Sanatta parayı veren içeriği de belirler mi?

Sanatta parayı veren içeriği de belirler mi?
Sanatta parayı veren içeriği de belirler mi?
Belediye Şehir Tiyatroları'nın içeriğini belirleme hakkına sahip mi? Dünyada devletin tiyatrosu var mı? sorularının yanıtlarını araştırdık. İlkine hayır diğerine evet çıktı
Haber: CEM ERCİYES / Arşivi

Şehir Tiyatroları’ndaki yönetmelik değişikliği Türkiye ’nin uzun süreli tartışmalarını tekrar gündeme getirdi. Devletin sanat kurumu olur mu, bu kurumlar ne kadar bağımsız olmalı? Tartışma medyada da geniş yer buluyor. Neredeyse her gazetede köşe yazarları her gün yorumlarıyla bu tartışmaya katılıyor. Temel bir görüş farkı ise iki gün arayla Doğan Hızlan ve Fehmi Koru tarafından dile getirildi.
Kültür sanat dünyasının önemli kalemlerinden Doğan Hızlan köşesinde “Maddi yardım yapalım, ama onların oyun seçimine müdahale etmeyelim” derken muhafazakâr kesimin etkili gazetecilerinden Fehmi Koru “Sonuçta ‘parayı basan kararı da verir’ gerçekliği önemli. Ödenekli tiyatroların da bir sahibi var: Millet veya kent halkı...” diye yazdı. 

Kamunun sanata destek vermesi her gündeme geldiğinde, tekrar tekrar “Bizden başka hiçbir ülkede devletin tiyatrosu yok” görüşü gündeme gelir. Sanat dünyası bunun temel bir yanlış görüş olduğunu biliyor. Özellikle Avrupa ülkelerininin tamamında gösteri sanatlarına devletin doğrudan desteklediği kurumlar var. Tiyatrolar, opera ve baleler, orkestralar... İngiltere’de ülke çapında kültür sanat etkinliklerini destekleyen devlet kurumu Arts Council, National Theater, Royal Opera gibi önemli kurumlara da büyük oranlarda destek veriyor. Bu desteğin ana kaynağı ise National Lottary, yani ulusal piyango idaresi. 

Avrupa’da durum nasıl? 
Mesela Ulusal Tiyatro’nun (National Theater) yıllık bütçesi 30 milyon sterlin. Bunun yarısı kamu tarafından karşılanıyor. Bütçenin üçte biri bilet satışlarıyla karşılanıyor, geriye kalan oran ise sponsorluklar ve bağışlardan geliyor. England National Opera da benzer oranlarda devlet desteğiyle ayakta duruyor.
Almanya’da ‘devlet’ opera ve tiyatroları var. Her biri bulunduğu kentin ya da eyaletin yönetimi tarafından destekleniyor. Sanatçılar çoğunlukla uzun dönem sözleşmelerle çalışıyorlar. İtalya’da La Scala gibi ünlü operalar ve pek çok tiyatro doğrudan devlet desteğiyle ayakta duruyor. Mesela ekonomik kriz sonrası sanat harcamalarını kısan İtalyan hükümetine karşı La Scala çalışanlarının yaptığı grevler sık sık dünya basınının gündemine gelmişti. Fransa ve Hollanda gibi diğer Avrupa ülkelerinde de durum böyle. Eski Sovyet coğrafyasındaki Gürcistan, Azerbaycan, Rusya gibi ülkelerde daha da devlete bağlı ve bağımlı bir sanat ortamı var. 

Tabii, ABD’de durum farklı. Bu ülkede en büyük sanat kurumları bile kendi yağında kavrulmak zorunda. Mesela Washington’daki Kennedy Center, Ulusal Opera ve Senfoni Orkestrası’nın mekânı. Bu iki kurum tamamen bilet gelirleri ve bağışlarla 70 milyon dolarlık devasa bir bütçeye sahip. Devlet sadece Başkan Kennedy adına ‘yaşayan bir abide’ olarak tanımlanan binanın bakım maliyetlerini karşılıyor.
“Parayı basan kararı da verir mi” diye edebiyat, tiyatro ve sinema çevresinden sanat insanlarına sorduk. Aldığımız yanıtlar hep sanatın bağımsızlığından yana oldu. Temel kaygıyı en iyi ve en esprili biçimde Derya Alabora ifade etti: “Parayı veren düdüğü çalar tabii, ama çaldığı sadece düdük olur, sanat olmaz.”

Parayı veren düdüğü çalar ama sanat olmaz
Atİlla Dorsay (Sinema Yazarı): Tam muhafazakâr sanat olur mu olmaz mı, tartışmaları yapılırken, Şehir Tiyatroları’nda muhafazakâr bir yönetim olabileceği fiilen kanıtlandı. Tabii ki parası belediyeden çıkan bir kuruluşun kendi paralelindeki sanatçılar ve sanat eserlerini teşvik etmesi eşyanın tabiatı icabı sayılabilir. Ama bunun genelde topluma ve sanata herhangi bir hayır getirmeyeceği de gün gibi açıktır. Üstelik Darülbedayi gibi neredeyse yüz yıllık tarihi olan bir kuruluşta politikacıların parmanığını çorbaya daldırmaması çok daha iyi olurdu. 

Derya Alabora (Oyuncu): Muhafazakâr sanat olmaz bence. İktidarın görüşü doğrultusunda yapılan sanat propaganda olur belki. Sanat doğası iktidara karşı çıktığında parlak işler ortaya koyabilir. Sıradanın aynısını yapmak sanat değil. Sanatın özgür olması gerekiyor. Sanatın içine bürokrasiyi sokmak saçma. Ama bir taraftan bakıldığında da sinema ve tiyatro iyi birer propaganda aracı aynı zamanda. “Parayı veren düdüğü çalar mı” meselesine gelince. Çalar tabii ama çaldığı sadece düdük olur, sanat olmaz.
Cem Davran (Oyuncu): Şehir Tiyatroları benim çok küçük yaştan itibaren içinde bulunduğum bir kurum. Yani geleneğine hâkimim. Yeni yönetmelik hafif tabiriyle bu kurumu vandalca budamak anlamına geliyor. Takip ettiğim kadarıyla Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın da yeterli bilgisi yok. Yeni yönetmeliği en az on defa okudum. Bunun ideolojiyle, partiyle alakası yok. Bir sanat kurumu için böyle bir yönetmelik olamaz. Beğenmediğim eski yönetmelik bile yanında muhteşem kalıyor. “Parayı veren düdüğü çalar” meselesine gelince. Hayatım boyunca atasözlerinin yanlış yerde kullanıldığını çok gördüm ama böylesini görmedim. Bu durumla bağdaştırılamaz. Ayrıca parayı verenler düdüğü çalmayı bilmiyor ki. Önce parasıyla o düdüğü çalmak için ders almalı. Sanat için böyle basit yaklaşım olmaz. Bir de benim asıl üzüldüğüm Şehir Tiyatroları geleneğinin yok edilmesi. Bir genelek yok ediliyor, bu durumda galiba asıl muhafazakâr benim. 

Müge İplikçi (Yazar): Sanat satın alınamaz. Biricikliği de budur zaten. Siyasileştirilemez de… Dolayısıyla sanatı siyasi alana çekmeye çalışanlar yanılıyor. Sanatın kendine özgü bir dili vardır ve bu dil kendi siyasetini yaratır. Onun içinde estetik, eleştiri ve soru işaretleri vardır. Bu yüzden o özgünlüğe hepimizin saygı duyması gerekiyor. 

Mine Söğüt (Yazar): Bu ülkede hayatın her köşesine muhafazakârlık bayrağı çekilmişken, Şehir Tiyatroları’nda olan bitene şaşmanın bir anlamı yok. Kaleler olması gerektiği gibi teker teker el değiştiriyor. Bundan sonra sadece tiyatro çevresinde değil, tüm sanat ve edebiyat çevrelerinde de herkes kendine yeni bir rol seçmek zorunda. Hem zaten böyle zamanlarda sanatçıya iktidarın gözdesi olmaktansa düşmanı olmak daha çok yakışır. 

Lemi Bilgin (DT Genel Müdürü): İyi repertuvar olur, kötü repertuvar olur. Bu başka bir mesele. Ama sanatı sanatçılar yönetir. Sanatın idaresini sanatçılardan başka biri yaparsa o sanat olmaz. Dünyanın her yerinde devlet tiyatroyu destekler ve de tiyatro yönetim konusunda özgürdür. Biz, şu sıralar dünyanın en canlı tiyatro ortamına sahip ülkelerden biriyken bunları yaşamış olmak moralimizi bozuyor. 

Doç. Dr. Serhan Ada (Bilgi Üniversitesi Sanat ve Kültür Yönetimi Bölümü Başkanı): Atalar her zaman doğruyu söylememiş. Parayı veren düdüğü kapar, ama düdük çalar mı, tıslar mı belli olmaz. Bütün bunlar olur biterken gösteri sanatlarında yeni canlı şeyler oluyor. Gençler risk alıyor, yepyeni şeyler deniyorlar. Keşke hepsini birden konuşsak. Şehir Tiyatroları geçmişte de ne vartalar atlattı, bu da geçer. Belki bu vesileyle dönüşür, gençleşir ve en yeni anlamında da yenilenir. Sahi Şehir Tiyatroları’nın seyircileri nerede?


Fehmi Koru (Star): Parayı basan kararı da verir 
Özel tiyatrolarda sahnelenecek eserlerin seçimini oyunda yer alan sanatçılar mı yapıyor, yoksa parayı koyan kişi mi? O kişinin aynı zamanda sanatçı olması fazla önemli değil; sonuçta ‘parayı basan kararı da verir’ gerçekliği önemli. Ödenekli tiyatroların da bir sahibi var: Millet veya kent halkı... Millet ve kent halkı adına, görevi, seçilmiş yöneticiler üstleniyor... AK Partili belediye görevini şimdi hatırladıysa sorulacak soru “Neden müdahale ediyorsun?” değil “Neden müdahalede bu kadar geç kaldın?” olabilir ancak... 

Doğan Hızlan (Hürriyet): Maddi yardım yapıp, müdahale etmesin
Şimdiki adıyla edebi kurul, seçimini yaparken sadece tiyatro kalitesini düşünecek bu seçimde siyasal eğilimler, sanat dışı gerekçeler, kişisel inançlar rol oynamayacaktır. Sanat mutlak özgürlük ister, kendi tercihlerinizi, dar ahlak anlayışınızı buraya yansıtmayacaksınız. İktidarların siyasi anlayışının gölgesi hissedilmeyecek. Elbet başka oyunlar önerebilmeliler, ama bu sadece bir tavsiye olmalıdır. Öneride ısrar edilip, sonrasında tehdide dönmemelidir. Tiyatroyu tiyatroculara bırakalım. Maddi yardımı yapalım, ama onların oyun seçimine müdahale etmeyelim.