'Sanatta ayıp olmaz...'

Yirminci yüzyıl bir cinsellik yüzyılı oldu. Sanatsal üretimin ister reklamcılık ve nesne tasarımı gibi ticari, ister sinema gibi sanayi, isterse diğer 'esoterik' kolları olsun, tümü, erotizmi öne çıkardı.
Haber: HASAN BÜLENT KAHRAMAN / Arşivi

Yirminci yüzyıl bir cinsellik yüzyılı oldu. Sanatsal üretimin ister reklamcılık ve nesne tasarımı gibi ticari, ister sinema gibi sanayi, isterse diğer 'esoterik' kolları olsun, tümü, erotizmi öne çıkardı. Bu, içinde bulunduğumuz çağda da sürecek bir eğilim.
Neden, ne oldu da cinsellik sanatı bu kadar kuşattı?
Sanat aslında dinsel, Tanrısal bir şey. Başlangıçtaki oluşumunda 'şamanistik' nedenler etken olmuş. Bu yanıyla doğayı doğrudan ya da simgesel olarak yansılamaya (taklit etmeye) çalışmış.
Başlangıçta ulviydi
Yirminci yüzyılın en önemli aydınlarından birisi olan, Andre Malraux, aynı zamanda bir sanat tarihçisi. Ama onu bir 'sanat tarihi düşünürü' olarak nitelendirmek daha doğru olur. Büyük hacimli kitabı 'Tanrıların Dönüşümü'nde bu bağlamı kuşatacak şekilde iki noktanın üstünde durur.
Ona göre, başlangıçta, sanat yapıtı, insanın tanrılaşmasına olanak veren, ilahi, ulvi bir şeydir. Yunan sanatının ortaya çıkışıyla sanatta sekülerleşme başlar. Yunan sanatı, vecdin yerine neşeyi, tekliğin yerine çokluğu, kutsalın yerine yüceltilmiş olanı, kaderin yerine trajediyi koyarak, gülümsemeyi keşfedip göstererek sanatın yercilleşmesini sağlamıştır. Çünkü, der, Yunan heykeli, dayandığı akılcılıkla, insanlığın, Tanrısal olanın dışında, kendi bilinciyle üretip kabul ettiği bir güzellik anlayışı sergilediği ilk sanattır. Güzellik artık yüce olandan yercil olana inmiştir.
Malraux tartışmayı orada bırakır. Fakat asıl sorun ondan sonra başlar. Çünkü, düşününce insan, işin içinde, bu 'tarihsel' ve diyelim 'somut' gerçeğin ötesinde bir boyut bulunduğunu seziyor. O da şu: Acaba sanatın erotik olması yercil hale gelişiyle birlikte mi başladı? Mesela, ideal, oranlarla biçimlenmiş kusursuz bir kadın bedeninin gösteren Knidos Venüsü acaba erotik bir anlam da taşıyor muydu?
Sanat tarihi açısından bakınca, antik Yunan sanatında erotizmin oynadığı büyük rolü hemen görmek kolay. Bugün rahatlıkla pornografi diye nitelendireceğimiz cinsel birleşme sahneleri, üstelik eşcinsel boyutlar da içerecek biçimde, dönemin vazolarında, testilerinde resmediliyordu. Fakat, onlar da, bizim bugün anladığımız anlamda bir erotizm boyutu taşımaktan çok uzaktı. Dönemin felsefesiyle iç içe geçmiş anlamlara sahipti.
Tanrısal çıplaklık
Aynı şey Rönesans dönemi ve daha sonraki dönemler için de geçerli. O yapıtlarda görülen çıplaklık bir kez daha tanrısal bir anlam taşır, ülküsel güzelliğin dışavurumu olarak ortaya çıkar.
Peki o zaman nasıl oldu da erotizm, sanatı böylesine kuşattı?
Bu iş, 20. yüzyılın ikinci yarısında başladı. Gerçi 19. yüzyıl sonunda bu iş kendisini göstermeye başlamıştı, ama asıl kopuşu galiba 20. yüzyılın sanatı ticarileştiren ve kitleselleştiren açılımlarına borçluyuz.
Bu oluşumun arkasında, cinselliğin toplumsal bir içerik kazanmasıyla, belli cinsel tavır ve tutumların toplumsal alanda ifade edilen bireysel bir 'hak' haline getirilmek istenmesiyle ilişkili. Bu gelişmenin en önemli rolünü de 1960'lar oynadı. O on yılda ortaya çıkan hippi hareketi cinsel özgürlük arayışıyla bütünleşti. Giderek kitlesel, siyasal ve toplumsal bir boyut kazandı. Kadın hareketi bu ateşi daima besledi. Mary Quant'ın mini eteği bulması, kadınların pantolon giymesi, nihayet doğum kontrol hapının bulunması, ABD'de eşcinselliğin yasallaşması, cinselliğin gündelik hayatın bir parçası haline gelmesine yol açtı. Fakat, özellikle popüler kültür endüstrisi devreye girip, Playboy ve Penthouse gibi dergileri ortaya saçınca ve 'sex shop'larla yaygınlaşan cinsellik sanayii kurulunca işin sınırları büyüdü.
Bunlar gerçek ama hâlâ ortada bir soru var: 'Yüksek sanat' bütün bunlara niye bulaştı, niye cinsellik, erotizm bugün onun temel motifi?
Gündeliğin estetiği
Bu işin dört temel yanıtı var:
Öncelikle, sanat, özünde, gündelik olanı estetize eder. (Estetik olana karşı çıkan sanat bile son kertede budur.) Dünyayı algılamamızı yönlendirir, ona yeni bir açıdan bakmamızı sağlar. Bu yanıyla, ele aldığı konuyu sorunsallaştırır, bizi, ona yeni bir açıdan bakmaya zorlar. Bu, cinsellik için de geçerli.
İkincisi, sanat, bugün en uç noktasında bile, bir piyasa ve ekonomiyle iç içedir. Kitle kültürünün insanlarda alışkanlık haline getirdiği bir şeye kapalı kalamaz.
Üçüncüsü, sanat her şeye rağmen yasak, gizli ve tabu olanın üstüne gider. O yasağın içinde taşıdığı gizemlilik onu daha da etkileyici bir konuma oturtur. Buna kapalı kalan bir sanat düşünülemez.
Herhalde hepsinden önemlisi ve dördüncüsü, sanatın, ele aldığı gizli ve yasak şeyi meşrulaştırmasıdır. Cinselliği içeren sanat, başka bir alanda bakılması, görülmesi yasak olanı kaygısızca insanın önüne getirir, o da çekinmeden ve hatta bir 'paye kazanarak' bakar ona.
'Sanatta ayıp olmaz' lafının asıl anlamı budur!