oynadım. O oyun beni çok ünlü bir tiyatrocu haline getirdi. 

Tiyatro, film, dizi, köşe yazarlığı, talk show, eğitmenlik… Neden bu kadar çok iş yaptınız?
Çünkü çok eğlendim. Ben eğlenerek iş yapan bir adamım. Bir de bir Rönesans insanı gibi davranmaya çalışıyorum. Farklı disiplinlerde kendimi sınayıp becerip beceremeyeceğimi merak ediyorum. Ve inatla asılıyorum öbür işlerime de… Yenilik getiriyorum, farklı bakıyorum. Yaratıcı olmak, her gün işe yeniden başlamak için… Ve bu bahar dedim ki bir Alphonso Paso oyunu oynayayım. 

Yazarın 100. ve son oyunuymuş…
Evet, İspanyol yazarlar çok üretkendir. Alphonso Paso’nun İngilizce’ye, Almanca’ya, Fransızca’ya çevrilmiş oyunları var ama çoğu çevrilmemiş. Kızı Almudena da arkadaşımdır. Ona söyledim bir Alphonso Paso oynamak istediğimi. “Senin bugünkü aktörlük ustalığına, yaşına yakışacak en zor oyunudur ‘Querida Profesor’ (Sevgili Öğretmenim). Onu oynasan” dedi. “Çok isterim” deyince, “Bir hafta sonra sana İngilizcesini atacağım” dedi. Benim sayemde oyun İngilizceye çevrilmiş oldu yani. Ben de İngilizceden Türkçeye çevirdim, Türk toplumuna uyguladım. Almudena’ya da söyledim kadın haklarıyla ilgili bazı müdahaleler yapacağımı. Çünkü erkekler kadınları görmüyor, görmezden geliyor, bu da bir şiddet uygulama yöntemi. Psikolojik şiddet. Oyunun bu noktası beni çok ilgilendiriyordu çünkü öğrencisine âşık olan bir matematik öğretmenini oynuyorum, karısını unutuyor birdenbire. Sonra hatırladığı ve ilişkiyi gözden geçirdiği noktada, onu var eden insanın karısı olduğunu anlıyor. Öğrencisine olan aşkı, karısına olan aşkını yenilemesine fırsat veriyor. Kendini sınamış oluyor, onun için oyunun adını değiştirdim ‘Beni Yeniden Sev’ koydum. Bir de inanıyorum ki ben sevgi dediğimiz olgu her gün yeni baştan keşfedilmeli. Yeniden sevmeyi, sevgiyi her gün yeniden icat etmeyi öğrenmeliyiz. 

Oyunun sonunda da seyirciye diyorsunuz ki, “İnşallah başınıza aşk düşer”.
Evet, hangi durumda olursanız olun, ister evli, ister bekâr, ister boşanmak üzere hiç fark etmez. Ama inşallah başınıza aşk düşer! Çünkü ben hayatta yenilenmeye, yaşamı yeniden kurgulamaya inanan bir insanım, bunun itici gücünün de aşk olduğuna inanıyorum. Yani işimize, sevgilimize, arkadaşlarımıza, ülkeye olan aşkımızı her gün yeniden gözden geçirip, yeniden sevmeyi öğrenirsek, ülkeyi de, kendimizi de, başkalarını da, bizim gibi düşünenleri de düşünmeyenleri de daha farklı sevmeyi öğreniriz. Sanat da bu konuda yol göstericidir. Onun için sanat çoğunlukla büyük kalabalıkların düşündüğü biçimde düşünmez. Bu yüzden sanat farklı, aykırı bakışlar, aykırı öyküler, aykırı kahramanların, genel gidişin, genel ahlakın, günlük sıradanlığın dışında kalan insanların ve onların öykülerini anlatır. O yüzden bu muhafazakâr sanat tartışmalarına çok gülerek bakıyorum. 

Muhafazakâr ve sanat kelimeleri yan yana gelebilir mi?
Gelebilir ama şöyle gelebilir. Sanat zaten muhafaza ediyor. 

Neyi muhafaza ediyor?
Sanat, dönüştürücü bir mekanizma olarak bugünü yarına dönüştüren, insanın ruhunu, bakışını değiştiren, kendini her gün yeniden sınayıp, kendisi ve yaşamı üstüne düşünmesini sağlayan bir mekanizmadır. Bugüne kadar gelişi, konumu adlandırıp, onu nasıl değiştirebileceğini, nasıl farklı bir gözle yaşamlarla insanlarla iletişim kurabileceğini anlatır. Sanatın işi cevap sunmak değil, soru sormaktır. Deha, soruda gizlidir, cevapta değil. Sanat sorular sorduğu için yaratıcıdır, bu yüzden deha, sanatın itici gücüdür. Sanat sürekli bir devrimin peşinde olduğu için muhafazakârdır diye adlandırılamaz. 

Muhafazakâr sanat diye bir şey konuşuluyor, nasıl tanımlayacağız onu?
Muhafazakâr sanat diye bir şey tanımlanamaz. Sanat, muhafaza eder, korur, olanı biteni tespit eder ama yeni bir şekilde değiştirilmesini önerir. Sözcük anlamında muhafazakâr tavrın, bakışın sanatın içinde yeri yoktur. Öyle bir şey söz konusu değil. Resmin muhafazakârını yapmayı önerebilir misin? “Muhafazakâr şiir yaz” diyebilir misin? “Muhafazakâr müzik bestele” diyebilir misin? Nasıl ki bunları diyemiyorsan, “Muhafazakâr tiyatro yap” da diyemezsin. “Muhafazakâr sinema yap” da diyemezsin. 

Şehir Tiyatroları’nın yeni tüzüğünü okumuşsunuzdur muhakkak.
Okudum, eski tüzüğü de okudum. Yeni yönetimin nasıl davranacağı, nasıl çözüm önerileriyle ortaya çıkacağını bilmiyoruz, göreceğiz. Tabii ki karşıyım bu tepeden inmeci bakışa ama zaman içinde tüzüğün bazı maddelerinin değiştirilebileceğini düşünüyorum. 

Şehir Tiyatroları’nda çalıştınız bir dönem.
Evet, Şehir Tiyatroları’ndan sonra bir iki özel tiyatroda çalıştım. Sonra da kendi özel tiyatromu kurdum. 

ŞT’den atılmışsınız bildiğim kadarıyla. Neden?
Doğrusu uyuşamadım oradaki bürokratik çalışma düzeniyle. 

Kısıtlayıcı mıydı?
Hem memurluk hem sanat zor yan yana gelen şeylerdir. Ödenekli tiyatrolarda çalışan sanatçılar memur olmak zorunda kalıyor. Onların çalışma koşullarını mümkün olduğunca özgürleştirmek de aslında bu desteği sağlayanların işidir. Hem desteği sağlayacaksın, hem gırtlağını sıkacaksın olmaz ki! Ayrıca özgürlük sınırlarını da genişleteceksin. Parayı ben veriyorum, düdüğü ben çalarım söz konusu olamaz. Parayı kimsenin verdiği yok bir kere, vatandaşın vergilerinden veriliyor bu paralar, kimse babasının evinden getirmiyor. Dünyanın hiçbir yerinde parayı verenler, muhasebeyi denetlemenin dışında tiyatronun repertuvarına, oyun, oyuncu, yönetmen seçimine karışmazlar. Yani bir tiyatro bir sanat yönetmenine emanet edilir, bir de tiyatroya yönetici seçilir. Başka bir usul yoktur! Bu yeni icat deneme olarak kalır diye ümit ediyorum. 

Şehir Tiyatroları’nda grev de gündemde.
Haklarını sonuna kadar kullanacaklar çünkü orada onların özgürce yaratım hakkı çiğnenmek istenmekte.


* Ali Poyrazoğlu, 18. İstanbul Tiyatro Festivali kapsamında ‘Asi Kuş’ isimli bir gösteri yapacak. Georges Bizet’nin ünlü operası Carmen’i oynayacak olan Poyrazoğlu’nu, Carmen, Bizet, Don Jose, Ali Poyrazoğlu, Toreodor ve Boğa rollerinde izleyeceğiz. Oyunlar, 10 ve 15 Mayıs’ta saat 20.30’da Kenter Tiyatrosu’nda!

* ‘Beni Yeniden Sev’, bugün İzmir İsmet İnönü Sanat Merkezi, yarın Karşıyaka Opera ve Tiyatro Sahnesi’nde! 3 Mayıs’ta ise İstanbul Kozzy Kozyatağı Kültür Merkezi’nde. Hem İzmir’de hem İstanbul’da oyunun başlama
saati 20.30!