Sanki her şey çok güzelmiş gibi

Sanki her şey çok güzelmiş gibi
Sanki her şey çok güzelmiş gibi

Oyun, İkinci Dünya Savaşı yıllarında Macar Yahudileri?nin gündelik hayatını anlatıyor.

Sıradan başlayan bir günün sonunda Bayan Tabori Auschwitz'e yönelir. Nesrin Kazankaya 'Annemin Cesareti'ni 'Her şeyin çok yolunda olduğuna inanan insanların geçmişte de olduğunu gösterdiği için' sahnelemeye karar vermiş
Haber: MELTEM KERRAR / Arşivi

Zaman, Hitler’in Yahudi katliamının üstünden yarım yüzyılı çoktan devirmiş, Filistin’de yaşananlarla gerçeklik algımızı zorluyor her geçen gün. Yine de ‘olan’ oluyor. Hafızlarımızın geçirgen fotoğrafları ihanet ederken bize, ‘olacak olan’ hiç engelsiz devam ediyor olmaya. Sonra bir gün, 40-50 yıl sonra bir gün belki, duymaya, izlemeye, görmeye tahammüllü bir zamanda bir beste, bir film, bir oyun olarak karşımıza çıkıyor bu kez ‘olmuş olan’ olarak. Geçmişin güvenli kollarına bırakıp kendimizi, rahat izleyici koltuklarımızda belki bir parça da hislenerek, öfkelenerek, suçlayarak izliyoruz bu kez ‘olanları’. Bugün olanlar, olmaya devam edenler hissedilmek için zamanını beklerken... Zaman, kendi hukukunu hiç sorgusuz kabul ettirmişken...
Devlet Tiyatrosu’nun yeni oyunlarından ‘Annemin Cesareti’ni izlerken sorular, çağrışımlar artarak devam ediyor. Nesrin Kazankaya’nın çevirisini de yaptığı metni sahnelerken birincil amacı bu aslında: Anlatmak istenileni çağrışımlarla aktarmak.
Ünlü Macar yazar ve tiyatro yönetmeni George Tabori’nin 1944 yılında Budapeşte’de geçen bir günü anlattığı metin, annesinin başından geçenleri yansıtan biyografik bir gerçeklik de taşıyor. Nazi rejiminden Londra’ya kaçan yazarın babası ve ailesinden birçok kişi Auschwitz’de öldürülmüş. Geriye kardeşi ve annesi kalmış. Oyunda annesinin kampa götürülmek üzere tutuklandığı bir günü anlatıyor.
Hapisteki kocası, evde yapılacak işleri, çocukları ve iskambil partileriyle birbirini takip eden günlerden birindedir yine Bayan Tabori. Hasta kız kardeşi kendini iyi hissetmeyip çağırdığı için güzel siyah elbisesi, şapkası ve ‘dünyanın en güzel mavi gözleri’yle çıkar sokağa. Kız kardeşine moral vermek, bir iki el iskambil çevirmek için... Her şey sıradan, ve her zamanki gibiyken günün seyri Auschwitz yoluna doğru değişir...
Sinema perdesine ve tiyatro sahnesine defalarca taşınmış bir gerçekliği yeniden aktarmak, zaman zaman örneklerine rastladığımız ajitasyon engelini aşarak sanatsal bir dil oluşturmak kolay değil. Benzerlerinden sıyrılma ve yeni bir yol bulma noktasında biçimin içerikten bir adım önde olduğu örneklerden birini görüyoruz sahnelemede. Kazankaya böyle bir arayışla ele almış metni. “İnsanlık tarihinin bu en acı sürecini sadece acıları aktararak anlatmak, tiyatrocu olarak hiç ilgimi çekmezdi. Ama edebiyat ve üslup devreye girince, hepimizin arada bir, ‘yine mi İkinci Dünya Şavaşı!’ dediğimiz şey çok farklı görünüp yeniden cazip gelebiliyor insana.”
Nesrin Kazankaya’ya yeni bir bakış kazandıran yine metnin kendisi olmuş. Amaçladığı çağrışımlarla aktarma yolunda yazarın ironik dili ve naif tavrına koşut, izleyiciyi özgür bırakan bir sahneleme dili seçmiş. Bunu yaparken yeni sorulara, dün ve bugün arasındaki şeffaf duvarlara yer bırakmış hep. “Tabori, annesinin başından geçen bir günü, koskoca bir 40 milyonun yok edildiği savaşın vahşetini trajikomik göndermeler yaparak anlatıyor. Çok farklı bir bakış onunki. Her şeyin çok yolunda olduğuna inanan insanların yalnız bugün var olmadığı, o pencerenin özellikle açıldığı bir oyun olmasıydı bana yapma isteği veren.” Türkiye’nin güncel halet-i ruhiyesiyle çok benzeşiyor Kazankaya’ya göre bu umarsızlık. Neşeyle açılıyor sahne, sanki her şeyin çok güzel olduğu bir gün gibi...
Oyun boyunca sahne üzerinde geçmiş ve şimdi, öykü ve tiyatro, gerçek ve oyun, eşzamanlı bir yapı içinde sahnede yer alıyorlar. Bugünü dünden, oyunu gerçekten ayırmayan geçirgen duvarlar, tıpkı hafızalarımızın içi çe geçen katmanları gibi yan yana, arka arkaya, üst üste gösteriyorlar resimleri sahnede. Bir günlük bu uzun yolculuğu iki perdede sürekli ve canlı tutan bu geçirgenliği tam da onları bulabileceğimiz dans ve müzikle oluşturmuş yönetmen.

Danslı bir oyun
Metni dansla buluşturmak, onu ilk eline aldığı günlerde düşmüş aklına. Burada oyundan çok öyküye yakın olan metnin yapısı da farklı sahneleme tekniklerine ve soyutlamalara olanak tanıdığından yönetmene yol açmış. Bir oğul ve anne arasında paylaşılan öykü, yalnızca iki oyuncuyla da sahnelebilecekken işin içine dans girince bambaşka bir dile kavuşmuş. Metinde kimi zaman sayfalarca süren bir monologda oğulun anlattıkları, sahnede modern dans performanslarıyla aktarılıyor. Dansçıların bedenleri figürler, sözcükler, resimler ‘gösteriyorlar’ bize; tıpkı hafızamızın çoğu zaman oyun oynayan resimli romanları gibi...  Yedi hafta süren çalışmalarda yönetmen, koreograflar ve dansçılar ortaklaşa bir yaratım sürecine girerek doğaçlamalar oluşturmuşlar.
Hayatı boyunca Brecht’ten çok etkilenen, yapıtlarında epik ve diyalektik tiyatronun etkileri görülen Tabori’nin oyunları arasında naif, kural taşımayan ve öyküye yakın yapısıyla farklı bir yerde olan ‘Annemin Cesareti’,  sahnelenişiyle de farklılığını sürdürüyor. ‘Mavi gözleriyle’ evine dönecek Bayan Tabori oğluna “Ben sana bir öykü anlattım, sen bana bir öykü anlatıyorsun” der. Hafızalarımız oyun oynamaya devam eder, hiçbir öykü anlatıldığı gibi kalmazken...
Oyun, 24  Ocak’a dek  ayı boyunca Üsküdar Tekel Sahnesi’nde izlenebilir.