Sansür nerede başlar?

Sansür nerede başlar?
Sansür nerede başlar?
İlk kez eleştirmen örgütleri ve sanatçılar, sansür konusunda ayrı düştü. İstanbul Modern'in Bubi'nin eserini reddetmesini kınayan bir grup sanatçı, eserlerini müzeden çekerken Bubi'yi de 'ikircikli tutumu' nedeniyle kınadı
Haber: ERMAN ATA UNCU - erman.uncu@radikal.com.tr / Arşivi

İstanbul Modern’in 10 Aralık’taki ‘Gala Modern’ gecesi için sipariş ettiği Bubi’nin ‘Oturak’ adlı işini sergilememe kararı almasından bu yana sansür tartışmaları büyüyerek devam ediyor. Acak bu tartışmanın önemi, Türkiye ’de ilk kez sanatçıları, sanat örgütlerini, kurumları ve eleştirmenleri sansürün ne olduğu, ne olmadığı konusunda farklı taraflara sürüklemesi. Bubi’ye ve Mürüvvet Türkyılmaz, Ceren Oykut, Neriman Polat’ın da aralarında bulunduğu sanatçılara göre ‘bu sansür, değilse ne!’ UPSD (Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği) ve AICA’nın (Uluslararası Eleştirmenler Birliği) Türkiye merkezine göre ‘hoş bir gelişme değil’ ama ‘sansür de değil’ sadece ‘bir anlaşmazlık’. İstanbul Modern’in şef küratörü Levent Çalıkoğlu’na göre durum işin ‘konsept dışı’ bulunmasından ibaret. Bu fikir ayrılığının temelinde ise “bir kurumun kendi sipariş ettiği eseri sergilememe kararı alması sansür mü sayılmalı, yoksa küratörün inisiyatifi kapsamında mı değerlendirilmeli?” sorusu var.
Bubi’nin, üyesi olduğu UPSD’den istifa gerekçesinde de bu anlaşmazlık yatıyor. Sanatçı, İstanbul Modern’deki olay sonrası UPSD’nin arkasında durmadığını söylemiş ve dernekten istifa ettiğini duyurmuştu. Dernek istifanın ardından yaptığı ikinci bir açıklamayla sanatçının işinin müzayede tarafından reddedilmesinin üzüntü verici olduğunu ama İstanbul Modern’in de sergi adına beklentilerini ve hedeflerini ortaya koyma hakkına sahip olduğunu savundu. AICA da olayı UPSD’yle benzer bir yönden değerlendiriyor. AICA Yönetim Kurulu’nun açıklaması organizasyonun ‘kamuya açık bir sergiden uzak, davet usulü düzenlenen bir müzayede olduğu’ için olayın sansür boyutunda değerlendirilemeyeceği yönünde. Ancak sanatçı Hakan Akçura’nın kaleme aldığı ve hem UPSD’nin hem de AICA’nın aldığı tavrı eleştiren ‘Sansürün koşullusuna da, doğası ticari yaşama uyanına da hayır!’ başlıklı bildiriye imza atanlar arasında Beral Madra ve Ali Akay gibi AICA’nın kurucu üyelerinin de bulunması durumu daha farklı bir boyuta taşıyor.
27 Aralık’ta İstanbul Modern’deki ‘Hayal ve Hakikat’ sergisi kapsamındaki söyleşinin, bizzat sergide işleri yer alan bazı kadın sanatçılar öncülüğünde protestoya dönüşmesi, tartışmanın en alevlendiği an oldu. Mürüvvet Türkyılmaz, Ceren Oykut, Leyla Gediz. Neriman Polat gibi sanatçılar sergi alanına girip kendi işlerinin üzerine ‘sansürü gördük’ yazılı afişler asmıştı. Atıl Kunst, Mürüvvet Türkyılmaz, Ceren Oykut, Gözde İlkin ve Güneş Terkol konuyla ilgili yaptıkları açıklamada Bubi’yi de eleştiriyor ve “Bubi Hayon’un ikircikli sanatçı duruşunu desteklemediklerini” söylüyorlar. Yani, tartışma Bubi’yi de aşmış vaziyette. Aynı sanatçılar ‘Hayal ve Hakikat’ sergisinden çekilmeye karar verdiklerini belirttiler. Leyla Gediz de ‘Hayal ve Hakikat’ sergisinden çekildiğini bildirdi.

Bu emeğe saygısızlık
Osman Erden (AICA Türkiye Başkanı): Bunun sansür sayılmamasının, olayın bir sergide değil de müzayedede gerçekleşmiş olması gibi nedenleri olabilir. AICA’nın bütün üyeleri, bildiriyle hemfikir değil. Bildirinin altında AICA Yönetim Kurulu’nun imzası var. AICA içinde de tartışmalar oldu, diğer bildiriye imza atan AICA üyeleri de var. O yüzden şahsi görüşüm olarak söyleyeyim, bunun sanatçının emeğine haksızlık olduğunu düşünüyorum. Ortada İstanbul Modern’in daha profesyonel çalışması gerekliliği söz konusu. Bu tür olaylarda daha önceden karşılıklı mutabakatın olması gerektiği, bunun yazılı belgelere, imzalı belgelere dayanması gerektiğini düşünüyorum.

Denetimden sanatçı sorumlu
Ceren Oykut: Müzayede, para kazanmaya odaklı bir iş olduğu için sanatçının işlerini denetleyebileceklerini sanıyorlar. Buna katılmıyorum. Çünkü ortaya bir tasarım ürünü, biblo ya da hediyelik eşya değil de bir sanat eseri çıkıyorsa bunun denetiminden de, kısıtlanmasından da sadece sanatçı sorumludur. Kurum ya da müze herhangi bir denetim yapamaz. Müzayede olması sebep olamaz.

Küratörün seçmeme hakkı var
Bedri Baykam (UPSD Başkanı): İstanbul Modern’e yılda kaç iş teklifi geliyordur ya da yılda kaç kişinin işini satın alın tetklifi ya da iması geliyordur. Ve bu kurum bunların ancak kaçını alabiliyordur. Dolayısıyla her noktası seçim olayın. Yani bir küratörün işinizi seçip seçmeme hakkı vardır. Seçildiğinizde nasıl seviniyor, hoşunuza gidiyor, egonuz tatmin oluyorsa reddedildiğinizde de bu olayın bir parçası. Ama mesela Sayın İçişleri Bakanı’nın açıklamaları hükümet sansürü, sanata sansür, üçüncü erkin, devletin müdahalesi tehlikesi. Devletin sanatı terörle eş görmesi tehlikesi, Bubi’ninki kadar konuşulmuyor. Biz Bubi’nin derneği olarak bu yapıtın neden alınmadığını anlamadık, alınmadığına üzüldük. Ama İstanbul Modern’in bunu almama hakkı yoktur, konulan her şeyi sergilemeye mecburdur gibi bir şey de olamaz.

Yaptıkları sansürün daniskası
Bubi: Sansür tanımı çok açık: Herhangi bir insan üretiminin ya bir bölümünün ya da tümünün engellenmesi. Öncelikle belirteyim, bu işi yapma teklifi öncelikle İstanbul Modern’den bana geldi. Bu teklifi getirirlerken de hiçbir sınırlama koymadılar, neyi nasıl yapacağıma dair hiçbir istekte bulunmadılar. Zaten böyle bir istekte bulunsalardı ben böyle bir işi yapmayacaktım. Tamamıyla ben ve diğer tüm sanatçılar özgür bırakıldılar. Daha sonra bu işin oturak olduğu için sergilenmesi sakıncalı bulundu. Bu sansür değil de nedir? Buna çeşitli açıklamalar getirmek bana kolay geliyor. Her şeyden önce ben herhangi bir iş yapıp bir müzeye ya da bir galeriye götürmedim. Onların karıştırdıkları noktaların başında bu geliyor. Ben böyle bir şey götürseydim, bunu sergilemek istemiyoruz demek en doğal haklarıydı. Ama onlar bana hiçbir koşul sunmadan benden bir iş üretmemi isteyip çalışma sürecinde beni tamamıyla özgür bıraktılar. Bu sansürün dikalasıdır.

UPSD’den Günay’a mektup
Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği (UPSD) Başkanı Bedri Baykam, yönetim kurulu adına Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’a bir mektup yazarak Resim Heykel Müzesi’nin Tophane Antrepo 5 binasına taşınmasından duydukları kaygıları dile getirdi. Mektupta, Resim ve Heykel Müzesi’nin ana işlevinden kopartılıp, başka kullanımlara açılacağı yönündeki olasılıklardan son derece rahatsız ve üzgün oldukları ifade edildi. Mektupta endişe edilmesi gereken bir diğer konunun da eserlerin güvenliği olduğu ifadelerine yer verildi.