Say: Bu sansürdür

Piyanist Fazıl Say: "Kültür Bakanı Erkan Mumcu'nun baskısı yüzünden
İKSV, 'Metin Altıok Oratoryosu'na sansür uyguladı" dedi. İKSV: "Biz aracılık yaptık."
Haber: OLKAN ÖZYURT / Arşivi

İSTANBUL - 31. Uluslararası İstanbul Müzik Festivali, 3 Temmuz' da sona erdi ama yankıları sürüyor.
Besteci Fazıl Say'ın anlattıklarına bakılırsa festivalin son konseri olan 'Metin Altıok Oratoryosu'nun sonundaki 3 dakika 20 saniyelik Sivas katliamı görüntülerinin, Kültür ve Turizm Bakanı Erkan Mumcu'nun İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı (İKSV) Başkanı Şakir Eczacıbaşı aracılığıyla yaptığı baskı üzerine gösterilememesi, sanat gündemine tekrar sansürü soktu.
Say: Yara böyle sarılır
Radikal'e konuşan Say, sansüre uğradığını belirterek ateşpüskürdü: "Erkan Mumcu ve Şakir Eczacıbaşı gelecekteki işler için iyi geçinmek istiyor. İKSV burada karaktersiz davrandı. Burada ya katillerden yana olursunuz, ya ölülerden. İkisinin ortası yok. Varsa da böyle eserler onun ortasını bulmaya yarayabilir. Yara sarmaktan bahsediyorsak, böyle sarılması lazım. Eserin sansürlenmemesi gerekir. İKSV de çirkin bir şekilde buna ortak oluyor."
Olayın taraflarından Kültür ve Turizm Bakanı Erkan Mumcu'nun tavrını dün Can Dündar Milliyet'te yazdı. Mumcu, Can Dündar'a yaptığı açıklamada şöyle diyor: "Toplumsal barış için bu projenin altına girdim. AKP içinde rahatsızlık yaratabilme ihtimaline rağmen bakanlığın bütün olanaklarını sundum. Koroyu verdim, CD'yi destekledim. Projede olmayan film son anda dayatmayla ve acıları yeniden canlandıracak şekilde gündeme getirilince itiraz ettim."
Say ise görüntülerin son anda projeye dahil edilmediğini belirterek eserin 10 ay önce filmli olarak planlandığını ve filmin bakanlık ile İKSV'ye yollandığını söylüyor.
Sansürle bir yere gidilmeyeceğini belirten Say, "Ama insanlar yapılan işlere saygı duymalı. Önce iş yapılmalı sonra tartışılmalı. Sansür olmasaydı eser bu kadar ilgi görmeyecekti. Şimdi tam sayfa gazetelerde."
Görüntüleri Can Dündar'dan aldığını, görüntülerin TRT dahil televizyon kanallarında gösterildiğini, içeriinde ise 2 Temmuz'un sabahtan akşama kadar olan hikâyesinin yer aldığı belirten Fazıl Say, belgeselin kapsamı ve uzunluğuna Metin Altıok'un kızı Zeynep Altıok'la karar verdiklerini söylüyor.
Fazıl Say olaya gösterdiği sabrı, "Eseri iptal etmek tam bir yenilgi, çıkıp bir şey söylemek ortalığı karıştırmak olacaktı. Ayrıca benim
içine düştüğüm bazı gereksiz polemikler oldu. Onlardan bir tanesini daha yaşamak istemedim. Onun için konuşmadım" diye özetliyor.
Ünlü piyanist, "Sahneye çıktık, çaldık. İnsanlar doğal olarak 'Film nerede' diye sordular. Biz de eserin sansürlendiğini söyledik" diyor.
İKSV: Biz sadece aracıyız
Başkan Şakir Eczacıbaşı imzasıyla İKSV'den yapılan açıklamada ise yaşananların İKSV'nin kendi görüşü olmadığı, vakfın sadece aracı olduğuna dikkat çekildi. Açıklama ise şöyle: "Fazıl Say, nisan ayı ortasında, çalışmaları sırasında kendisine karışılmaması konusunda bakan Erkan Mumcu ile konuşmamı istemiştir. Siyasetin sanata karışmaması, sanatçıların deyişlerini sınırsız bir özgürlükle dile getirmesi konusunda hiçbir ödün vermeyen İKSV, Say'ın bu isteğini yerine getirmiştir.
Konser günü ortaya çıkan anlaşmazlık nedeniyle, 'Metin Altıok
Oratoryosu'nun seslendirilebilmesi için başka herhangi bir girişimde bulunmaya zaman kalmadığından, İKSV'nin, Fazıl Say'la Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın uzlaşması konusunda çaba göstermekten başka hiçbir seçeneği kalmamıştır.
Görüş ayrılığı ise sayın Erkan Mumcu'nun bakanlık olanakları kullanılarak sarılması gereken derin bir yaranın deşilmesine izin vermeyeceğini söylemesi, Fazıl Say'ın ise oratoryosunda hiçbir değişiklik yapılmasını kabul etmeyeceğini söylemesinden çıkmıştır.



'Yangın görmek istemiyorlar'
Fazıl Say, Şakir Eczacıbaşı'nın dün Cumhuriyet gazetesinde yer alan, 'İlk defa sizden duyuyorum' açıklamasına tepki gösterdi. Say, gelişmeyi şöyle özetledi: "2 Temmuz akşamı genel provada İKSV Genel Müdürü Görgün Taner vardı. Konser günü öğleye doğru, Şakir Eczacıbaşı aradı 'Biz bu görüntülerin bir kısmını istemiyoruz' dedi. 'Çünkü tahrik edebilir' dedi. Ben buna karşı çıktım. Tahrik ederse bunun benim sorumluluğumda olacağını söyledim. Yani insanlar aynı görüntüleri 10 yıldır görüyor. Bu görüntüler ölüm bölümünü anlatan görüntülerdir.
Onun estetik tarzına ben karar verebilirim. Pazarlayan karar veremez. Talebi reddettim. Üç-dört saatlik telefon çarpışmaları oldu. Sonra Görgün Taner aradı. Cesetlerin ve Metin Altıok'un komadaki görüntülerini çıkarmamı rica etti. Ben Taner'i çok severim. İyi kalpli insandır. Görgün Taner, Erkan Mumcu ile Şakir Eczacıbaşı arasında sıkışmış bir durumdaydı. Başına bir şey gelecekmiş gibi sesi titriyordu, sanki 'Aman beni kurtar bu işten' falan der gibi. 'Peki' dedim, 'Sırf senin hatırına iki görüntüyü kaldırıyorum.'
O zaman görüntüler, 3 dakika 20 saniye değil 3 dakika 8 saniye oluyor. Yarım saat sonra İKSV' den bir telefon geldi. Erkan Mumcu'yla konuşulmuş, kendisi yangın görüntülerinin çıkartılmasını istiyormuş. Yangın görüntüleri filmin neredeyse tamamı. Onları kaldır demek, filmi kaldır demek. İnsanlar orada duş alırken ölmedi, yangından öldü. Biz onu anlatmaya çalışıyoruz.
Anladım ki Erkan Mumcu filmi istemiyor. Şakir Eczacıbaşı'nı baskı altına almış. Koroyu geri çekerim tehdidi var. Şakir Eczacıbaşı burada iyi bir şekilde diretmiyor. Çünkü Erkan Mumcu'yla olan ilişkilerini, gelecekteki iş ilişkelerini hesaba katıyor ve esere sansür koymayı tercih ediyor. Ben Şakir Eczacıbaşı'na, 'Bunun yarını da var' dedim."