Savaşla semirenlerin dünyası

Savaşla semirenlerin dünyası
Savaşla semirenlerin dünyası

Yiğit Sertdemir, yazarının ?hiçbir tiyatronun oynamak istemediği bir oyun? dediği ?Kapıların Dışında?yı seçmesini en çok Borchert?in ?her daim genç ve eskimeyen? bir yazar olmasına bağlıyor.

Altıdan Sonra Tiyatro, İkinci Dünya Savaşı'nın kurbanı ve yargıcı Wolfgang Borchert'in 'Kapıların Dışında' oyununu sahneliyor. Oyunu sahneye uyarlayan ve başrolü üstlenen Yiğit Sertdemir
Haber: ECE BAKTIAYA / Arşivi

İSTANBUL - 20. yüzyıl edebiyatının önemli isimlerinden biri olmasının yanında yıkıntı edebiyatının da temsilcilerinden Wolfgang Borchert. Genç yaşta ölümüne rağmen kendi hayatının, tanıklıklarının izlerini taşıyan eserler bırakmış ardında.  Borchert’in 2. Dünya Savaşı sonrasında yazdığı çok katmanlı, yıkımı, travmayı anlattığı etkileyici bir oyun ‘Kapıların Dışında’... Oyun, Altıdan Sonra Tiyatro’nun yorumuyla (bir süreliğine kapatılan) Kumbaracı50’de sahneleniyor. 
‘Kapıların Dışında’, savaştan sakat bir bacakla dönen, karısının kendisini aldattığına şahit olan Beckmann’ın Elbe Nehri’ndeki intihar girişimiyle başlıyor. Ölümüne izin vermeyen Elbe’nin onu dışarı atmasıyla birlikte, Beckmann’ın ‘öteki’yle olan tanışıklığı, didişmesi de başlar... Siyah bir eldivenle yorumlamış Yiğit Sertdemir ‘öteki’ni. Tetiği çekmiş, insan öldürebilmiş ve buna rağmen yaşamak için bir ‘neden’ bulup devam edebilmiş, Beckmann’ın karanlık yüzüdür ‘öteki’. ‘Evet’ diyen, kandıran tarafı... Oyunun asıl derdi, sorgulaması olan, ‘hayata nerden tutunsam da devam etsem’ kaygısına durmadan cevaplar, nedenler üreten, Beckmann’ın hazırcevap yanı biraz da...

Her daim genç, eskimeyen yazar
Yazarının ‘hiçbir tiyatronun oynamak, hiçbir seyircinin görmek istemediği bir oyun’ dediği ‘Kapıların Dışında’yı seçmesini en çok Borchert’in ‘her daim genç ve eskimeyen’ bir yazar olmasına bağlıyor: ‘‘Benim bir nevi takıntımdır;  yaşlanamamış yazarların oyununu yapmak. Benim oyunlarım da öyle zaten. Altıdan sonra Tiyatro’nun hep genç oyunlar yapmak gibi bir derdi var. Borchert de 26 yaşında ölüyor. Askerden dönüyor, bu oyunu iki hafta içinde yazıyor. Ne hissediyorsa kusuyor diyelim; her şeyi anlatıyor. Oyunun gösteriminden iki gün önce ölüyor.’’  Tıpkı oyunda Beckmann’ın sakat bacakla döndüğü gibi, yazar da savaştan ciğer rahatsızlığıyla dönüyor ve bu ölümüne neden oluyor... 
İlk kez üniversitede oynadığı oyunu, biraz da yazmaya ‘mola’ vermek amacıyla sahnelediklerini söylemek mümkün... Kendi metinlerinin değil başka bir metnin peşinden gitmenin başka bir dil arayışının da ‘ipucu’ olduğu kanısında... Savaş dönemini değil, sonrasını samimi ve iyi bir dille anlatıyor olması da bugün hala bu oyunu sahneliyor olmasının önemli nedenlerinden...
Aslında radyo metni olarak, tüm görsel öğeler bir kenara bırakılarak yazılan oyun, Altıdan Sonra’nın yorumuyla görsel bir şölen havasına bürünmüş dersek yanlış olmaz. Yansıttığı kasvetle ters düşmeden izleyiciyi içine alan, zaman zaman ürpertici öğelerle ‘yaşayan’ bir oyuna dönüşmüş.
Oyun ilk kez 2007’de sahnelendi aslında topluluk tarafından. Verilen ara ise Eskişehir turnesi yolunda ‘neden yeniden oynamıyoruz’ sorusuyla son buluyor ve yeniden uyarlanarak yola devam ediyor.
Tam bir ekip oyunu ‘Kapıların Dışında’; rol alan altı kişi olsa da sahnede çok daha kalabalıkmış gibi bir etki yaratıyor izleyicide. Borchert’in bu çok çağrışımlı metnini anlaşılır kılmak için verilen çaba da gözden kaçmıyor... Sertdemir de bu izlenimi doğruluyor: ‘‘Bir oyunda, anlatılan şeyin anlaşılır olması çok önemli. Biz de bunu sağlamaya çalıştık. Çok oyun var öyle, oynayan da anlamaz, izleyen de. Denenir ama neyi denediği belli değildir. Deneysel tiyatro iyidir ama çok iyi yapılanı iyidir sadece. Dario Fo’nun bir lafı vardır;  ‘anladım denemişler ama neyi, onu anlamadım’ diye.’’
Metin üzerinde pek bir oynama yapılmadan sadece kısaltarak aslına sadık kalınmış. Yalnızca ikinci perde başında kabarede söylenen şarkı eklenmiş oyuna. Ama şarkının sözleri yine Borchert’in yazdığı savaş karşıtı manifestodan alınmış. Yorulmuş, yaşlanmış bir adam olarak çıkıyor Tanrı oyunda...  Savaş sonrası ölü sayısının artmasıyla iyice semirmiş, şişmanlamış Ölüm de var... Ardında bıraktığı ölüleri çoktan unutmuş, köşesine çekilmiş, huzurla resim yapan, ‘ince ruhlu’ faşist Binbaşı, sanat-gerçek ilişkisini yoksayan Kabareci, yağmalarla ruhu da yağmalanan Bayan Kramer... Her biri oyunun vurucu ayrı bir parçası, ‘her daim’ geçerli, her zamana uyaranabilecek ‘figür’ü... 

Her replik bir gönderme
Oyunun neredeyse her repliğinde başka bir göndermeye yakalanıyorsunuz. Tanrı, ölüm, halk gibi kavramları, çok katmanlı bir metni şaşırtıcı dercede algılanır kılan bir yorumla karşlaşıyorsunuz... ‘‘Oyunu anlaşılır kılmak adına topluluğun buluşları tüm bunlar. Bugünün kodu değilse anlamak da anlatmak da zorlaşıyor. Bugünün kodu derken yerelleştirip ‘ey mehmetçik’ formu kazandırmak değil elbette. Örneğin bana göre oyunun en etkili kodlarından biri binbaşının resim yapması. Dünya tarihinde bunu yapan faşist iki kişi vardır; biri Adolf Hitler diğerini de tahmin edersiniz. Direkt bir şeyi çağırması adına seçilmiş bir simge o. Oyunda öyle ayrıştırmaya çalıştık. Savaş sonrası biz nerdeydik? Her an başımıza gelebilecek bir şey. Başımıza geldiğinde neyle karşılaşacağız? Halk yağmacılık yapıyor. Sanat savaştan kendine pay çıkartıyor. Kokuşmuş ne varsa adına sanat deniyor. ‘Sanatın gerçekle ilgisi yoktur ki’ diyor kabareci, kulağını tıkıyor. Tanrıya sesleniyor; ‘sen gerisin’ diyor, ‘seni tapınaklara kapattılar. Sen ilahiyat mı okudun’ diye soruyor. Bu aslında Tanrı’yla ilgili bir mesele değil, inançla ilgili... İnsanın Tanrı’yla olan ilişkisi, Tanrı’yı kullanış biçimi. Bu kadar güzel anlatılır insanın tanrı üzerinden kendine yonttuğu gerçekler.’’
Kasım ayından bu yana ‘kendi’ mekanlarında oyun oynamanın tadını çıkaran Altıdan Sonra Tiyatro yeni bir oyun hazırlığında; ‘Faili Müşterek’... Oyunu Yiğit Sertdemir yazıyor.
Beyoğlu Belediyesi’nin ‘teknik sebeplerle’ bir süreliğine kapattığı Kumbaracı50’de Altıdan Sonra Tiyatro’nun oyunları ‘O.B.E.B’ (Ortak Bölenlerin En Büyüğü), ‘444’ ve ‘Kapıların Dışında’nın yanı sıra farklı toplulukların oyunları da sahneleniyor: Tiyatro Gerçek ‘Van Gogh’, Tiyatrotem ‘Hakiki Gala’, Oyun Deposu ‘Çirkin İnsan Yavrusu’, 22/11&Damaged&SIFIR ortak yaratımı ‘Luvstory’, Timis Oyuncuları ‘Yap Boz’,  ‘Yala Ama Yutma’, İlyas Odman ‘Bugün, hiçbir şey...’ ve Tiyatro Yüzleşme ‘Beyaz’.